Şeyh Bedreddin’in Özlemini Kurduğu Dünyanın Mücadelesi Bugün Halkın Kurtuluş Partisi’nin Omuzlarındadır >>> 29.11.2012

29.11.2012
202
A+
A-

Ustamız Hikmet Kıvılcımlı Şeyh Bedreddin’i Simavnalı Şeyh Bedreddin adlı eserinin girişinde şöyle anlatır: “Şeyh’in zamanına dek Medeniyetler, dıştan gelme barbar akınlarının Tarihsel Devrimiyle yıkılırdı…. Şeyh Bedreddin bu bilinçsiz medeniyet yıkılışları yerine, insanlığın bircik ve sürekli gelişimini sağlayacak bilinçli devrimi, başka bir deyimle: Tarihsel devrim yerine Sosyal Devrimi geçiren en bilinçli ve en orijinal büyük devrimcidir. O bakımdan, Sosyal Devrimler çağı demek olan Modern çağın ilk ve en önemli müjdecisidir.”

Şeyh Bedreddin kimdir? Neden çağının en bilinçli, en orijinal büyük devrimcisi olarak anılır?

Şeyh Bedreddin Mahmud Rumî, 1359 yılında o zamanki Osmanlı toprağı olan Yunanistan’ın Simavna Kasabası’nda dünyaya gelir. Eğitimine Edirne’de babasının yanında başlayan Şeyh Bedreddin daha sonra döneminin en bilgin hocalarından fıkıh, mantık, astronomi, matematik v.b dersler alır. Dönemin ilim merkezi olan Kahire’ye ve oradan da Tebriz’e gider.

Aynı dönemde Osmanlı Devleti, Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’ında Timur’un Ordusu’na yenilip esir düşmesi sonucu,  Bayezid’in oğulları arasında taht kavgalarına sahne olmaktadır. Tarihe “Fetret Devri” olarak geçen bu on bir yıllık dönemde halk yoksullaşmış ve Osmanlı’nın Dirlik Düzeni iyiden iyiye bozulmaya başlamıştı. Şeyh Bedreddin topraklarına döndüğünde, Edirne’de tahta çıkmış olan Musa Çelebi’nin teklifini kabul eder ve iki yıl süre ile kazasker olarak görev yapar. Sultan Mehmet Çelebi, kardeşi Musa Çelebi’yi yenip tahta geçtiğinde Şeyh Bedreddin’i de İznik’e sürgüne gönderir. Aydın, Manisa, Karaburun dolaylarında yoldaşları Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile halkı örgütlemeye girişirler.

Sürgündeki Bedreddin ve yoldaşları halka; sosyal adaleti, toprağı eşit işleyip eşit paylaşmayı ve kardeşçe yaşamayı anlatmaya başlarlar. Hızla yayılmaya başlayan bu halk hareketi bir volkana dönüşür ve üç ayrı yerde ayaklanmalar çıkar. Bu halk isyanları, Mehmet Çelebi’nin düzenli orduları karşısında yenilgiye uğrar ve Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve binlerce Şeyh Bedrettin taraftarı hunharca katledilir.

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin 
                 dikişsiz, ak gömleğinde sildiler 
                                   kılıçlarının kanını. 
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi 
hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak 
Edirne sarayında damızlanmış atların 
                                             eşildi nallarıyla.

Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların 
                            zarurî neticesi bu! 
                                                      deme, bilirim! 
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. 
Ama bu yürek 
          o, bu dilden anlamaz pek. 
O, hey gidi kambur felek, 
hey gidi kahbe devran hey, 
                                             der. 
Ve teker teker, 
bir an içinde, 
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri, 
                              yüzleri kan içinde 
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak 
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları…

 

***

 

Ve Bedreddin 
           parmakları sakalına gömülü 
                  dinliyordu küreklerin şıpırtısını.

Ben: 

-Ya! Bedreddin! dedim, 
                        uyuklayan yelkenlerin tepesinde 
                                   yıldızlardan başka bir şey görmüyoruz. 

Fısıltılar dolaşmıyor havalarda. 

Ve denizin içinden 
                           gürültüler duymuyoruz. 

Sade bir dilsiz, karanlık su, 
                                   sade onun uykusu. 

Aksakalı boyundan büyük küçük ihtiyar 
                                                   dedi:

Sen bakma havanın durgunluğuna 
                           derya dediğin uyur uyur uyanır!

 

Devrimci şair Nazım Hikmet böyle anlatıyordu Şeyh Bedreddin’in Sultan Mehmet Çelebi’nin zulmünden kaçıp Deliorman’a gidişini…

Şeyh Bedreddin biliyordu; ne Yoldaşları Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in hunharca katledilmesinin, ne de binlerce yoldaşının kılıçtan geçirilmiş olmasının bu seli durduramayacağını…

Deliorman’da yeni bir isyan başlatan Bedreddin bin bir hile ile yakalanıp Sultan Mehmet Çelebi’ye teslim edildiğinde cezası çoktan kesilmiştir.  Serez Çarşısı’nda üryan olarak asılır. Ne yoldaşları bir bir katledilirken  ne de ölüm fetvası verilmişken,  inançlarından ödün vermez Bedreddin …

O “davasının Mecnunu”dur.

Ondandır ki;

Denildi: sen de konuş. 
Denildi: ver hesabını ilhadının

(…)
Bedreddin gülümsedi. 
Aydınlandı içi gözlerinin, 
                                   dedi: 
-Mademki bu kerre mağlubuz 
netsek, neylesek zaid. 
Gayrı uzatman sözü. 
Mademki fetva bize aid 
verin ki basak bağrına mührümüzü.. 

 

Hiç tereddüt etmeden….

Bedreddin Serez’e defnedilir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, açılan mezarından çıkarılan kemikleri İstanbul’a getirilir ve 27 Mayıs 1960 Politik Devrimi’nden sonra 29 Kasım 1961’de Divanyolu’ndaki II. Mahmut Türbesi’ne defnedilir.

Sultan Mehmet Çelebi yanıldı. Bedreddin ve yoldaşlarını idam ederek, katlederek düşüncelerinin yayılmasını,  özlemini kurdukları sosyalist toplum düzeninin gerçekleşmesi mücadelesini yok edeceğini sandı. Oysa biz biliyoruz ki; “kendini halkların kurtuluş mücadelesine adayanlar asla ölmez, yok olmaz”.

Bedreddin’in özlemini kurduğu dünyanın mücadelesi, Kıvılcımlı’da, Denizler’de, Mahirler’de devam etmiş ve bugün Halkın Kurtuluş Partisi’nin omuzlarında devam etmektedir. Yolumuz uzun ve zorluklarla dolu. Halkların baş düşmanı AB-D ve onun Ortadoğu’daki bekçi köpeği İsrail dünya halklarına kan kusturmakta, yüzyıllardır kardeşçe bir arada yaşayan halkları birbirlerine düşman etmek istemektedirler. AB-D Emperyalizminin ve yerli-yabancı uşaklarının amaçlarına ulaşamayacaklarını, halkları ilelebet sömüremeyeceklerini Dünya Devrim Tarihi bize göstermektedir. Emperyalizm,  sömürü varoldukça; idam sehpalarında yağlı urganları boynuna kendi geçiren, “Ya özgür vatan ya ölüm” diyen, “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek daha iyidir” diyen önderler ve arkalarında halklar olacaktır. Eşit ve özgür günlerin geleceğine inancımız tamdır…29.11.2012

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

GENEL MERKEZİ