Sorosçu Kemal ve avanesinin Yeni CHP’sinin Maltepe Mitingi’nde 1 milyon 6 yüz bin kişi vardı…

22.07.2017
105
A+
A-
Sorosçu Kemal ve avanesinin Yeni CHP’sinin Maltepe Mitingi’nde 1 milyon 6 yüz bin kişi vardı…

Sorosçu Kemal ve avanesinin Yeni CHP’sinin Maltepe Mitingi’nde 1 milyon 6 yüz bin kişi vardı. (Bazıları 2 milyon da diyor.)

Ondan 1 gün sonra Galatasaray’da HKP’nin, Che’nin tanımıyla “İnsan Soyunun Başdüşmanı” ABD Emperyalist Haydut Devletinin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Türkiye’ye gelerek vatan topraklarımızı kirletişini protesto eylemindeyse sadece 33 kişi…

İşte Türkiye’nin kahredici trajedisi budur…

Sadece iktidar değil, Meclisteki muhalefet rolünü oynayan partilerin de tamamı Amerikancıdır, tamamı burjuva partisidir.

Yani sadece iktidarı değil, muhalefeti de ABD devşirmektedir, ABD projelendirmektedir ve ABD oynatmaktadır…

Bu tablo tersine çevrilmedikçe, Türkiye Halkının hiçbir derdine zerre miktarda olsun çare bulunamaz. Kimse boş hayallere kapılmasın. Kimse Amerikan işbirlikçilerine kanmasın.

Bu tablo tersine çevrildiği anda ise, yani Maltepe’yle Galatasaray Meydanı’ndaki kitle sayısı tersine çevrildiği anda ise Türkiye, kurtuluşun kapısına gelip dayanmıştır. Artık ondan sonra Türkiye Halkına hiç kimse zincir vuramaz, onu hiç kimse tutsak edemez…

ABD Emperyalist çakalları ise, hain işbirlikçileriyle birlikte tıpkı 1974’te Vietnam’da olduğu gibi, taslarını taraklarını toplayıp apar topar kaçmaya mecbur kalacaklardır…

Saygıdeğer arkadaşlar;

Daha önce de pek çok kez yazdık ve söyledik. Türkiye’de demokrasinin zerresi yoktur. Seçimler, Parlamento, hepsi birer tuzaktır, birer hiledir, birer kandırmacadır.

Bir kere, Meclise hangi partilerin hangi sayıyla gireceğine ve o sayıyı kimlerin oluşturacağına kesin biçimde ABD Emperyalist Haydutları karar verir.

Hangi burjuva partilerinin iktidar olacağına, hangilerinin muhalefet olacağına, yine aynı haydut karar verir.

Meclisteki bu Amerikan işbirlikçisi hain burjuva partileri, aslında bir tiyatro oynarlar. Polis jargonuyla, yaptıkları bütün iktidar-muhalefet çekişmesi “tantanacılık” terimiyle ifade edilir. Yani, halkı kandırmak için, halkın gözüne kül serpmek için yalandan ağız dalaşı yaparlar, bazen de birbirlerine karşı fiili hareketlerde bulunurlar.

Fakat hiçbiri, halkın dertleriyle ilgilenmez. Halkın taleplerini dikkate almaz. Türkiye’nin başında dolaşan kara bulutlardan asla söz etmez. Halka şirin gelecek, onun gözünü boyayacak kuru gürültüdür, laf kalabalığıdır, bütün söyledikleri, yapıp ettikleri.

Dikkat edin!

Yoklayın belleğinizi!

Bunların bir teki olsun bugüne kadar ABD Emperyalist Haydutlarının 1990’dan bu yana Ortadoğu’yu ve ülkemizi ölüm tarlalarına çevirmesine, 10 milyon civarında Müslüman kanını dökmesine, işgallerine, talan ve vurgunlarına bir tek kelime olsun söz edebilmiş midir?

Hayır…

Bunların işi gücü kendilerini Meclise taşıyıp, o ceylan derisi koltuklara kurultan emperyalist ağababalarına şirin görünmektir, onların önünde taklalar atmaktır, onların bir dediğini iki etmemektir.

Bakın, Kaçak Saraylı Tayyip, 16 Nisan’da her türlü hukuku, kanunu çiğneyerek bir “Referandum” yaptırttı. Kendisini Firavun Sarayına Firavun olarak seçtirtmek için…

Bütün hukuksuzluklarına rağmen yenildi. Fakat yenilgisi ortaya çıkmaya başladığı anda hemen emri altındaki Yüksek Seçim Kurulunu, kanunları bir tarafa itmeye yöneltti. Açık kanunsuzluk yaptırttı. Yasanın çok açık ve kesin hükmüne rağmen, İlçe Seçim Kurulu ve Sandık Kurulu mührü taşımayan zarfların içindeki oyları da, ki bunun sayısının 2 buçuk milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir, geçerli saydırttı. Bunlar besbelli ki tümüyle sahte oylardan oluşmaktadır. Tayyipgiller’in yaptığı hayâsızca bir seçim hilesidir.

Sorosçu Kemal o akşam TV ekranlarına çıktı.

Ne dedi, eveleyip gevelemekten öte?

“YSK bu referanduma gölge düşürmüştür.”

Böyle deyip kaçıp gitti ekranlardan. Gazetecilerin soru sormasından bile korktu. “Soru almıyorum, arkadaşlar.”, deyip topukladı. Hatta o anda, arkasından bir gazetecinin, “Kaçmayın Kemal Bey!”, diye bağırmasına rağmen, kaçıp gitti. Yani o sözü de yedi…

İşte böylesine bir zavallıya “lider” diyor bazı bilinçsiz CHP’li arkadaşlar…

Ondan kısa süre sonra ise (daha net söylersek 9 gün sonra, yani 25 Nisan’da), Kaçak Saraylı Reis’in önde gelen amigolarından oluşan ekibiyle şu pozu vermekten hiç rahatsızlık duymadı:

Şu neşeli ve mutlu biraderlerin verdiği görüntüye bakın bir. Bunların arasında herhangi bir sorun var, diyebilir misiniz?

Yukarıda da dediğimiz gibi, bunlar birer oyuncu sadece. ABD yönetimindeki ihanet tiyatrosunun siyasi oyuncularıdır bunlar…

O günlerde ve sonrasında, bu sahte referandumu kabul etti, Sorosçu Kemal. Böylece de milyonlarca insanın iradesini, özlemini hiçe saymış oldu.

İşte bu utanç verici teslimiyet ve diz çöküş üzerine koltuğu da sallanıp çatırdamaya başladı. Hiç ummadığı Amerikancı kişiler, Sorosçu’ya karşı CHP liderliğine oynamaya başladılar.

İşte bu telaş üzerine Sorosçu Kemal, “Adalet Yürüyüşü”nü yapmış oldu. İşin açığı, istediği sonuca da ulaştı…

Yıllardır süren siyasi sefaletini ve İbişliğini unutturdu büyük ölçüde. Herkese alkışlattı kendini.  Sevrci Soytarı Sahte Sol da peşine takıldı, bildiğimiz gibi.

Nihayetinde de, Maltepe Mitingi’nde konuştu.

Ne dedi?

Söylediklerinden aklınızda kalan var mı?

Bir yoklayın bakalım belleğinizi…

Yok, değil mi?

O güne dek medyada onlarca, hatta çok daha fazla kişi tarafından söylenip yazıldığı ortada duran harcı âlem düşüncelerden, yani kimsenin aksini söyleyip savunamayacağı düşüncelerden bir demet yapıp 10 madde halinde sıraladı.

Bunların uygulanmasına yönelik, onun biçim ve metotlarına yönelik tek kelime etti mi?

Yooo.

Herhangi bir gazete köşe yazarının köşesinde yazıp çizdiği türden okuyup geçti sadece, bir temenni olarak, bir talepler bütünü olarak…

Siyaset bu değildir, arkadaşlar. Siyaset, mücadele yolunu, metodunu, araçlarını, programını açık, net ve kesince ortaya koyup onu uygulamaya geçmektir. Onun için dövüşmektir siyaset. Ya da güreşmektir diyelim, ılımlandırarak.

Sorosçu Kemal, kendisine yöneltilen yoğun eleştiriler karşısında biraz toparlanarak şu önemli doğruyu da savunur göründü, Maltepe Mitingi’nde.

Dedi ki; “Bu Anayasa değişikliği gayrimeşrudur…”

Çok doğru bir tespittir bu.

Peki, bu anayasa değişikliği gayrimeşru ise, Kaçak Saraylı Reis’in şu anki konumu ve durumu da, AKP’giller’in konumu ve durumu da, ve hatta Meclisin tümüyle konumu ve durumu da; başta Yüksek Yargı olmak üzere yargı kurumunun konumu ve durumu da tümüyle gayrimeşrudur, geçersizdir ve boş düşmüştür.

Böylece de Türkiye’de şu anda Devlet Başkanı, hükümet, iktidar partisi, muhalefet, Meclis ve yargı yani devletin tamamı da gayrimeşrudur.

Ne yapmak gerekir?

Tabiî ki meşru olmayan kişi ve kurumları tanımamak, onları muhatap almamak gerekir.

Öyle değil mi?

Tüm bu kurumlar o meşru olmayan Anayasaya göre oluşturulmamış mıdır?

Oluşturulmuştur…

Peki bu gayrimeşru, bu Laik Cumhuriyet’i tümüyle yerle bir eden mücrimler güruhuna karşı ne yapmak gerekir?

Öncelikle onu tanımamak ve onu; Anayasayı fiilen ortadan kaldırarak, ona göre kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyet’i devletini yıkmaktan dolayı suçlu ilan edip yargı önüne çıkartmak için mücadeleye girişmek gerekir.

İşte biz, hep bunu yaptık, bunu yapıyoruz, zafere ulaşıncaya kadar da yapmaya devam edeceğiz.

Ne dedik?

Bunlar eninde sonunda çelik bilezikle tanışacaklardır, dedik.

İşledikleri binbir suçun tamamından sorguya çekilip yargı önüne çıkarılacaktır, dedik.

Hesap vereceklerdir, dedik. Verecekler de…

Sorosçu ve avanesi ne yaptı?

Miting sonrası yeniden, aslında meşru olmayan Meclise dönerek bunlarla al takke ver külah oyununu oynamaya devam etti, eskiden olduğu gibi.

Maltepe Meydanı’nda söylemiş olduğu “meşru değildir” sözünü rüzgâr alıp savurup gitti. Yok oldu o söz. Zaten o da laf olsun diye söylemişti.

İşte bunlar böyledir, arkadaşlar. Halkın tepkisini, onu kandırarak, binbir hile, oyun, yalan ve demagojiyle düzen sınırları içinde-sistem sınırları içinde tutmakla görevlendirilmiştir, Sorosçu Kemal’in Yeni CHP’si ve Meclisteki diğer muhalif rolü oynayan Amerikancı burjuva partileri, yani MHP ve HDP de…

 

Saygıdeğer arkadaşlar;

Şu an Türkiye’nin ve halkımızın başındaki bütün felaketlerin, uğradığımız bütün dertlerin, musibetlerin, çektiğimiz bütün acıların sebebi, ABD-AB Emperyalist çakal devletleridir ve onların Türkiye’deki yerli işbirlikçileridir, ortaklarıdır, hizmetkârlarıdır ya da piyonlarıdır. Bunlar bugüne dek yapmış oldukları kötülüklerden çok daha ağır ve vahim olmak üzere; memleketi BOP cehennemine atıp, orada parçalayıp yok etmekle görevli kılınmışlardır. Ve hepsi de bu oyunun içindedir. Bunların halk karşısındaki “vatan ve millet” söylemlerinin tamamı sahtekârlıktır, kandırmacadır. Bunlar vatan ve millet düşmanıdır, ABD işbirlikçisidir.

Bu halleriyle de hepsi Anayasa dışına düşmüştür bunların. Suçlular topluluğudur bunlar…

Halkımızı, vatanımızı ve milletimizi sadece biz Gerçek Devrimciler savunuyoruz, onun hak ve menfaalerini biz temsil ediyoruz. Onun düşmanlarına karşı biz savaşıyoruz. Kurtuluşun yolu bizim yürüdüğümüz yoldur, bizim gösterdiğimiz yoldur.

Zafere de er geç ulaşacağız!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

22 Temmuz 2017

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı