“Terörsüz Türkiye”, Barış ve Demokrasi Projesi” kandırmacalarıyla ve ABD’nin hamiliğinde Türkiye’yi BOP felaketine sürüklüyorlar

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bugün 29 Mayıs. Yani, Büyük Atamız Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi’nin 572’inci Yıldönümü.

Büyük Atamız, Doğu Roma’yı yani Bizans’ın başşehrini fethederek varlığına son verdi. Böylece Ortaçağ’ın kapanışına ve yeni bir çağın, Yeniçağ’ın açılışına damga vurdu. Ve o fetih sonrası İstanbul’dan kaçan bilim insanları İtalya’ya, Roma’ya gidip orada çalışmalarını sürdürdüler ve Rönesans hareketlerinin başlamasına sebep oldular. Oradan da bilimin, dinin prangasından kurtularak özgürleşmesi yani bilimin doğaya ait, topluma ait yeni keşiflerinin ortaya çıkmasını sağladı, yeni teknolojinin ortaya çıkmasını sağladı. Bu da o güne kadar Tarihte görülmemiş “Burjuva” denen yeni bir egemen sınıfın ve giderek onun sisteminin, düzeninin ortaya çıkmasını sağladı.

Neyse o derin mevzu…

İşte bu atamız 21 yaşındaydı İstanbul’u fethettiği zaman. İki defa büyük kayıplar yaşandı, on binlerce askerimiz şehit edildi. Ama asla umutsuzluğa düşmedi, o da Alfa Kurt’tu.

Ne dedi?

“Ya şehir beni alacak ya ben şehri.”

Arkasında da dirayetli, kararlı, inançlı bir dini önderi vardı: Molla Gorani. Kürt Goran Aşireti’nin bir temsilcisi. O da devamlı manevi destek verdi, arkasında durdu Fatih’in.

Dikkat edersek bütün ömrü fetihlerle geçti. Ömrünün son aylarında Gut hastalığından bacakları şiş, yürümekte zorlanıyor.

O da nereden kaynaklanıyor?

Tabiî İlkel Komünal Sınıfsız Toplum kültürünün geleneklerini taşıyor. Koyun etine düşkün, sürekli koyun eti yiyor akşamları. İşte Gut hastalığını tetikleyen en önemli etkenlerden biri de o oluyor.

Ama gözü hâlâ fetihte. Gidip Roma’nın başşehrini de alacak, Roma’yı da ele geçirecek, fethedecek. Yine öyle bir fetih seferine çıktığında, hatırlanacağı gibi, 49 yaşında Gebze’de vefat ediyor bu büyük komutan, bu büyük atamız. Korku nedir bilmez o da. Aynı zamanda şair de. Avni mahlasıyla şiirler yazıyor.

Size bir tek şiirinden bir beyit okuyayım;

 

Cümle ehl-i âlemin ma’müresin arz etseler

Ehl-i fakrın hissesine mülk-i istiğnâ düşer

 

Yani;

 

Bütün el âlemin iler tutar nesi varsa ortaya konsa,

Mülksüzlerin payına düşen kâinata metelik vermemektir

 

Evet, işte biz de aynen bu düstur üzerine hayatımızı tükettik ve ömür merdiveninin son basamağına geldik. Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı bu fethin tarihsel, sosyal, ekonomik temellerini açıklayan “Fetih ve Medeniyet” adlı bir eser yazıyor. Bu da kitabın orijinal kapağı. (Kitap kapağı girecek!)

1953’te fethin 500’üncü Yılında yayımlanıyor.

Biz de günümüzde hem tarihimizi ve tarihimizin çok önemli bir bölümünü oluşturan bu fethi de inceleyen bir konferans verdik. Partimizin kuruluşunun sonrasında yaptığımız Birinci Kongre’de. 2007 Kasım’ında yayımlanmış bu kitabımızın birinci baskısı: “Fatih, Che, Kıvılcımlı Olmak”. Günümüz dünyası, dünya ve Türkiye şartlarının değerlendirmesini yaptık bu kitabımızda da.

Günümüze gelirsek…

Hep söyleyegeldiğimiz gibi; zifiri karanlık günlerden geçiyoruz. Yine defalarca belirttiğimiz gibi, yüzyıl önceki Mütareke günlerinden çok daha tehlikeli, çok daha karanlık ve kara günlerden geçiyoruz. Bugün işbaşında olanlar, siyasiler, Amerikancı Burjuva siyasetçileri, aynen yüzyıl önceki İstanbul Hükümetleri gibi emperyalistlerin hizmetine girmişler. Onların kuklası olmuşlar, vatanı milleti zerre miktarda olsun düşündükleri yok. ABD ve AB’li efendileri ne buyruk verirse onu uyguluyorlar. 1 Ekim’de Tayyip’in Kaçak ve de Haram Saray’ının Arkadan Bohçalı’sı, kaset tutsağı Devlet Bahçeli’nin Mecliste DEM’lilerin ayağına giderek sünnet çocuğu adımlarıyla ve zombi gülümsemesiyle onlarla tokalaşıp, barış dileklerinde bulunmasıyla başlayan bu yeni Öcalan ya da Kürt Açılımı süreci devam ediyor, derinleşerek ve ağırlaşarak…

Buna ne dedi Bohçalı ve Tayyip ve Burjuva Siyasetçileri?

“Terörsüz Türkiye” adını koydular değil mi?

PKK-DEM ne dedi?

“Barış ve Demokrasi Projesi” dedi buna.

İhanetlerine işte böyle güzellemelerde bulunur onlar. Aynen ABD Emperyalist Haydudunun vurgun, talan ve işgallerine “demokrasi götürme” yaftası yapıştırdığı gibi, adını verdiği gibi.

Biz ilk günden aynen bu tespiti yapmıştık. Bu; Yeni Sevr demek olan, ABD Emperyalist Haydudunun BOP’unun, Türkiye ayağının hayata geçirilmesi için atılmış ilk adımıdır, demiştik.

İşte bugün bizim bu tespitimizin ne kadar yerinde, doğru ve gerçeği dile getirdiği bizim dışımızdaki, bizimle hiç ilgisi olmayan hukukçular tarafından da ve PKK’nin sözcüleri tarafından da açıkça dile getirilmektedir artık.

Evet, buna iki örnek verelim:

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum: “Bu anayasa Türkiye’nin değil Washington’un siparişi”.

Cumhuriyet.com.tr’ye, 28 Mayıs 2025’te verdiği bir röportaj, bir açıklama bu.

“Yeni anayasa tartışmaları, iktidarın “terörsüz Türkiye” vizyonu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 hukukçuyu görevlendirdiğini açıklamasıyla yeniden alevlendi. Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum, Cumhuriyet TV’ye verdiği röportajda, bu sürecin ardında dış dinamiklerin ve Orta Doğu’daki yeniden şekillendirme planlarının olduğunu söyledi.

“Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum’a göre asıl mesele Türkiye’nin iç dinamikleri değil, dış baskılar. Batum, yeni anayasa sürecinin aslında 8-9 ay önce başlatıldığını öne sürüyor ve CNN International’da yayımlanan, Kürt temsilcisi Abdürrahim Semavi’nin açıklamalarını hatırlatıyor. ‘Semavi açıkça Türkiye, Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerini içine alan bir ortaklık planından ve bu planın anayasal zemininden bahsediyor. Türkiye’de süreç başlamadan önce bu röportaj verildi’ diyor Süheyl Batum

“KİM YAZIYOR KİM YÖNLENDİRİYOR?

“Prof. Dr. Batum’a göre bu anayasanın satır aralarında yalnızca Türkiye iç siyasetinin hedefleri değil, ABD’nin ve özelde eski Başkan Donald Trump’ın Ortadoğu vizyonu da var. “Trump açıkça söyledi: ‘100 yıl önce İngilizler cetvelle çizdi, şimdi biz çizeceğiz.’ İşte bu anayasa o cetvelin kılavuzudur.” Batum, ABD’nin Sykes-Picot sonrası yarım kalan Ortadoğu mühendisliğini, şimdi Türkiye’nin dahil olduğu bir planla tamamlamak istediğini belirtiyor.”

Evet, açıklaması uzun ama zamanımız dar olduğu için gerisine yer vermeyelim burada; ilgi duyan arkadaşlar okuyabilirler.

(Nurullah Efe’nin aktarmadığı bölümü italik olarak veriyoruz. – K. Yolu.)

“Bu plana göre:

“Türkiye, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye ile federatif bir yapı içinde yer alacak;

“PYD-YPG’ye anayasal meşruiyet tanınacak;

“Abdullah Öcalan “kurucu önder” olarak anılacak;

“Lozan Antlaşması geçersiz ilan edilecek;

“1921 Anayasası’na dönüş sağlanacak.

 “Bu, Neo-Osmanlıcılık maskesiyle pazarlanan Amerikan patentli bir harita değişimidir,” diyor Batum. “Amaç, Erdoğan’a bir ömür boyu iktidar, Türkiye’ye ise dış güdümlü bir federasyon sistemi dayatmaktır.”

“ABD BU İŞİN NERESİNDE?

“Batum’un dikkat çektiği en kritik unsur, bu sürecin bir anayasa tartışması değil, bölgesel bir yeniden yapılandırma projesi olması. Bu plan, ABD Başkanı Donald Trump döneminde şekillendi. Trump, Amerikan dış politikasını NATO, BM gibi uluslararası yapıların ötesinde doğrudan ekonomik ve askeri pazarlıklarla yürütmeyi hedefledi. “Trump diyor ki, bu coğrafya 100 yıl önce İngilizlerin denetimindeydi. Şimdi sıra bizde. Türkiye’yi de bu düzenin bir parçası yapacağız.”

“Batum’a göre, ABD bu planı uygulayabilmek için Türkiye’de güçlü ve uyumlu bir liderliğe ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Erdoğan’ın ömür boyu görevde kalabileceği bir anayasal sistem dayatılıyor.

“Bu anayasa bir hukuk belgesi değil. Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarlarının Türkiye üzerindeki anayasal kılıfıdır.”

“ANAYASANIN İÇERİĞİNDE NE VAR?

“PKK’nın son bildirisine dikkat çeken Batum, “Yeni anayasada Lozan’ın reddi, 1921 Anayasası’na dönüş, Öcalan’ın kurucu lider ilan edilmesi ve Kürt ulusunun eşit ortak ilan edilmesi gibi talepler açıkça sıralanıyor” dedi. Batum’a göre iktidar bu talepleri görmezden geliyor. “Bahçeli, terörsüz Türkiye adına Öcalan’a şükranlarını sundu. Erdoğan ise ‘ben duymadım’ diyerek geçiştirdi. Oysa mesele bu kadar ciddi.”

“BU ANAYASA GEÇER Mİ?

“Batum’a göre kamuoyu bu kez ikna olmayacak:

“2010’da, 2017’de halk kandırıldı. Grev hakkı, demokrasi vaat edildi. Şimdi ise seçmene bu anayasanın gerçek yüzü gösterildiğinde referandumda hayır diyecekler. Bu, halkın değil, dış dayatmaların anayasasıdır.”

Evet, demek ki neymiş?

Yeni Ortadoğu ve Genişletilmiş Afrika Projesi adı verilen BOP’un Türkiye ayağının hayata geçirilmesiymiş mesele. Ve ABD, Trump’ın ağzından bu buyruğu vermiş bizim uşaklara, Meclisteki bizim hep dile getirdiğimiz gibi, Amerikancı satılmış siyasetçilere.

Bunun bir kanıtı da PKK’nin en üst kuruluşu olan, PKK’nin de dahil olduğu çatı örgüt, KCK’nin Eşbaşkanlarından Besê Hozat’ın yaptığı açıklamadır. Besê Hozat aynen şunları söylüyor Agos.com.tr’de 27 Mayıs 2025’de yayımlanan bir açıklamasında;

“Besê Hozat: Silahların bırakılması ancak Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ile mümkün.”

“KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, PKK’nin 12. Fesih Kongresi, silah bırakma, Abdullah Öcalan’ın koşulları ve süreçle ilgili gündemdeki konulara dair örgüte yakın bir TV kanalında açıklamalar yaptı.

“İsrail ve ABD başta olmak üzere büyük güçlerin Kürtler üzerinden ciddi hesapları, planları var” diye konuşan Besê Hozat, ABD ve Batı’nın desteğiyle İsrail’in bölgedeki etkisinin arttığını ve bu gelişmelerin Türkiye’yi endişelendirdiğini vurguladı.

“Hozat ‘Giderek İsrail bölgede hegemonik güç oluyor. ABD, İngiltere ve batının ciddi desteği tüm bölge üzerinden etkisi giderek artıyor. Bu gelişmeler doğrudan Kürtleri de etkiliyor. Kürtler de bu gelişmelerin, savaşın tam merkezindedir. Bütün bu güçlerin İsrail ve ABD başta olmak üzere Kürtler üzerinden ciddi hesapları, planları var.’” (https://www.agos.com.tr/tr/yazi/33721/bese-hozat-silahlarin-birakilmasi-ancak-ocalan-in-fiziki-ozgurlugu-ile-mumkun)

Evet, daha önce de defalarca söyledik; ABD neyin peşinde?

Ortadoğu’da ikinci bir İsrail yaratma peşinde. Müslüman bir İsrail, Müslüman bir yeni petrol bekçisi yaratma peşinde.

Kim olacak bu?

Fidel’in de on yıllar önce söylediği gibi; Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi olacak.

“(…) Bu dizaynda kendi çıkarları, İsrail’in güvenliği temelinden bir şekilde Kürtlere de yer vermek isteyen bir politika, strateji izleniyor.” (agy)

Evet, açıkça söylüyor yani yeni Ortadoğu düzeninde ABD ve İsrail bize de yer veren bir strateji izliyor, diyor B. Hozat.

“(…) Tüm bu gelişmeler Türk devletini ciddi bir şekilde ürküttü. Özellikle devletin ‘beka’ kaygısını yaşayan devletin içindeki kesimlerde bu ciddi bir kaygıya yol açtı” diye konuştu.

“Öcalan’ın Bahçeli’nin açıklamalarını devletin resmi aklı olarak değerlendirdiğini ifade eden Hozat, ‘Apo bir inisiyatif geliştirerek harekete çağrı yaptı. Hareket bu çağrıya olumlu cevap verdi. Bunun üzerine kongre 5-7 Mayıs tarihleri arasında toplandı. Kongreyi Önder Apo’nun perspektifleri yönetti, yürüttü ve yönlendirdi’ ifadelerini kullandı.

“Öcalan’ın İmralı’dan çıkmasına vurgu

“KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, PKK’nin 12. Kongresi’nde alınan ‘fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma’ kararının, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmadan hayata geçirilemeyeceğini söyledi. Hozat, sürecin pratikleşmesi için demokratik siyaset hakkının tanınması, (yani Öcalan’a bu hakkın tanınması) hukuki düzenlemelerin yapılması” (yani BOP çerçevesinde BOP yolunun önündeki engelleri ortadan kaldıran bir anayasanın ve yasaların Meclis tarafından yapılması) ve Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının sağlanması gerektiğini belirtti.” (Parantez içindeki ifadeler N. Efe’ye aittir.)

Evet, yani daha uzun açıklamalar var ama zamanımızı kısa tutmak istediğimizden ona da yer vermiyoruz. İlgi duyan arkadaşlar okuyabilirler tamamını.

(Bu bölümü de italik olarak veriyoruz. -K. Yolu.)

“Besê Hozat, Öcalan’ın kongreye kapsamlı perspektiflerle katıldığını ve kongrede bu çerçevede yoğun tartışmalar yürütüldüğünü ifade ederek, “Kongrenin en temel kararı PKK’nin feshi, silahlı mücadele dönemini sonlandırması oldu. Bu kararın uygulanması ise Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne, demokratik siyaset hakkının tanınmasına, gerekli yasal düzenlemelere bağlıdır” dedi.

 “Silahları ancak Öcalan alabilir”

“PKK’nin aldığı karara rağmen, pratikte silahların bırakılmasının sadece Öcalan’ın özgürleşmesiyle mümkün olduğunu vurgulayan Hozat şöyle konuştu:

“Gerillaların elinden silahları ancak Önder Apo alabilir. Bu da ancak onun fiziki özgürlüğü ile mümkündür. Aksi durumda bu insanlar gelip ne yapacak? Demokratik siyaset yapmaları engellenirse zindanlara mı doldurulacaklar?”

 “CHP’ye katkı sağlayacak bir süreçtir”

“Muhalefet partilerinin sürece destek verdiğini ancak bunun yetersiz kaldığını belirten Hozat, CHP’ye yönelik çağrılarda bulundu: ‘CHP, Meclis’te bu süreci gündeme alan komisyonlar kurulması için adım atmalı. Önder Apo’nun muhataplığını tanımalı. CHP, eğer hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, özgürlük ve eşitliği savunuyorsa, bu süreci daha cesur sahiplenmelidir.”

“Hozat’a göre, sürecin gelişimi en çok muhalefete ve demokrasi güçlerine yarayacak. “CHP bugün miting yapabiliyorsa bu Kürtlerin mücadelesi sayesinde. Bu ortamı sağlayan direniştir. Bunun hakkı teslim edilmeli.”

 “Kürtlerin bayrakla değil, inkârcı sistemle sorunu var”

“CHP ve muhalefet içinden sürece dair dile getirilen kimi eleştirileri de yanıtlayan Hozat, “Kürtlerin Türkiye’nin sınırları, bayrağı ya da laiklik ile bir sorunu yok. Sorun, tekçi, inkarcı, faşist devlet yapısıyladır. Demokratik Cumhuriyet hedefleniyor, bu da tüm Türkiye’yi değiştirecek bir adımdır” dedi.”

Yani ne diyor?

Öcalan fiziki olarak özgürleşecek ve sürecin başına geçip bilfiil yönetecek. Hukuki düzenlemeler Mecliste yapılacak ve Meclisin bir kararı olarak ortaya konacak, diyor.

Besê Hozat bir de anamuhalefet partisinin, CHP’nin de bu sürece şimdilik ürkek katıldığını söylüyor. Daha aktif, daha cesur olarak bu sürece katılacak ve bu süreçte yer alacak, diyor. Yani Meclis; iktidarıyla, muhalefetiyle bu kararları alacak, Öcalan da bu hareketin başında bulunacak, diyor.

İşte olay bu…

Aynen bizim ilk günkü değerlendirmemiz; BOP’un Türkiye ayağı hayata tam olarak geçirilmese de onun yolunun önü açılacak.

PKK, Avrupa’da yaptığı toplantılarla da artık dört parçadaki Kürt coğrafyasının birleştirilip tek bir parça haline getirilmesi çalışmalarına başlanmalıdır, diyor. Ortadoğu’da İsrail gibi bütünüyle Amerikancı, Amerika tarafından belirlenen, her türlü anayasasından sınırlarına kadar çizilen yeni bir petrol bekçisi, yeni bir İsrail yaratılmış olacak.

Bizdeki burjuva siyasetçisi sahtekârlar ne dediler?

“Öcalan hiçbir şart ileri sürmeden PKK’yi feshettiğini açıklayacak”, dediler.

Buna bebeler bile inanmaz, eşekler bile inanmaz…

Ama bunlar ne yazık ki taraftarlarını inandırabiliyorlar. Çünkü MHP’nin olsun, AKP’nin olsun taraftarları, beyin çürümesine uğramış insanlardan oluşuyor büyük ölçüde. Zihin hasarlı insanlar, kul kişilikler. Özgür düşünen bir akılları yok, işleyen bir zihinleri yok, sorgulayan bir akılları yok. Öyle olunca ne doğayı görebiliyorlar ne toplumu ne dünyayı. Yarı narkozlu bir şekilde bel bağladıkları Tayyipgiller’in ve Bohçalıgiller’in peşinden sürüklenip gidiyorlar. Ve ne yazık ki anamuhalefeti oluşturan Yeni CHP’nin en önde gelen iki aktörü de; İmamın Oğlu Ekrem de, Özgür Özel de büyük bir heveskârlıkla bu sürecin içinde yer alma çabasındalar.

Bu düzenbazlar; Tayyipgiller ve Bohçalıgiller, PKK’nin silah bırakmasından söz ediyorlar değil mi?

Eşek yerine koyuyorlar insanlarımızı. PKK, Kuzeydoğu Suriye’de, Suriye coğrafyasının yüzde 25’ini kapsayan bir alan üzerinde, yüz bin kişilik, hava savunma silahları da dahil olmak üzere, ağır silahlarla donatılmış ordu kurdu, bir devlet kurdu; Pekekistan’ı kurdu.

Nereye gidecek ellerindeki silahlar?

Pekekistan’a gidecek. Kaldı ki onlar hafif silahlar. Her türlü ağır silahla donattı Amerika Kuzeydoğu Suriye’deki Pekekistan’ı. Yani PYD’yi, YPG’yi kendi deyişleriyle SDG’yi.

Ve Golani ne diyor?

Hani on günlük bir süre vermişti; bütün silahlı gruplar gelecekler, merkezi orduya katılacaklar, demişti. Süre doldu. Ama PYD, YPG kıpırdadı mı?

Hayır. Bizi kapsamaz Golani hükümetinin aldığı bu karar, dediler. Biz kapsam dışındayız, biz onların kararlarına uymayız, dediler.

Ve bunu kim de itiraf etti?

Bu Golani alçağının sözde Milli Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra. Yani bugünkü sıfatı Suriye Savunma Bakanı; “Evet aynen öyledir”, dedi. Bizim, bütün silahlı gruplar gelip merkezi orduya katılacaklar emrimiz, PKK-PYD’yi kapsamıyor, dedi. Onlar ayrı bir ordu, ayrı bir devlet ve özerk bir statüye sahip, dedi.

İşte bu Pekekistan’la ABD ne yaptı?

Tayyipgiller hükümetini de masaya oturttu; ateşkes imzalattı. Dikkat edersek, 1 Ekim’den bu yana Kuzeydoğu Suriye’de, Pekekistan’ın bu silahlı güçleriyle Türk Ordusu’nun en ufak bir karşılaşması söz konusu olmuyor, çünkü ateşkes imzalamış durumdalar ABD’nin abiliğinde, sağdıçlığında.

İşte böylesine satılmış, Amerikan kuklası, Amerikan uşağı, halk düşmanı, vatan millet düşmanı kadrolar, hâlâ halkımızı kandırabiliyorlar, halkımızın önemli bir bölümünü peşlerine takabiliyorlar. Utanmıyorlar, arlanmıyorlar, sıkılmıyorlar. Çünkü milletimizle de, halkımızla da zerre ilgileri yok bunların.

Biz bunları söyleyince de durup dinlenmeden hemen her gün hakkımızda hakaret davaları açıyorlar. Her gün yeni bir bildirim geliyor. “Sanık sıfatıyla hakkınızda yeni bir dava açılmıştır” şu mahkemede, bu mahkemede, diye… İşte bugün de öğle üzeri İstanbul 27. Asliye Hukuk Mahkemesinden; “sanık sıfatıyla hakkınızda dava açılmıştır”, diye UYAP’tan bildirim geldi.

Yapsınlar bakalım!

Bunlar zerre miktarda bizim kararlılığımızı, cesaretimizi sarsamazlar. Onlar satılmışlıklarına, hainliklerine devam ediyorlar. Onlar iflah olmaz artık, onları toprak ıslah eder.

 

İşte bizim yaptığımız, bir anlamda bazı arkadaşlara distopya gibi gelen ama gerçeğin tam da kendisini ifade eden tespit bu, yaşanan olay bu. Gerçekler acı, acıtır insanları. Onların ezberlerini bozar, sarsar zihinlerini. Ama hayaller âleminde yaşamaktansa gerçeklerin peşinde koşmak, insana en yaraşan tutumdur. Bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. Ve bu yüzden biz, acı da olsa bugüne kadar hep gerçekleri ortaya koyduk. Halkımızı gerçeklerle yüzleştirmeye, tanıştırmaya; böylece de halkımızı uyandırmaya, bilinçlendirmeye çabaladık. Hiçbir zaman oy avcılığı yapacak kadar küçülmedik. Oy moy derdinde olmadık.

Biz ise; Birinci Kuvayimilliyeci Atalarımız gibi, Büyük Atamız Fatih Sultan Mehmet gibi, Yüzyıl önceki kahramanımız Mustafa Kemal ve silah arkadaşları gibi, Ustamız Hikmet Kıvılcımlı gibi, Denizler, Mahirler gibi vatanımızın tam bağımsızlığı ve halkımızın kurtuluşu için sonuna kadar savaşmaya devam edeceğiz. Ve eninde sonunda yine biz kazanacağız!

Bir tek şey derdinde olduk: halkımızı uyandırmak, bilinçlendirmek, dünyanın ve ülkemizin gerçekleriyle halkımızı tanıştırmak. O gerçekleri halkımıza kavratmak. Bütün derdimiz bu oldu. Ancak ondan sonra ülkemizin tam bağımsızlığı ve halkımızın mutluluğu gerçekleşebilir.

Kalın sağlıcakla…

29 Mayıs 2025