Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar ve onu savunanlar sadece biz Gerçek Devrimcileriz!

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
İşte bu
Alfa Kurt’un; korku nedir, yılgınlık nedir, geri adım atma nedir bilmeyen bu yiğit ve dahi savaşçının, komutanın yarın 10 Kasım’da bedence aramızdan ayrılışının 87’inci yıldönümü olacak. Ama O’nun bize bıraktığı Antiemperyalist savaş bayrağı biz gerçek devrimcilerin elinde hep dalgalanmaya devam edecek. Dolayısıyla bu yiğit Başkomutan da, bizim 100 yıl önceki önderimiz gibi, yüreğimizde ve bilincimizde yaşamaya devam edecek.
Yoldaşlarımız Mahirler’in, Denizler’in ve Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın da dediği gibi; işte bu Alfa Kurt Mustafa Kemal’i, bugün gerçekten tüm içtenliğiyle ve O’nun verdiği savaşın ruhuyla, özüyle benimseyerek savunanlar sadece biz gerçek devrimcileriz, biz komünistleriz.
Oysa Mustafa Kemal ve O’nun başkanlık ettiği Meclis ve O’na bağlı komutanlar; Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, bizim can yoldaşlarımızı Mustafa Suphi ve Onbeşler’i Karadeniz’de boğdurmuştu. Yahya Kâhya adlı Trabzon’daki kayıkçılar kâhyası olan bir çakala ve onun çetesine. Oysa Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve Onbeşler aynen bugün bizim savunduğumuz tezleri savunuyordu.
Ve 93 Harbi denen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında, Osmanlı’nın Balkanları bütünüyle kaybettiği savaşta ve Çar Ordularının gelip Sivas’a kadar dayandığı savaşta, esir düşen Osmanlı Türk atalarımızdan oluşan 2 bin kişilik bir Müslüman Kızıl Ordu kurmuştu; bunlar hem Müslüman hem komünistti. Ve onlar, silahlarıyla gelip Kurtuluş Savaşı’mıza katılmak için örgütlenmişlerdi. Yani Mustafa Kemal’in emrine girip, komutası altına girip savaş vermek üzere geleceklerdi, hazırdılar gelmeye. Ama işte Osmanlı’da ve Anadolu’da (ki Osmanlı’nın çöküşüne de sebep olmuştur bu sınıf) hemen hemen 6 bin yıldan bu yana çöreklenmiş olan insanlık düşmanı Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı ve onun ideolojisini savunan Kazım Karabekir’ler, buna izin vermedi. Kalleşçe pusuya düşürerek Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yiğit yoldaşlarımızı katlettiler.
Aslında Mustafa Kemal de açıkça Bolşevik olmayı önermişti Kazım Karabekir’e yazdığı bir mektupta; “Hemen Bolşeviklerle temasa geç, en kısa sürede Bolşevik olalım ve dünyada Bolşevikliğin öncülüğünü yapalım”, diyordu. Bu mektubu yayımladık yani kayıtlarda var, bizim literatürümüzde de var.
Yine Mustafa Kemal’in en yakın silah arkadaşlarından Hüsrev Gerede aynı şekilde, “Bolşevik olalım” diye bir mektup yazar. Ama Kazım Karabekir, vatansever olmasına rağmen Ortaçağcı din dogmalarıyla kafayı yakmış, adete meczuplaşmış bir kişiydi o yönüyle. Bu bakımdan en azgın biçimde antikomünistti. Mustafa Kemal’i oyaladı, kandırdı; “şu anda kış kıyamet hele bahar gelsin o zaman Bolşeviklerle temas kurarız”, dedi. Ama o arada Birinci İnönü Zaferi de kazanıldı ve Mustafa Kemal ve diğer komutanlara ve Meclisteki diğer kişilere Lenin’in liderliğinde, önderliğindeki Bolşevik Rusya’nın yardımı olmadan da biz Yunan’ı yenebiliriz, yenebileceğiz kanaati oluştu. İşte bu da Mustafa Suphi ve Onbeşler’in katline yol açtı.
Mustafa Kemal muhakkak ki bir askeri dâhiydi. Ama sosyal sınıf ilişki ve çelişkileri konusunda bilgisizdi, cahildi diyelim açıkça. O yıllarda; “imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz”, yalanını benimsettiler Mustafa Kemal’e ve ilk Cumhuriyeti kuran öncülere. Oysa en domuzuna sosyal sınıf çelişkisiyle parçalanmış bir toplumda yaşıyorduk.
Mustafa Kemal ve Cumhuriyetçiler, İnönü ve silah arkadaşları Devrim Kanunları çıkardılar değil mi?
Hilafeti, Saltanatı kaldırdılar, medreseleri tarikatları cemaatleri yasakladılar. Ama bu sadece neydi?
Çiftçimizin tarlasının bütün özünü sömüren ayrık otlarının, sadece yüzeydeki püçlerini, yapraklarını koparmaktı. Oysa o ayrık otlarının kökleri olduğu gibi toprağın altında, capcanlı bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Ve yağan ilk yağmurla birlikte yine toprağın bütün özünü, verimliliğini o otlar sömürüyordu. Tarlayı gerçekten verimli hale getirmek gerekiyorsa, ki gerekir, bunun için o ayrık otlarını ve diğer zararlı otları tümüyle, köküyle tarladan söküp atmak gerekir.
İşte toplumda da bu Ortaçağcı, Sümer’de MÖ 4 bin yıllarında ortaya çıkmış ve insanlığın baş belası olmuş, üretimle hiç ilgisi olmayan, üreticilerle tüketiciler arasında aracılık yaparak fahiş kâr elde eden, aynen bugün Tayyipgiller’in yaptığı gibi ve her iki kesimi de borç vererek, yine hayâsızca faizle sömüren, faiz alan bir asalak sınıftı.
İşte Din de onların ideolojisiydi.
Çünkü bütün dinler gibi İslam Dini de, Tarihin gelişimini yok sayarak kendisinin ortaya çıktığı zamana, 1400 yıl öncesinin Medine Köleci Toplumuna götürür ve orada hapseder, orada prangalar. Onun dışında bir dünya görüşünün oluşmasına, bilimin ortaya çıkmasına, aklın işlemesine izin vermez. İnsanlık var olduğu sürece genel geçer olacak bütün en doğru yaşama biçiminin, kuralların, yasakların ve dünya anlayışının, dinlerde ortaya konduğu kabul edilir inananları tarafından. Öyle olunca, insan aklı sorgulamadan mahrum kalır. Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı da ilanihaye kendi asalak sınıf sömürüsünü, azgın fahiş kâr ve faizini hep sürdürmek ister, varlığını sürdürmek ister. Bu sebeple dinlerle, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının çıkarı, tencere kapak gibi birbirleriyle uyumlaşır, uyumlu hale gelir, uyumlulanır.
İşte bu yüzden dinler, İslam da dahil, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının, bu insanlık düşmanı asalak sınıfın ideolojidir, dünya görüşüdür.
İşte bu sınıf capcanlı bırakıldığı için, bunların köküne girip kazınmadığı için, modern bir tarım toplumuna, modern bir ekonomiye geçilmediği için bunlar durup dinlenmeden tarikatları, cemaatleri yeraltında ürettiler, onların çalışmasını finanse ettiler. Dolayısıyla devamlı Cumhuriyet düşmanlığı aşıladılar topluma.
1945 sonrası İnönü, Batılı Emperyalistlerin baskısına direnemeyip onların buyrukları altına girince, bunlar artık serbestçe çalışmaya başladılar iyice. 1950 sonrasında ise bu tarikatlar, cemaatler artık şeyhler, şıhlar, hocalar bütünüyle frenlerinden boşandı, en azgın şekilde çalışmaya başladılar. Ve nihayet işte Türkiye bugünkü kara günlere sürüklendi.
Ve bir diğer felaket yönümüz…
Yine bu Tefeci-Bezirgân azgın Sınıfın etkiyle, onların siyasilerinin, komutanlarının etkisiyle, ki başta o zamanlar Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak gelir, tabiî diğer komutanlar da aşağı yukarı aynı şekilde; Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi komutanlar da tam Laik Cumhuriyeti içtenlikle benimsemiş insanlar sayılamazlar.
İşte o sebepten, 17 yaşında silah elde Yunan’a karşı, işgalci Yunan’a karşı Yörük Ali Efe’nin çetesine Kızan olarak yazılıp, savaştaki yiğitliği ve yeteneğiyle Köyceğiz Kuvayimilliye Askeri Komutanlığına kadar yükselmiş olan Hikmet Kıvılcımlı’yı zindanlara attılar komünist olduğu için ve ömrünün 22,5 yılını zindanlarda çürüttüler.
Şöyle der Kıvılcımlı anılarının bir bölümünde;
“1925’ten 50’ye kadar sadece 6 yıl dışarda kalmışım, 19 yılı içerde geçirmişim. Bu hayata anlam mı bırakır?”, der.
Yine Kuvayimilliye’nin destanını yazan, “Kuvayimilliye Şehitleri” adlı efsane bir şiiri yazan Nazım Hikmet gibi dünyanın en ünlü iki şairinden birini, 1938 Donanma Davası’nda bir komployla içeriye atıp 1950’ye kadar zindanda tuttular.
İşte hep bu Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı ve onun ürettiği siyasiler ve onun ürettiği ideoloji olan tarikatlar, cemaatler, Kur’an Kursları, İmam Hatip Okulları, İlahiyat Fakülteleri, İlahiyat Akademileri, bugün sayısı 211 bin kişiye ulaşmış olan Diyanet Kadrosu ve Tayyipgiller’in 200 bin kişi olarak kendi ifade ettikleri troller ordusu, hep Laik Cumhuriyet’e saldırdı. Hep Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki bugün temsilcisi olan Tayyipgiller iktidarını savundular; onların halkımızın sırtından beslenen profesyonel militanları durumunda, propagandistleri durumundadırlar.
İşte bu kara günlere, durup dinlenmeden çalışan bu gericilerin çalışması sonucu, hainane tezgâhları, düzenbazlıkları sonucu, sinsilikleri sonucu gelip sürüklendik.
Bunların, bu Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının bugün ekonomik plandaki örgütü MÜSİAD’dır. TOBB’dur, TİSK’tir. TÜSİAD da Modern Finans Kapitalistler Zümresinin örgütüdür. İkisi birbirleriyle kaynaşıktır. Ve ortak paydaları Amerikan uşaklığıdır, Amerikan kuklalığıdır.
Biz hep “Leninistiz” diyoruz değil mi?
Evet.
Bu Lenin’in kara kaşına, kara gözüne hayranlığımızdan dolayı değil. Kaldı ki Lenin de baba tarafından Karluk Türküdür ya da Tatar Türküdür. Oğuz Atalarımızın mekânı olan Kuzeydoğu Hazar Denizli’dir. Lenin’in esas doğup büyüdüğü şehir de Kazan’a bağlı Simbirsk’tir.
Lenin ne der “Emperyalizm” adlı anıt kitabında?
“Emperyalistler, onların tekelci şirketleri bir ülkeye yağmalamak için girdikleri zaman, oradaki en gerici sınıf ve tabakalarla ittifaka girerler”, der.
Aynen öyle oldu bizde de. Çünkü onları yarısömürge haline getirmek için, o vatan millet duygusu taşımayan, vatana millete dair hiçbir değer taşımayan, Ortaçağ’ın ümmetçilik konağında yaşayan, bu tarikatlar, cemaatler, bu dinciler; emperyalistler için hazır işbirliği yapılacak hain kuklalardır, piyonlardır. O yüzden tüm İslam ülkelerinde dikkat edersek, hemen hemen hepsinde emperyalizmin kuklası liderler vardır, bizde Tayyip gibi diktatörler, despotlar; diğerlerinde krallar, emirler, şahlar, sultanlar…
İşte felaketlerimiz bu. Bu sebeplerden bugün bu kara günlere geldik ve ülkemiz Cumhuriyet tarihimizin en tehlikeli, en karanlık günlerine sürüklendi bunlar tarafından.
Nedir bu?
ABD Emperyalist Haydudunun açıkça ortaya koyduğu ve gözlerimize çaktığı BOP Haritasına göre ülkemizin üç parçaya bölünmesidir. İşte Tayyipgiller ve Kaçak ve Haram Saray’ın Arkadan Bohçalı’sı MHP’giller, bu BOP Açılımını elbirliğiyle hayata geçirmek için uğraşıyorlar bugün.
Ne yapıyorlar?
İmralı’daki Abdullah Öcalan’ın ayağına giderek oradan direktif alıp (onun da arkasında Tom Barrack var tabiî, CIA var, Trump var) onların yönlendirmesiyle Türkiye’yi parçalama girişimine başlamışlardır.
Ne yazık ki Mustafa Kemal, İnönü’lerin partisi olan Yeni CHP de, ki eski CHP’nin tamamen zıddına dönüşmüş halidir bu, onun değerlerinin tümden terk edilmiş halidir bu, bu Yeni CHP’nin şefleri İmamın Oğlu Ekrem ve Özgür Özel de bütün heveskârlıklarıyla destek veriyorlar bu Tayyipgiller’in ve Bohçalıgiller’in başlattığı BOP Açılımına.
İşte böylesine karanlık günlerde yaşıyoruz…
Ve önderlerimizin canlarıyla, yiğitçe, devrim kavgasında hiç geri adım atmadan bedel ödeyen yoldaşlarımızın; Mahirler’in, Denizler’in ve Kıvılcımlı’ların dediği gibi; her şeye rağmen bugün Mustafa Kemal ve onun Antiemperyalist Tam Bağımsızlık Kurtuluş Bayrağını sadece biz taşıyoruz, biz yüceltiyoruz ve biz savunuyoruz.
Ve şunu da belirtelim ki, bugün ne yazık ki, Mustafa Kemal’in Başkomutanı olduğu Türk Ordusu’nun Genelkurmayı da Tayyipgiller tarafından esir alınmış ve Kaçak ve Haram Saray’a bağlanmıştır. “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diyen yiğit beş Teğmen yavrumuz ve onların üç komutanı ve geçen 10 Kasım’da Mustafa Kemal’in resmini yakasına takmayan gericilerle mücadele eden yiğit teğmenlerimiz, ordudan atılıyor bugün. Yani “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” demek suç, “Mustafa Kemali sevmiyorum, onun resmini de takmıyorum yakama” deyip yere atıp çiğneyenler, Orduda muteber sayılıyor.
Ve ne yazık ki yarın yine Mustafa Kemal’in Kuvayimilliye’ye başladığı yıllardaki kalpaklı resmini ve onun en temel sloganını; “Bağımsızlık Benim Karakterimdir!” diyen sloganını taşıyan bayrağımız Anıtkabir’e alınmayacak, Anıtkabir Komutanlığı tarafından. Çünkü o Komutanlık da Tayyipgiller’in emri altına girmiştir. Ama Tayyip’in amigolaştırdığı trollerden oluşan bir grup insan sefaleti, Tayyip’i yücelten sloganlar atacaklar; onlara hiç kimse müdahale etmeyecek ve Tayyip de onları eliyle selamlayacak. İşte bu, Genelkurmayın ne hale düşürüldüğünü açıkça gösteren bir ölçüttür.
Ama unutmasınlar ki; eninde sonunda yine biz kazanacağız.
Bu tavşan kadar yürek taşımayan Amerikan kuklaları, eninde sonunda büyük bir hezimet yaşayacaklar ve kaçacak, saklanacak fare deliği arayacaklar. Ama nereye giderlerse gitsinler yakalanıp getirilecekler, vatan satıcılıklarından dolayı, aşırdıkları trilyonlarca dolarlık kamu malı hırsızlığından dolayı, Laik Cumhuriyet yıkıcılığından dolayı ve daha işledikleri binbir suçtan dolayı bağımsız ve tarafsız yargının önüne çıkarılacaklar. Bundan asla kaçışları kurtuluşları olmayacak.
Bunu belki 80 yaşını geride bırakan biz ihtiyar göremeyeceğiz ama, bayrağı devrettiğimiz genç yoldaşlarımız muhakkak görecekler.
Ve biz; Mustafa Kemal’den devraldığımız Ulusal Kurtuluş Bayrağını, Sosyal Kurtuluşla da taçlandıracağız.
Böylece yani Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye sınıfının kökünü kazıdığımız için, Batının işbirlikçisi, kuklası olan Modern Finans-Kapitalistler Zümresinin kökünü kazıdığımız için, bir daha asla geriye dönüş olmayacak. Ve Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracağız.
Kalın sağlıcakla…
09 Kasım 2025