Tayyipgiller, parti yöneticiliğimizi ve parti üyeliğimizi düşürüp bize siyasi yasak getirerek mücadelemizi engelleyebileceklerini zannediyor.

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Tayyip’in, Kaçak Saray’ın bir hukuk bürosuna dönüştürdüğü yargı, bize siyasi yasak getirdi.

Bize bildirdiği Yargıtay Başkanlığı Kararına göre; siyasi yasak kapsamına alınmışız, Parti Genel Başkanlığımızla birlikte Parti Üyeliğimiz de düşürülmüş.

Biz şunu söyleyelim ki; bu tür yasaklar bize vız gelir!

Biz 1967’den bu yana ülkemizin tam bağımsızlığı ve halkımızın gerçek mutluluğu için devrim cephesinin siperinde, mevzisinde kelle koltukta savaş vermekteyiz. Ömrümüzde bir tek gün tatil yaptık biz, o da ilk öğretmenlik yılımız olan İçel Mut Lisesindeki öğretmen arkadaşlarımızın yoğun ısrarları üzerine oldu. O yüzden hiç ara vermeden savaşımızı sürdürdük.

Bir savaşçı için her şey zafere kadar kesintisiz, kararlılıkla, hırsla, cesaretle, bilimle, bilinçle savaşmayı gerektirir.

Zaten bizim 2005 yılında yani legal planda Partimizin kuruluşundan bugüne kadarki Genel Başkanlığımız sürecinde ne bir özel odamız oldu ne bir özel masamız, koltuğumuz oldu ne de bizim diğer yoldaşlarımızdan farklı bir tutum ve davranışımız oldu. Bu tür unvanlar, bizim için sadece kâğıt üzerinde bir anlam ifade ederler.

Tayyip, baktı ki, bizi ne yaparsa yapsın korkutamayacak, sindiremeyecek, terörize edemeyecek, o zaman hiç değilse bunun Parti Genel Başkanlığı sıfatını alalım, bunu sade vatandaş statüsüne düşürelim, diye düşündü ama fena halde yanıldı.

Zaten bu tür sıfatları bize yoldaşlarımız yasal statünün, yasal prosedürün bir gereği olarak uygun görmüşlerdi. Onun olup olmaması, bizim savaşımız açısından zerre miktarda bir şey değiştirmez.

Ne dedik biz?

Biz, Alfa Kurt’uz, Kuvayimilliyeci Atalarımız gibi. Anadolu kapılarını açan büyük Kumandan Alpaslan gibi, İstanbul’u fetheden büyük Kumandan Fatih Sultan Mehmet gibi. Ve binlerce kahramanımızla beraber Kuvayimilliye’mizin Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Başkomutanı Mustafa Kemal gibi ve silah arkadaşları gibi…

Hiçbir şey bizim kavga azmimizi, hırsımızı aşındıramaz!

Biz, işkenceler altındayken bile faşist cellatlar haya torbalarımızı canavarca tekmelerken, bizim erkekliğimize saldırırken bile onların İbişlikleri ve korkaklıkları karşısında kahkahalarla onlarla alay edebilmiş bir insanız.

Biz, üzerimize kurşunlar yağarken bile hiç telaşa kapılmamış, endişeye düşmemiş, savaş yerimizi asla terk etmemiş insanlarız.

Bizler, 12 Eylül Faşist Diktatörlüğünün cellâtları başımızın üstünde yağlı urganlar sallandırırken, bizi idamla yargılarken bile hiç umursamamışız ve biz onları yargılamışız.

Bir Alfa Kurt’u, savaştan ancak ölüm alıkoyabilir!

Başka hiçbir şey onun hırsını, onun mücadele azmini, onun savaşkanlığını aşındıramaz, sarsamaz…

Tayyip neden buna gerek duydu son zamanda?

Biz üç konuda Tayyip’e olağanüstü bir cesaret, öngörü ve bilimin ışığındaki tespitlerimizle saldırmakta, vurmaktayız.

Nedir bunlar?

Laik Cumhuriyet’imizi günbegün, kerte kerte aşındırmakta, yıkmakta olduklarından ve onun yerine Amerikan yapımı, Amerikan kuklası, Ortaçağcı, Faşist bir Din Devleti kurmakta olduklarından dolayı. Tıpkı Nazi Almanya’sındaki gibi Türkiye’de şu anda ikili bir devlet oluşturduklarından dolayı. Bir yanda enkaza uğratılmış Laik Cumhuriyet devleti, bir yanda Amerikan kuklası, Amerikan yapımı Tayyipgiller’in mafyatik, bir çıkar amaçlı suç örgütünden başka hiçbir şey olmayan, Ortaçağcı, Faşist bir Din Devleti.

Biz, Faşist Din Devletine karşı savaşmaktayız ve Kuvayimilliyeci Atalarımızın kurduğu, kısmen de olsa Laik Cumhuriyet’i savunmaktayız, onun değerlerini savunmaktayız. Onu daha da ileri götürerek sosyal kurtuluşla taçlandırmayı amaçlamaktayız. Yani toplumumuzda sosyal eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı amaçlamaktayız. Ve ülkemizi tam bağımsız hale getirmek için mücadele etmekteyiz, savaş sürdürmekteyiz.

İki; Tayyip, daha önce de söylediğimiz gibi, Türk’e, Türk milletine düşman. Bu sebeple de aynen öncülü hain Dürrizade Abdullah, Mustafa Sabri, İskilipli Atıf, Fesli Deli Kadir ve onların benzerleriyle birlikte Laik Cumhuriyet’imize saldırmaktadır. Onlar Amerikan yapımı, Ortaçağcı Faşist Din Devletini inşa etmektedirler. Bizim Laik Cumhuriyet’imizi, kısmen de olsa Laik Cumhuriyet’imizi yıkıp tümden yok etmeyi amaçlamaktadırlar.

İşte bu sebeple, ülkemize sayı olarak ağırlıklı kısmını Suriyelilerin oluşturduğu Afganistan, Pakistan, Irak, İran ve Afrikalı 15 milyon istilacıyı doldurdular.

Ne amaçla doldurdular?

Türkiye’de Türk’ü azınlığa düşürme amacıyla doldurdular.

Böylesine hain bunlar, böylesine Türk’e ve Türk milletine düşman bunlar. Zaten Amerika, BOP’ta verdiği görevi yapsın diye bu hainler haini Tayyip’i ve onun avanesini devşirip, partileştirip iktidara getirdi, 23 yıldan bu yana da iktidarda tutmaktadır.

Ne diyoruz biz?

İktidara geldiğimiz anda, bu 15 milyon istilacının bir teki kalmamak üzere, almış oldukları statü ne olursa olsun ülkeden gönderilecektir. İsterlerse Avrupa’ya, istemezlerse geldikleri yere gönderilecektir. Bir tek istilacı kalmayacaktır ülkemizde.

Yani 2011’den bu yana, ülkemize bir proje kapsamında, bir Amerikan projesi kapsamında -Türkiye’de Türk’ü azınlığa düşürmek için- doldurulmuş olan bu istilacıların tamamı, ülkemizden gönderilecektir.

İşte bu mücadelemizden dolayı Tayyip bize diş bilemekte ve günden güne artan bir düşmanlık beslemekteydi.

Bir diğer sebebi neydi?

Ülkemizin 300 milyar doları aşkın mal varlığını, kamu malını sadece Tayyip ve yakın aile çevresi iç etmiştir, çalmıştır, lüplemiştir, küplemiştir. Bunu Tayyip’in en yakın kankilerinden AKP’nin dört kurucusundan biri olan Ekonomi Doçenti Abdüllatif Şener ortaya koymuştur. Kaldı ki Tayyipgiller, tüm avaneleriyle birlikte trilyonlarca dolarlık kamu malını yağmalamışlardır. 2002’den bugüne kadar Türkiye’nin en az 2 yıllık Gayri Safi Yurtiçi Hâsılasının tamamını hırsızlamışlar, iç etmişler ve yağmalamışlardır bu hainler. O yüzden halkımız kuru ekmeğe, kuru soğana muhtaç hale düşürülmüştür.

İşte bugünün medyadaki haberlerinden biri:

“Bir tek domates 14 lira tutuyor manavda.” Düşünebiliyor musunuz?

Geçen çarşamba günü mahallemizde kurulan hafta pazarının içinden geçtim. Esnafın en az üçte biri tahta açmamıştı, yoktu.

Sordum pazarcının birine; “Pazarın bu hali ne böyle? Niye birçok esnaf gelmemiş, tezgâh açmamış?” dedim.

“Amca iş olmuyor, esnaf da gelmiyor. İş olmayınca onca emeğe, onca zahmete niye katlansın? Katlanmıyorlar”, dedi.

Gelenlerin de büyük bir bölümü tekstil yani giyim ürünleri satıyordu.

Demek ki gıdadaki enflasyon, en azgın enflasyon türü. Halkımız yiyip içemiyor, bebelerimiz gelişemiyor. Ergenlerimizin hemen hemen yüzde 80’i aşkın bir bölümü kansızlık çekiyor, gelişme geriliği yaşıyor. Halkımızın kanını kuruttu, iliğini sömürdü, soydu bu hainler haini iktidar. Çünkü, halkımıza düşman, vatanımıza düşman.

Ve en son da Amerika’nın buyruğu üzerine, yine Amerika’nın BOP projesi kapsamında Abdullah Öcalan’ın kucağına oturarak Kaçak Saray’ın kaset tutsağı Arkadan Bohçalı’sıyla beraber ABD yönetiminde, ABD projesi olan BOP’un Türkiye ayağının hayata geçirmeye soyundu.

Buna da haince ne diyor?

“Terörsüz Türkiye”, “Barış ve Demokrasi toplumu oluşturmak için bu işi yapıyoruz”, diyor.

Her sözü gibi iğrenç bir yalan bu da!

İşte KCK Yürütme Kurulu Üyesi ve PKK Avrupa Sorumlusu Zübeyir Aydar açıkça PKK’nin yayın organına verdiği röportajda bu hainlerin başlatmış olduğu yeni açılımın adını koyuyor:

“102 yıl önce yapılan Lozan artık geçerliliğini yitirdi. O bizim için bir soykırım anlaşmasıydı, soykırımın başlangıcıydı Lozan. Sykes Picot ve Lozan Antlaşmasıyla çizilen sınırlar artık geçerliliğini yitirdi. Sınırların yeniden bugünkü koşullara göre çizilmesi, büyük Kürdistan’ın da kurulması gerekmektedir. O yüzden bu yılkı Lozan yürüyüş ve konferansımız çok büyük önem taşımakta. 2025 yılı Kürtlerin yılı olacak.”, diyor.

Demek ki neymiş bu hainlerin başlatmış olduğu açılım?

Lozan’ın ortadan kaldırılması ve Ortadoğu’da sınırların Amerika’nın BOP çerçevesinde yeniden çizilmesiymiş.

İşte bu hainlerin başlatmış olduğu bu hainane girişime karşı çıktığımız için, Tayyip ve onun Kaçak Saray’ına bağlı, onun bir hukuk bürosuna dönüşmüş yargısı; bize siyasi yasak getirdi, bizim Parti Üyeliğimizi bile ortadan kaldırdı kendine göre. Ama bu bizim için hiçbir anlam ifade etmez.

Bir savaşçıyı hangi kural durdurabilir?

Onu amacına ulaşmaktan kim alıkoyabilir?

Bunu düşünmüyor onlar. Çünkü onlar kul kişilik, onlar piyon, onlar kukla, onlar zavallı aslında.

Burada neyi gerekçe gösterdiler?

“MİT TIR’ları Davası”yla bizim orada yaptığımız savunmaları.

Hani bunlar “eğit-donat projesi” başlattılar Amerika’nın adını verdiği ve sınırlarını belirleyip, içeriğini doldurduğu projeyi başlattılar ya; dünyanın dört bir tarafından devşirilmiş Ortaçağcı meczupları, ülkemizin Güney sınırları içindeki kamplarda CIA ajanları eğitip-donatıp Suriye’ye, Beşşar Esad liderliğindeki BAAS Rejiminin iktidarda bulunduğu, Birleşmiş Milletler’e Üye Egemen Suriye’ye karşı savaştırmak üzere. Bu hainliği yaptılar ve başta Suudi olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri ve Emperyalist Avrupa Ülkeleri ve Amerika’dan gelen silahlar Türkiye’ye indirildi buradan da bu eğitilmiş-donatılmış hainlere MİT TIR’larıyla kaçak olarak (uluslararası anlaşmalara aykırı bir biçimde) sevk edildi.

İşte biz bu hainane girişim ile Suriye devletinin, BAAS iktidarının, resmi, meşru Suriye devletinin ortadan kaldırılacağını ve BOP çerçevesinde Suriye’nin parçalanacağını öngördüğümüz için bunu durdurmaya çalıştık. Yerel Mahkemelere başvurduk; bu savaş suçu içerir, dedik. Egemen bir devletin sınırlarını tanımamak, ona karşı bir savaş başlatmak onun rejimini, yönetimini değiştirmeye çalışmak, Birleşmiş Milletler Kurulu Sözleşmesi’ne göre savaş suçu içerir, dedik. Tayyipgiller iktidarı savaş suçu işliyorlar, dedik, Yerel Mahkemelere suç duyurunda bulunduk. Bir sonuç alamayınca da Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunduk.

Ama Uluslararası Ceza Mahkemesi de ABD-Avrupa Birliği Emperyalistlerinin yörüngesi içine alındığı için, onun emri altında olduğu için, bizim başvurumuzu incelemeye aldı ama hâlâ bugün bile bir işlem, bir karar oluşturmadı.

İşte onların bu hainane projesine karşı mücadele ettiğimiz için, bize “iftira ve hakaret iddiasıyla” şikâyette bulundu Tayyipgiller.

Kim bulundu?

Başta Tayyip. Ondan sonra onun Başbakanı Davitson Ahmet, Gelecek Partisi var ya işte onun başkanı. Ondan sonra onun İçişleri Bakanı Efkan Âlâ. Ondan sonra onun MİT Müsteşarı Hakan Fidan; bugün de Dışişleri Bakanı değil mi?

Bu davada aslında biz Tayyipgiller’i yargıladık, onların ihanetlerini, kötülüklerini yargıladık. Ve o dava sürecinde Tayyipgiller’in avukatlarının, savcılarının, yargıçlarının ağzından çıkan her cümle ve bizim ağzımızdan çıkan her cümle Avukat Yoldaşlarımızın ağzından çıkan her cümle derlendi ve kitap olarak ortaya kondu.

Ne demişiz biz?

“MİT TIR’ları Davası: HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut Savaş Suçlularını Yargıladı. Bizi cezalandırabilirler, hapsettirebilirler, işkenceye uğratabilirler, öldürebilirler ama asla yargılayamazlar!”

Nitekim bu da bizim yargılanamaz olduğumuzun bir kanıtı, biz onları yargılamışız.

Ve yaptığımız savunmadan bir paragraf aktarmışlar iç sayfaya da:

Ne demişiz, orada da?

“Bilmiyorlar ki doğruyu, haklılığı, adaleti ve tahrip edilmiş en insancıl, en yüce değerleri savunanlar, o değerlerin simgesi olanlar, Tarihte hiçbir zaman yargılanamamıştır.

“Onlar katledilebilir, işkenceye uğratılabilir ama asla yargılanamaz. Tarih ve halklar onları her zaman beraat ettirirler. Ve biz de çoktan bu davadan beraat etmiş durumdayız. Halkımız karşısında, insanlık vicdanı karşısında, uluslararası adalet ve hukuk karşısında ve Tarih karşısında çoktan beraat etmiş durumdayız”, demişiz.

2016 yılında yayımlanmış bu kitabımız. 345 sayfa, büyük boy, ders kitabı ebadında.

 

 

O davada bize; 1 yıl 2 ay 26 gün, aklımda kaldığına göre, ceza verdi yargıç ama hükmün açıklamasını erteledi. Tayyipgiller aradan 6-7 belki de 8 yıl geçtikten sonra davayı yeniden açtırdılar, hukuk dışı bir gerekçeyle.

Neymiş?

Tayyip davaya dahil olurken, onun temsilcisinden hukuki “olur yazısı” alınmamış.

Yahu, bu mahkemenin bir hatası, bizim için artık, hukuk diliyle konuşursak, “muhkem-i kaziye” denen kazanılmış bir hak söz konusu, bu dava bizim açımızdan açılamaz bir daha. Ama onlar hukuk, kanun diye bir şey uygulamıyorlar. Böylesine bir uyduruk gerekçeyle yeniden açtırdılar davayı ve bizi yeniden yargılamaya kalktılar.

Ama yanıldılar, yine biz onları yargıladık.

İşte o yargılamamızda da ettiğimiz tüm sözler, bir kitap olarak yayımlanacak, bunun bir ikinci cildini oluşturacak. Şu anda editör yoldaşlarımız o metinleri gözden geçiriyorlar, yayıma hazır hale getiriyorlar.

Bu davada, bu ikinci davada, Tayyip yargıyı daha da sıkı bir şekilde Kaçak Saray’a bağladığı için bize 1 yıl 5 ay 15 gün ceza verdirdi yargıcına ve o davayı hızla istinafta onattı. Biz Yargıtaya taşıyınca da Yargıtayda da onattı. Tabiî 53. Maddeden de bize dava açılmıştı, açtırmıştı Tayyip. Bu iftira, kendisine yönelik iftira ve hakaret ettiğimiz savıyla açtırdığı davanın dışında, bir de 53. Maddeden yani bize siyasi yasak getirme talebinde de bulunmuştu. Ve sonunda işte şimdi ona dayanarak güya bize siyasi yasak getirmiş oluyor.

Ama dediğimiz gibi; bizim için bu hiçbir anlam ifade etmez.

Bir savaşçıyı savaş cephesinden ancak ölüm ayırır, başka hiçbir şey ayıramaz.

Kalın sağlıcakla…

25 Temmuz 2025