Lozan’la, Montrö’yle, Vatansever Amirallerimizle uğraşmayı bırak, Amerikan kuklası hain! Hiç değilse kendi yaptırdığın Anayasaya ve kanunlara uy, suç makinesi mücrim!

05.04.2021
172
A+
A-

ABD Ankara Büyükelçisi, aynı zamanda da CIA Şefi Morton Abromowitz Devşirmesi, Psikozlu, Vesikalı, Kallavi Hain!

Yeni Sevr demek olan BOP’un Eşbaşkanlığıyla övünen sadık, sınangılı, Amerikan hizmetkârı büyük Vatan Satıcı!

Sen ve avanen, geçmişteki benzerlerinizi; Vahdeddin’leri, Damat Ferid’leri bile solladınız ihanette sınır tanımamazlıkta…

Kalleş ve puşt Amerika, Trakya’da, Meriç’in öbür tarafında, Dedeağaç’ta, ulusal kimliğini tıpkı Ermenistan gibi Türk ve Türkiye Düşmanlığı üzerine inşa etmiş Yunanistan’la birlikte askeri tatbikat yapıyor. Ve oraya 1800’den fazla zırhlı araçla ve 20 bin askerle üslenmiş bulunuyor. Yani diyor ki Türkiye’ye, “Sana karşı Yunanistan sınırının korunması benden sorulur.”

Ardından Yunanistan Genelkurmay Başkanı Konstantinos Floros açıklama yapıyor:

Amerika’yla sıkı ittifak içindeyiz, yakında Ege’de “12 Mil”i ilan edebiliriz. Yani Ege Denizi’nde deniz sınırlarımızı 12 mile çıkarabiliriz…

Bunun anlamı, Ege’yi Türkiye’ye kapatabiliriz. Türkiye’yi Ege Denizi’ne çıkamaz hale getirebilirizdir…

Yine Ege’de, Lozan’la bize bırakılmış olan, yani vatan toprağımız olan 20 Adayı ellerinle teslim etmişin Yunanistan’a. Onlar da adalarımızı hem yerleşime açmışlar hem de silahlandırmışlar. Adalarımızda askeri gösteriler yapıp mangal partileri düzenliyorlar zevkten, sevinçten. Ha, bu arada Bizans Bayrağı açmayı da ihmal etmiyorlar. Özetçe Megalo İdea… Biz bu sevdadayız, diyorlar…

Peki, bütün bunlar olurken sen ne yapıyorsun, kaşar hain?

Bu art arda gelen saldırılar karşısında sen ne yapıyorsun?

Ne tepki veriyorsun?

Hiç…

Malum, sizin alayınız Fesli Deli Kadir’in çömezlerisiniz. Bu nedenle de dışınızdan değilse de içinizden tıpkı o hain gibi “Keşke Yunan Galip Gelseydi”, diyorsunuz…

Montrö’yü “Arkadan Dolanmak”, baypas etmek için “Kanal İstanbul” ihanetiyle uğraşıyorsun…

Bak, “Çılgın Proje” dediğin bu hain proje Türkiye’nin başına ne gibi felaketler getirecek!

Yurtsever Amiralimiz Cem Gürdeniz, bunu da çok net biçimde ortaya koyuyor:

***

Videonun Tapesi:

Cem Gürdeniz: (…) Ama işin diğer jeopolitik boyutu, 8 milyonluk bir ada yaratıyoruz biz. Benim en büyük endişem bu ve çok dinamik konjonktürde yaşıyor dünya…

(…)

Şimdi o nedenle aklıma şu geliyor: 8 milyon kişiyi siz küçücük bir alana koyuyorsunuz. Kilometrekareye 5 bin kişi düşüyor ki, bu kilometrekare hesabı olarak Singapur’dan bile yoğun bir alan veya Hong Kong’dan bile rekor seviyede bir şey, ne derler, yoğunluk. Ve siz bunu güneyden 3 köprü, batıdan 6-7 köprü neyse, buna bağlıyorsunuz.

Yarın öbür gün bir çatışma potansiyeli Allah göstermesin büyük bir savaşın çıkmayacağını kim garanti edebilir? Türkiye’ye Batıdan büyük bir koalisyonunun hücum etmeyeceğini kim garanti edebilir?

Balkan Savaşı’nda görmedik mi bunu, değil mi?

İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler Orduları Bulgaristan sınırındaydı değil mi?

İnönü’nün usta manevrası ve diplomasisiyle Türkiye bunu caydırdı. Ama unutma, Trakya’ya 1 milyon kişi yığıldı. 1 milyon Türk askeri… Ve Türkiye her gün o 1 milyon askeri beslemek zorundaydı.

“İkinci Adam” kitabını okursan, orada o dönemdeki Maliye Bakanının askerleri besleyemediği için intihar etmeyi düşündüğü çok güzel anlatılıyor, Şevket Süreyya Aydemir’in İkinci Adam kitabında. Ben çok etkilenmiştim bunu okuduğumda. Diyor ki “Ben bu askerleri besleyemem.” 1 milyon kişiyi biz savaşı caydırsın diye Trakya’ya yığdık.

E şimdi siz bu küçük adayı yaparak, “Batı İstanbul Adası” diyorum ben; zırhlı birlikler, tanklar buradaki bütün yığınaklanma, bu grubu Trakya’nın diğer tarafına nasıl göndereceksiniz?

Erdem Atay: Çok önemli bir soru soruyorsunuz…

Cem Gürdeniz: Evet. Bak, Normandiya Çıkarması olmadan evvel, biliyorsun belki, neredeyse bir hafta boyunca Normandiya bölgesine yönelik Almanların ikmali kesilsin diye bütün köprüler günlerce bombalandı, kestiler. Alman panzer birliklerinin çoğu geçemedi bazı yerleri.

Şimdi o yüzden benim sorum şu: Biz Trakya’nın savunmasını nasıl yapacağız? Tamam, Çatalca savunma hattı, Çakmak savunma hattı…

Ben bir karacı general değilim. Amatör bir vatandaş olarak soruyorum. Haddim de değil, onlara da saygı duyuyorum. Yani ben şu ana kadar bu konunun uzmanı, ciddi bir şekilde karacı generallerimiz tarafından, büyüklerimiz veya küçüklerimiz, bu işin ciddi bir analizini görmedim.

Ama ben bir denizci olarak; böyle bir ada, Batı Trakya’yla yani İstanbul Adası’nın karşı tarafıyla, Asya’yla ilişkisi kesildiğinde ne yapacağını düşünmek durumundayım. Çünkü Çanakkale Savaşı’nda aynı şeyi yaşadık biz. Biz çoğu şeyi Çanakkale Cephesine, maalesef yolların bozuk olması da tabiî etkiliydi, karayoluyla gönderemedik, gemilerle gönderdik. Ama E-11 denen denizaltı, biliyorsun, Birinci Dünya Savaşı’nda pek çok İngiliz denizaltısı Marmara’ya geçti. Ve maalesef bu denizaltılar Marmara’daki nakliyatımızı batırdı. Yani Türkiye’nin çok gemi kaybı, bu Çanakkale Cephesini destekleyecek gemilerle olmuştu.

Ben de diyorum ki, şimdi biz zaten bir yarımada pozisyonunda olan Trakya’yı, ikinci bir adayla savunmasını niye daha da güçleştirelim? Yani ben jeopolitik perspektiften bakıyorum.

Erdem Atay: Çok önemli bir şey söylüyorsunuz…

Cem Gürdeniz: Ve bir adayı savunmak kolay bir şey de değildir.

Bir de şöyle düşünelim: Bırakalım savaşı, tabiî afeti düşünelim, doğal afeti veya bir nükleer serpintiyi düşünelim. 8 milyonun tahliyesini düşünelim.

Ne yapacağız?

Nasıl tahliye edeceğiz?

Bugün sen İstanbul’da yaşamıyorsun ama bugün bana trafikten bahsettin. İstanbul’da yeni yapılan bir stadyum var, tam TEM’in yanında. Herhalde Galatasaray Kulübünün. Ya, orada bazen maç oluyor, yemin ediyorum 200 metreyi 40 dakikada gidiyorsun.

Bak, maç… Kaç kişiden bahsediyoruz? 40-50 bin kişiden. 8 milyon kişinin tahliyesinden bahsediyorum, hadi bakalım…

(…)

Şimdi Kanal İstanbul’la biz ne yapmış oluyoruz?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Çanakkale Boğazı, Marmara ve İstanbul Boğazı bütünlüğünü bozuyoruz. Yepyeni bir şey ortaya çıkarıyoruz. Bir coğrafi bir kanal, bir antite çıkarıyoruz ve yoruma açık hale getiriyoruz.

Yani yarın öbür gün kötü niyetli insanlar diyebilir; kardeşim sizin tarifinizde bu yok, bu bambaşka yeni bir rejim gerektirir. Hadi bakalım, Montrö’yü tekrardan gündeme getir…

Hâlbuki bu Montrö dediğimiz Rejim, İkinci Dünya Savaşı’nı atlatmış mı, Soğuk Savaşı atlatmış mı, 11 Eylül dönemini, bu saldırgan dönemi atlatmış mı?

Bu kadar başarılı bir sözleşme var ortada. Yani bugün Montrö’yü gündeme getirip uluorta tartışmak bile bence yanlış. (Cem Gürdeniz’in Veryansın TV’de Erdem Atay’a verdiği röportajdan bazı bölümler, https://www.youtube.com/watch?v=CgGwrVoWDTY&t=214s&ab_channel=Veryans%C4%B1nTv)

***

Bu Tayyip nam Devşirmenin söz konusu haince planı, Trakya’nın güvenliği ve savunulması açısından böylesine büyük zafiyetler oluşturmaktadır…

Ayrıca da özellikle Endüstri Bitkileri açısından son derece elverişli olan tarım alanına sahip olan Trakya Bölgemizde, toprağı deniz suyuyla zehirlediği için tarımı bitirecektir.

Bununla kalmayarak İstanbul’u besleyen su kaynaklarını da, deniz suyunun sızması ve istilası sebebiyle, kullanılamaz hale getirip ortadan kaldıracaktır…

Yani onlarca çeşit tahribata yol açacaktır bu hain projenin pratiğe geçirilmesi…

Fakat Tayyipgiller’in, Türkiye Halkıyla ilgili bir tek olsun olumlu düşüncesi, işi yoktur ki bunları hesaba katsınlar…

Bu Tayyipgiller, sadece yapımcıları, efendileri, iktidara getiricileri ve 19 yıldır da orada tutucuları olan ABD Emperyalist Haydutlarına hizmet ederler ve de o çakalın emirlerini uygularlar…

ABD’nin emirleri Tayyipgiller için Tanrı buyruğu mertebesindedir…

Sonra ne yaptı bu hainler güruhu?

Tayyip’in ya da Kaçak Saray’ın Meclis-i Mebusan Başkanı Mustafa (pek) Şen (ve neşeli) Top’u konuşturdu. Onun ağzıyla, Tayyip’in bir gece yarısı kararnamesiyle Montrö’den çekilebileceğini ortaya koydu…

Bütün söylem ve işleriyle yoklama çekiyor hainler. Bakalım Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal, İnönü Gelenekli Asker ve Siviller ne tepki verecekler, diye düşünüyorlar.

Tabiî aynı anda da efendileri ve kullanıcıları-sahipleri olan ABD ve İngiliz, Fransız, Alman Emperyalist Çakallarıyla yandaşları Siyonist İsrail’e ne denli sadakatle bağlı olduklarını göstermiş oluyorlar.

Türkiye’nin halkıyla birlikte yok olması, yok edilmesi bile bunların zerrece umurlarında olmaz. Yeter ki koltukları devrilmesin ve küpleri altın, dolar, euroyla dolmaya devam etsin…

Dedik ya; bunların biricik Tanrısı vardır, o da Para Tanrısı’dır, diye… Aynen öyledir…

Başka ne yaptı Tayyipgiller?

Şunu:

FETÖ subayları türünden -yalnızca şeyhi farklı- meczuplaştırılmış bir sözde amirali, üstünde üniformasıyla, başında Yahudi Kipası Takkesi ve sırtında cübbesiyle, bağlı olduğu tarikatın Din Derebeyliği olan Ortaçağcı yılan yuvasına gönderdi. Orada resmini aldırıp medyaya servis ettirdi… Bu bir yoklama çekmeydi. Bundan böyle, tarikat müritleri asker olabilecek ve onlar Tekkeleriyle, Şeyhleriyle içli dışlı çalışabilecekler, bunda hiçbir sakınca olmayacak, mesajıydı bu görüntülü haber…

Nitekim aynı günlerde Harp Okullarına ve Astsubay Okullarına Tarikat-Tekke Müritlerinin de girebileceğini belirten bir yönetmelik değişikliği ilan edildi.

Bu değişiklik aslında, aynı zamanda söz konusu Askeri Okulların, Laik, Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal Gelenekli Ailelerde yetişmiş, Aydınlık Düşünceye sahip gençlere kapatıldığını bildiriyordu. Böylesi gençler artık asker olamayacaklardı.

Peki, kimler olacaktı?

Türkiye’de bugün sayıları 30’u bulan tarikatların ve bunlara bağlı yüz civarındaki cemaatlerin Ortaçağ yuvalarında yetiştirilmiş-müritleştirilmiş gençler asker olabilecekti…

Süreç içinde hızla Ordudaki Laik ve Mustafa Kemalci unsurlar tasfiye edilecek, ayıklanacak, yerleriyse Tarikat Müritleriyle doldurulacaktı…

Sonuçta da ÖSO gibi, El Nusra gibi, Tahrir-üş Şam gibi ve IŞİD gibi bir din devleti ordusu oluşturulmuş olacaktı.

Böylelikle de Tayyip ve avanesi, iktidardan hiç indirilememiş olacaktı. Bu sayede de yolsuzluklarının, trilyonlarca dolar tutarındaki Kamu Malı Hırsızlıklarının, vatan satıcılıklarının ve daha işlemiş oldukları binbir suçun- tüm Kanunsuzluklarının hesabını vermekten kurtulmuş olacaklardı… Hesapları bu!

Bu hainler Amerika’nın BOP’unu uygulayıp, Türkiye’yi üç parçaya bölüp her bir parçasının yönetimini efendilerinin eline verecekler, ABD alçağı da bunlara Suudi benzeri bir din devleti kuruverecek parçasının birinde…

Kaçak Saray avanesiyle ABD Emperyalistleri işte böyle namussuzca bir planda, projede anlaşmış bulunmaktadırlar…

 

Saygıdeğer Arkadaşlar!

Türkiye, Vatanı ve Halkıyla işte böylesine karanlık günler yaşamaktadır…

Böylesine namussuzca bir sürecin içine düşürüldüğümüzü, biz Gerçek Devrimciler 19 yıldan beri haykırmaktayız…

Tayyipgiller’in kanunlarla çalışan bir parti değil, ABD yapımı, çıkar ve ihanet amaçlı organize bir suç örgütü olduğunu söylemekteyiz, yazmaktayız…

İşte can yakıcı ve yıkıcı gerçek, artık en kör gözlerin bile görebileceği açıklıkta ortaya çıkmaya başladı…

Bilimin görevi önceden görmek ve net görmektir. Biz, sahip olduğumuz Bilimcil Sosyalizmin yolumuza düşürdüğü ışıkla bugün pek çoklarınca nihayet görülebilen tahripkâr gidişi çok önceden-yıllar öncesinden kesince gördük, gösterdik… Fakat cahil ve yoksul kitlelerin gerçekleri görmesi bazen uzun yıllar alabiliyor… Ve hâlâ da Türkiye Halkının yarıya yakını, yaklaşmakta olan felâketin farkında değil.

 

Saygıdeğer Arkadaşlar!

En önemli kırılma, 2007 yılında Dolmabahçe’de Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kazan büyüklüğündeki kafasına, deve iriliğindeki gövdesine rağmen cesaret vatanına sahip olmadığı için Tayyip’in önünde diz çöküşüyle başladı…

Arkası çorap söküğü gibi geldi.

Tayyip’in MGK’de Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’a, büyümekte olan irticai tehlikenin önemine ve buna karşı önlem alınmasına dikkat çektiği için, “Kes Ulan Paşa!” diye bağırmasıyla ve bu saldırganlık karşısında hiçbir tepki veremeyerek sessiz kalınmasıyla ipin ucu artık kaçırılmış oldu…

Tayyipgiller şirazeden çıktı artık. Ortaçağcı gidişe, başta FETÖ gelmek üzere, tüm tarikat ve cemaatlerle el ele kol kola hız verdiler. Tabiî her zaman olduğu gibi efendileri-oynatıcıları ABD’ydi, CIA’ydı, Pentagon’du…

Buralardan aldıkları cesaretle ABD, FETÖ ve Tayyipgiller; Türk Ordusu’na karşı, adına “Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk” dedikleri alçakça saldırıları başlattılar. Bu İblisçe “Kumpas”larla Ordu’nun gardını düşürdüler. Kum torbasına çevirdiler Türk Ordusu’nu…

Bir diğer önemli kırılma da 26 Haziran 2009 tarihinde Tayyipgiller’in çıkardığı şu kanunsuz sözde yasayla Ordunun namuslu, laik, Mustafa Kemal Gelenekli subaylarını FETÖ Savcılarının, Yargıçlarının önüne attılar. O alçakların, Vatan Millet düşmanlarının olmayan insaf ve adaletine teslim ettiler…

Bu sözde yasa şöyleydi:

“Bundan böyle askeri şahıslar da meslekleriyle ilgili işlemiş oldukları iddia edilen suçlardan dolayı Sivil Mahkemelerde yargılanacaklar”

Bu İblisçe düzen, açıkça Mustafa Kemalci Askerlerin FETÖ’cülere dolayısıyla da ABD Emperyalist Haydutlarına yem ettirilmesini hedefliyordu…

Ordunun başında, sorumluluğunun bilincinde ve o sorumluluğu taşımaya yetecek cesaret ve adanmışlığa sahip gerçek komutanlar olmadığı için, Türk Ordusu bu hain çakallara yem ettirildi. FETÖ Savcı ve Yargıçları, FETÖ polislerini peşlerine takarak, kışlalardan, orduevlerinden Laik, Mustafa Kemalci askerleri topladı…

Bu yurtsever askerleri Silivri, Hasdal, Kandıra, Sincan vb. cezaevlerine tıktı, yıllarca yatırdı, hayatlarını çaldı.

Tabiî bu arada da Ordu içine yerleştirilmiş FETÖ’cü sözde subayların önü açılmış, onların kritik komuta kademelerine gelmesi sağlanmış oldu…

Bu şekilde güçlendirilmiş olan FETÖ, 15 Temmuz 2016’da, Tayyipgiller’le (Elbirliği ederek yıktıkları Laik Cumhuriyet’in mirasının, daha doğrusu ele geçirdikleri Ganimetin) Paylaşım Savaşına girişebilecek cesareti bulabilmiş oldu…

FETÖ de, Tayyipgiller de bildiğimiz gibi özellikle Yargıyı ve İstihbaratı, Polisi ele geçiriyorlar.

Ve bu güçleri ya da kurumları tıpkı bir “Operasyon Silahı” gibi kullanıyorlar…

Yerseniz, FETÖ’nün siyasi ayağı hâlâ bulunamadı, değil mi?

Oysa “Everybody Knows” (Herkes Biliyor) hem de adı gibi, FETÖ’nün en önde gelen-en büyük siyasi ayağının Tayyipgiller olduğunu. Şu videolara bir bakın ya! Yahut tapelerini okuyun!

 

***

Tayyip Erdoğan’ın Konuşması

Videonun Tapesi:

Kardeşlerim, dünyanın değişik 135 ülkesinden buraya gelmek…

Kardeşlerim, gurbet, hasrettir. Hasretin bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz. (Tribünlerden ayakta ıslıklı uzun süreli alkışlar) Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz.

Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. (Tribünlerden ayakta ıslıklı uzun süreli alkışlar) Doğrusu ben şu anki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum. (Alkışlar, ıslıklar) Öyleyse bitsin bu hasret diyelim. (Alkışlar, ıslıklar) Ve bu anlamlı gecede, kadim bir medeniyetin evlatları olarak, zengin bir kültürün diliyle, Türkçeyle, bize ve dünyaya seslendiğiniz için sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Gurbeti bir kenara, hasreti bir kenara bırakalım diyorum. Kalın sağlıcakla. (https://www.youtube.com/watch?v=WgWD9xGtmiU)

***

Videonun Tapesi:

Mustafa Şentop: Bu meseleyi tabiî sadece görüntülere bakarak konuştuğumuzda, işte Ak Parti-Cemaat meselesi gibi ele almak da çok yanlış, yanıltıcı. Burada siyasete ve Ak Parti’ye karşı operasyon yürüten çevreler, aslında Cemaate karşı da bir operasyon yürütüyorlar.

Yani Cemaat, tamamen böyle yabancı, hiç bilmediğimiz bir mahiyet, bir yapı değil. Yani biz çoğumuz oradaki arkadaşların büyük bir kısmıyla şahsi dostluklarımız, arkadaşlıklarımız var. Yine Hocaefendi’yi yeni değil 70’li yıllardan beri işte kasetlerini dinleyerek, yazdıklarını okuyarak yetişmiş insanlarız biz. Yani fikirlerini, reflekslerini, düşüncelerini, hangi konuda neler düşündüklerini bilebilecek yaştayız.

A Haber Sunucusu: Yani burada hedefte sadece Ak Parti Hükümeti değil, aynı zamanda Cemaat de var, doğru mu anladım?

Mustafa Şentop: Ona da zarar veriliyor da ben onu şöyle bir bağlantı ile izah edeceğim konuyu. Buradaki mesele şu: Şimdi burada Cemaatin siyasetle ilgili, Ak Parti ile ilgili yaklaşımlarını ana hatları ile biliyoruz. Fakat şu karşımızdaki tablo Cemaatle ilişkili olduğu düşünülen, iddia edilen bürokratik bir yapılanma, aynı ortak hedefleri, siyasi hedefleri paylaşan, aynı dili kullanan, aynı perspektiflerle konuşan bir yapı değil.

Yoksa ben genel manada hükümet politikaları, çözüm süreci ile ilgili olarak Türkiye’nin bölgedeki politikaları ile ilgili olarak, Ak Parti’nin politikaları ile ilgili olarak, tırnak içinde söylüyorum, Cemaatin, yaklaşımları itibari ile bir sorunu olduğu kanaatinde değilim. Ama bir başka şey, bence burada Murat Bey önemli, sanki Cemaat dediğimizde Ak Parti diye bir parti ve yapılanma, bir taban var, bir de Cemaat diye onun dışında bir yapılanma, bir taban var.

Şimdi Cemaat dediğimizde kastettiğimiz bazı arkadaşlarımız yazarlar, köşe yazarları belki iş adamları belki bazı din adamları falan. Ama bunun dışında taban dediğimiz şey aslında Cemaat Ak Partiyi destekliyor diyecek gibi, Ak Parti’den bütünüyle yalıtılmış bir yapı değil. Bunların zaten çok büyük kısmı Ak Partili, bizim teşkilatlarımızda görev alan insanlar, Ak Parti’ye oy veren insanlar. Böyle bir yapı bu.

Vesayeti sürdürmek üzere tasarlanmış bu yapı, Türkiye’deki bu yapı, Cemaatle meşruiyetini sağlama, kendisine masum bir zemin bulma anlamında Cemaatle ilişkilendiriliyor. Tabiî bunu ben bazı yazıları yakından belki satır aralarını okuyarak da takip ettiğim için Cemaat içerisinde yazan, görüş bildiren bazı arkadaşlarımız tarafından da bunun fark edildiği kanaatimdeyim.

Buradaki temel hedef açık olarak şey, şöyle ortaya konabilir: Genel manada Türkiye’de asker vesayeti tasfiye edildi ama esasen vesayetin devamından yana olan Türkiye içerisinde ve uluslararası sistem içerisinde unsurlar var. Bunlar bu vesayet yoluyla Türkiye’de seçilmiş iktidarları kritik noktalarda manipüle edebilecek, engelleyebilecek, yönlendirebilecek gücü elinde tutmak istiyorlar.

Ama tabiî böyle bir yapının, daha önce asker bunu yapıyordu, askerin millet nezdindeki, askere duyulan teveccüh-ü muhabbet bu manada istismar ediliyordu. Şimdi ise bu yapı, Cemaat üzerinden milletin bir sempatisini, teveccühünü kazanmış bir sivil toplum yapısı üzerinden kendisini bu manada meşrulaştıracak bir temel bulmaya çalışıyor. Cemaatte bu manada hiç şey yok. (https://www.youtube.com/watch?v=oJxSxmp6OpA)

***

Binali Yıldırım’ın Konuşması

Videonun Tapesi:

Farklı kültürlerden ülkemize gelen ve yurdumuzun her köşesinde bir meltem rüzgarı estiren bu kardeşlerimizi geçen bir yıl içerisinde biz çok özledik. Hani oğlunuz, kızınız gurbete gider de döndüğünde evinizde bir bayram havası olur ya işte o duyguyu burada, İzmir’de tekrar yaşıyoruz. Bize yaşatıyorsunuz. Sağ olun, var olun. Değerli konuklar, Türkçe sevginin dilidir, Türkçe; “gelin tanış olalım”, diyen Yunus’un dilidir. Türkçe; “Gel ne olursa ol yine gel”, diyen Mevlana’nın dilidir. İnsanlığa barış, kardeşliği çağıran dilin adıdır Türkçe. “Aç herkese açabildiğin kadar sineni, ummanlar kadar olsun. İnançla geril, insana sevgi duy. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahsun gönül.”, diyen Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dilidir. Bugün Türkiye’de diplomasi alanında, ekonomi alanında ve daha da önemlisi, Dünyanın her tarafındaki Türk okulları sayesinde Dünyanın en etkin ülkeleri arasında Türkiye. (https://www.youtube.com/watch?v=rF20ir7STAE)

***

Bekir Bozdağ’ın Konuşması

Videonun Tapesi:

Onun için ben bu okullara husumet beslemeyi ibadet sayanlara bir kez daha diyorum. Elinizi vicdanınıza koyun, şu tabloya, şu esere bir bakın. Bu eseri yaratanlara husumet beslemeye sizin vicdanınız izin verir mi? Eğer kara vicdan değilse izin vermez. Sadece dua etmek, alkış vurmak, destek olmak ister insan. Ben onu görüyorum. Onun için de değerli dostlarım, bu ateşi yakan, bu yolu açan ve bu fikri veren ve bu yolda yürüyenlere destek olan, her türlü katkıyı sunan muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye de Antalya’dan gönül dolusu selamlar, saygılar gönderiyorum. Kendisine teşekkür ediyorum; Türkçemizi dünyaya tanıtan kadrolar yetiştirdiği için. (https://www.youtube.com/watch?v=Lugs9j8dOIs)

***

İ. Melih Gökçek’in Konuşması

Videonun Tapesi:

Sayın Bakanım, sevgili Ankaralılar hoş geldiniz.

Biliyorsunuz, Türkçe Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmak bir ayrıcalık, biz Ankara olarak bu ayrıcalığı yaşıyoruz bize bu ayrıcalığı yaşatan bütün arkadaşlarıma Ankaralılar adına teşekkür ediyorum. Biraz önce sevgili gençleri gerçekten kıvançla seyrettik. Bütün dünyada artık Türkçe konuşuluyor, ne mutlu. Ümit ederim ki bir sene sonra dünyadaki İngilizceden sonra en çok konuşulan lisan haline gelir. Kim yapıyor bunu? Bu gençler yapıyor. Kim yapıyor bunu? Bu gençlere emek veren öğretmenler yapıyor. Teşekkür ediyoruz onlara, sağ olsunlar, var olsunlar.

Bu gençlerin birçoğu büyüdü, üniversiteleri bitirdi. Şu anda herkes kendi ülkesinde devlet dairelerinde güzel yerlere geliyor. İnşallah kendi ülkelerinin yarın yöneticisi olacaklar ve bu yöneticilerin hepsi Türk dostu olacaklar inşallah. Ne güzel, ne kadar mükemmel bir olay.

Gerçekten bu proje müthiş bir proje, dostluğun projesi, barışın projesi ve özellikle Türkiye’nin tanıtılması projesi. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Ve özellikle ve özellikle Muhterem büyüğümüz Fethullah Gülen Hocama şükranlarımızı sunuyoruz. Sağ olsun, var olsun. Gurbetteki Değerli Hocama Ankara’dan gönül dolusu, kucak dolusu selamlar gönderiyoruz.

Evet değerli kardeşlerim çok güzel bir proje, mükemmel bir proje. Emeği geçen herkese, herkese bir sefer daha şükranlarımı sunuyorum. Ankaralılar adına, tekrar Ankara’ya bütün bu gençler hoş geldiler diyorum, sağ olun, var olun.” (https://www.youtube.com/watch?v=uj5Wr3cHkIU&ab_channel=nurristube)

***

Gerçek bu denli açık biçimde ortadayken, bir tek savcı olsun kalkıp; “siz siyasi ayaksınız”, diyerek soruşturma açabildi mi Tayyipgiller’den herhangi birine?

Hayır…

Niye?

Çünkü Yargı, tepeden tırnağa Tayyipgiller tarafından ele geçirilmiş ve Kaçak Saray’ın Hukuk Bürosuna çevrilmiş durumdadır…

Bu yüzden Yargı, Tayyipgiller’in, miktarı trilyonlarca doları bulan Kamu Malı hırsızlıklarına ve yolsuzluklarına, ihanetlerine, vatan satıcılığına ve de Tayyip’in diploma sahtekârlığına, resmi evrakta sahteciliğine, nitelikli dolandırıcılığına ve bunların binbir suçuna karşı da kılını kıpırdatmamaktadır. Tüm Anayasa’yı ve kanunları hiçe sayışlarını görmemezlikten gelmektedir.

Dikkat edelim Arkadaşlar!

Tayyipgiller, aynen FETÖ gibi Cumhuriyet Yargısını ortadan kaldırmakla kalmamışlardır. Eskiyi yok ettikten sonra, Yargı örtüsü altında tanksavar gibi, uçaksavar gibi, adına “Halksavar” denebilecek (Halkın, yurtseverlerin, ilericilerin ve devrimcilerin tepkisini savuşturacak, etkisizleştirecek) bir savaş silahı, bir operasyon silahı oluşturmuşlardır. Bu sebeple Tayyipgiller’in bu sinsi, kalleş ve acımasız silahını Yargı sanmak, korkunç bir yanılgı olur. O, sadece bir silahtır artık… Tabiî bu canlı silahın hak, adalet, kanun, hukuk, vicdan, merhamet, insanlık gibi kavram ve değerlerle de uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

Durum budur, arkadaşlar…

Bu arada tarikat ve cemaatlerin müritleriyle AKP’giller’in hukuk mezunu genç ve yaşlıların çoğunluğu, üç aylık kurslar sonunda hızla atanmaktadır, savcı ve yargıç kadrolarına. Eskilere de; “Bize hizmet edeceksin bundan böyle”, denmektedir…

İşte Savcı maskeli bu Tayyipgiller militanları, bir gün bile gecikmeden soruşturma açmışlardır, Montrö’yü ve Mustafa Kemal Gelenekli Türk Ordusu’nu savunan bir açıklama yapan, “Ergenekon Kumpası” mağduru 104 Emekli Yurtsever Laik Amiralimize…

Ne yapmış bu vatanseverler?

Sadece bir bildiriyle görüşlerini açıklamışlardır. Bildiri metninde görüş belirtmenin ötesinde hiçbir şey yoktur…

Fakat Tayyipgiller için bu bile olmamalıdır, yapılmamalıdır. Daha açığı, Tayyipgiller’in hoşuna gitmeyecek görüşe yer yoktur artık Türkiye’de, denmektedir, bu sözde savcılarca. Onlar bir silahtır. Görevleri de kriminal bir çete olan Tayyipgiller iktidarını korumaktır. Böyle programlandırılmış, bu canlı silahlardan oluşan kurum…

İşte namuslu Amirallerimizin ortak imzayla yayımladıkları bildiri:

 

***

Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.

Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir.

Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına, masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.

Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur.

TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.

Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz.

Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir. Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir.

Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız. (https://www.sozcu.com.tr/2021/gunun-icinden/emekli-generallerden-montro-ve-sarikli-amiral-bildirisi-6352482/)

***

 

Bu da 1974-1985 yılları arasında Deniz Harp Okulu ve Deniz Astsubay Okullarından mezun olmuş namuslu, vatansever denizcilerimizin, “Deniz Aslanları” imzasıyla-künyesiyle yayımlamış oldukları bildiridir:

 

***

Atatürk’ten miras aldığımız ilke ve devrimlerin, Atatürkçü Düşünce Sisteminin özümsenmesi ve yaşam tarzı haline getirilmesine engel olabilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini askerin yüreğinden atmaya, TSK’ya irticai ve bölücü görüşleri benimsemiş kişilerin alınmasına yol açabilecek son askeri yönetmelik/yönerge düzenlemelerinin; TSK’nın birlik ve beraberliğine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez temel niteliklerine (demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliği) bağlılığına zarar verebilecek özellikte olduğunu görmekten büyük kaygı duymaktayız.

Ayrıca Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları’ndaki Türkiye Cumhuriyeti (TC) ifadesi ve Atatürk kabartmasının çıkartılması ve çeşitli tarikat ve cemaat faaliyetlerine alenen ve resmi üniforma ile katılma cüreti gösteren Silahlı Kuvvetler personelinin görüntüleri de kaygı verici gelişmelerdir.

Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksek Okullarına giriş koşullarıyla ilgili yönetmelikte ‘irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak’ şartının kaldırılmasının, Atatürk ilke ve devrimlerinin, Atatürkçü Düşünce Sisteminin, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılığın ve savunuculuğunun yapılmasının Harp Okullarına alınacak üniversite mezunlarıyla ve astsubaylarla ilgili eğitim yönergelerinden çıkarılmasının, TC ve Atatürk’ün nişanlardan çıkartılmasının Türk Ulusunun bağrındaki Atatürk ve Türk Ordusu sevgisini, Cumhuriyet ve devrimleri yıpratacak nitelikte olduğunu düşünüyoruz.

“Ey Millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimleri, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkılmasını hedef alan, bu hedefe ulaşmak için akıl ve bilimin yol göstericiliğini benimseyen dinamik ve demokratik bir dünya görüşüdür. Geri döndürülemeyecek bir güçle kendi yatağında akan Atatürkçü Düşünce Sisteminin durdurulması mümkün değildir.

Atatürk’ün gösterdiği yolda çağdaş eğitim almış bizlerin Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığı tamdır. Anayasamızın ilk 3 maddesinde yer alan Devletin yönetim biçimi, Cumhuriyetin nitelikleri, Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkentine dair hükümlere sadakatle bağlıyız. TSK’ya ilişkin yönetmelik ve yönergelerde, Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat nişanlarında yapılan bu düzenleme faaliyetlerinin uygun olmadığını düşünüyor ve itiraz ediyoruz.

Anayasamızın Başlangıç kısmında hiçbir faaliyetin Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği açıkça yazmaktadır. Bu nedenle bu düzenleme faaliyetlerinin yanlış olduğunun görülmesini ve korunma görmeden düzeltilmesini talep ediyoruz. Bu düzenlemelerin sorumluluğunu sadece siyasilere yüklemek de doğru değildir. Bu yanlışları bugünden görmek ve uyarmak her Türk vatandaşının görevidir.

Demokrasiye aşık olan Türk evlatları olarak son sözümüz; ‘ATATÜRK’ten, Türkiye Cumhuriyeti’nden ve Cumhuriyet’in niteliklerinden vazgeçilmez’dir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

1976-1984 yılları arasında Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’nda eğitim almış Deniz Aslanları (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/deniz-harp-okulunda-egitim-alan-deniz-aslanlari-aciklama-yapti-1825591)

 

***

Görüldüğü gibi her iki bildiride de Vatanı Milleti, Laik Cumhuriyet’i, Kuvayimilliye kazanımlarını, Mustafa Kemal Gelenekli Ordu ve diğer devlet kurumlarını, Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk dört maddesini koruma ve kollama çabası, endişesi, duyarlılığı vardır…

Mevcut TCK kapsamında suç olduğundan kuşku duyulacak zerre miktarda bir ibare yoktur…

Fakat Tayyipgiller avanesini de işte bildirilerin bu sapına kadar meşruluğu ve haklılığı rahatsız etmektedir…

Çünkü Tayyipgiller, tüm takım taklavatlarıyla birlikte boylu boyunca suça batmış, en ağır suçları onlarca, yüzlerce kez işlemiş bir mücrimler topluluğudur. Gayrimeşrular, elbette ki Meşrulara, Doğrulara tepki duyacaklar ve onlara düşman olacaklardır…Ve olan da bundan ibarettir, Arkadaşlar…

Efendileri olan ABD Haydut Devleti, insan soyunun başdüşmanı emir verdi, Türkiye’deki piyonları olan AKP’giller’e:

“Montrö’yü ortadan kaldır ya da Montrö’den çekil! Böylelikle de Çanakkale ve İstanbul Boğazı’yla Marmara ve Karadeniz’i benim emrime sun. Buralara benim savaş filolarım gönüllerince girsin çıksın. İstedikleri sürece de bu denizlerde, Boğazlar’da kalsın! Özetçe, bu suları Türkiye’nin kontrolünden, egemenliğinden çıkart!”

AKP’giller de hain iktidarlarını sürdürebilmek için efendilerinin Tanrı Buyruğu saydıkları bu emrini yerine getirmek için çalışmaktadır.

ABD Haydudu da bu hizmetleri karşılığında bunlara bir Ortaçağcı Din Devleti kuruverecek ve bunları iktidarda tutmaya devam edecektir. Anlaşmaları bu şekildedir…

 

Saygıdeğer Arkadaşlar!

Birinci Milli Kurtuluş’ta olduğu gibi iki cephe çarpışmaktadır aslında:

Emperyalizm Cephesi ve Antiemperyalist Halk Kurtuluş Cephesi.

Emperyalizm Cephesini; ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, Japonya vb. ile Siyonist İsrail’le birlikte yerli hain işbirlikçiler oluşturmaktadır. Başta Tayyipgiller olmak üzere Meclisteki Amerikancı Beşli Çete… Sonra da TÜSİAD’cılar, MÜSİAD’cılar, bütün tarikat ve cemaatler, Meclis dışındaki Ortaçağcı Dinci Partiler, Burjuva Partileri. Emperyalizm destekli her türden örgüt…

Antiemperyalist Halk Kurtuluş Cephesini ise; sayıları bir avuç olan, üç beş bini geçmeyen Finans-Kapitalistlerle Antika Tefeci-Bezirgânlar dışında kalan Halkımızla birlikte Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal Gelenekli her kurum ve yapıdan Asker-Sivil Güçlerle biz Gerçek Devrimciler oluştururuz.

Emperyalistler Cephesi, bizi yeniden BOP ya da Yeni Sevr bataklığına sürükleyerek orada boğmayı hedeflemektedir…

Biz Antiemperyalist İkinci Kuvayimilliyeciler ise bizi yok etmek isteyen emperyalistleri, yerli yardakçılarıyla beraber yenip ülkeden defetmeyi ve bu hayâsızca saldırıyı püskürtmeyi hedefliyoruz…

Düşman, aynı emperyalistlerden derleşik düşman; yerli hain işbirlikçiler de yine aynı din alıp satan Hilafet ve Saltanat düşkünü satılmışlardır.

Ve biz diyoruz ki arkadaşlar: Yine Biz Yeneceğiz!

Emperyalistler, İşbirlikçiler, “Geldikleri Gibi Gidecekler!”

Sözlerimizi, Şairimiz Nazım Hikmet’in Kuvayimilliye Şehitlerine hitaben yazdığı şiirle noktalayalım:

 

                   ŞEHİTLER

 

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler

Dumlupınar’dakiler de elbet

ve de Aydın’da, Antep’’te vurulup düşenler,

siz toprak altında ulu köklerimizsiniz

yatarsınız al kanlar içinde.

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

siz toprak altında derin uykudayken

düşmanı çağırdılar,

satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız,

kalkıp uyandırın bizi!

uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

mezardan çıkmanın vaktidir!

 

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

5 Nisan 2021

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı