Kurtuluş Yolu Gazetesi 71. Sayı Başyazı

25.12.2013
223
A+
A-

Yolun sonuna geldin usta(!)

Bu üçüncü dönemim, ustalık dönemim, dedin ya; doğru söyledin. Biliyorsun sen çok ender doğru konuşursun. Evet, gerçekten ustalaştın artık. Gerçi eskiden de çok becerikliydin ama… Yani belediye başkanlığın döneminde… Fakat o zamanki vurduklarını bugünkülerle kıyaslarsak devede kulak kalır.

Yalnızca kendin ustalaşmadın. Tüm bakanların, milletvekillerin, il, ilçe yöneticilerin hatta bucak yöneticilerine varıncaya dek hepsini de ustalaştırdın. Hepsine kamu mallarını vurmanın, yağmalamanın, rüşvetin, komisyonun, hırsızlığın, ihaleye fesat karıştırmanın yani bilumum yüz kızartıcı suçların en ince, en ileri tekniklerini İblisin bile aklına gelemeyecek yollarını, yöntemlerini öğrettin. Doğrusu, muazzam bir takım kaptanısın. Senin gibisi gelmedi gerçekten de Cumhuriyet Tarihi boyunca bu ülkeye. Menderes’ler, Demirel’ler, Özal’lar döneminin vurguncuları sizlerin yanında çırak kalır. Görevden aldığın Deniz Feneri Savcısı Abdulvahap Yaren senin için “Hırsızlar İmparatoru” derken olağanüstü doğru bir tanımlama yapmıştı. Gerçekten de sen en büyük hırsızlar çetesinin şefisin. Onları bugüne dek hep sen yönettin. Hatta şamaroğlanlarını yönetir gibi. Kimisine sövdün, bu işlerde yaptıkları hatalardan dolayı, kimisini de (üçünü de) şaplakladın. Karagöz Oyunu’nda Karagöz’ün Hacivat’ı tokatladığı gibi. Bu şamaroğlanlarının en medyatiği Suat Kılıç, değil mi? Burjuva medyası bile “tokat manyağına” çıkardı onun adını. O ise her şamaroğlanı gibi, hiçbir şey olmamış havalarında ortalıkta dolaşıyor.

 

Çıkar Amaçlı Suç Örgütü olan Tayyipgiller’in İşlediği Suçlar

Biz bu durumu 10 küsur yıl önce tespit ettik. Sizin için “Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” tanımını yaptık, kriminal literatüre uygun olarak. İşte bizim bu tespitimiz, bugün artık sizin iktidarınızın en büyük koalisyon ortağı Pensilvanyalı İblis’in ekibi tarafından da ortaya konmaya başlandı. Kaldı ki, onların şu anda ortaya koydukları, sizin bu konudaki yani maddi vurgunla ilgili suçlarınızın binde biri bile değil. Ama o bile görüyorsunuz, Türkiye İnsanlarını nasıl yerlerinden zıplattı, değil mi?

Tabiî Pensilvanyalı İmam ve tayfası (milletvekilleri, valileri, savcıları, polisleri) sizin bu vurgunlarınızı, hırsızlıklarınızı, düzenbazlıklarınızı, namussuzluklarınızı yani bilumum akçeli suçlarınızı, yüz kızartıcı, aşağılık suçlarınızı bire dek biliyorlardı. Hem de tâ başından beri. Çünkü ikiniz de aynı ipte oynuyorsunuz. İkinizin de kullandığı en önemli enstrüman; din sömürüsü, din alıp satmak. İnsanlarımızı Muaviye-Yezid İslamıyla, bugünkü adıyla Pentagon-CIA İslamıyla kandırmak, uyutmak, aldatmaktan ibarettir. Bu nedenle birbirinizin içyüzünü iyi tanırsınız. Kaldı ki, onlar da sizin gibi vurguncu, soyguncu, kamu malı aşırıcı, yiyici. Sonra, polis teşkilatında modern istihbarat teknolojisinin sistemini kuran Hanefi Avcı bile Fethullah Cemaati’nin bu teknolojiyi Türkiye’de en ileri biçimiyle kullanan örgüt olduğunu netçe ortaya koyuyor, “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitabında. Yani Pensilvanyalı ve ekibi sizin tüm gizli işlerinizi adım adım izleyecek teknolojiye sahiptir ve bunu kullanmaktadır. Demek istediğimiz, onun karşısında sizin hiçbir gizliliğiniz ya da gizli yönünüz yoktur.

Tabiî Pentagon-CIA, MOSSAD da sizin tüm bu işlerinizi avucunun içi gibi bilmektedir.

Peki bunlar 11 yıldır neden bu konularda hiç tık demediler?

Şundan: Sizi kullanmak için. Tabiî kendi amaçları doğrultusunda. Ve siz de iyi kullanıldınız. İyi hizmet ettiniz AB-D Emperyalistlerine.  Türk Ordusu’nun işini bitirdiniz. O orduyu da tokat manyağı ettiniz, bazı bakanlar gibi. Namuslu, antiemperyalist, laik, yurtsever, Mustafa Kemalci ne kadar subay varsa hepsini Silivri, Hasdal ve benzeri zindanlara tıktınız. Üniversitelerin işini bitirdiniz büyük ölçüde. Namuslu rektörleri, profesörleri, bilim insanlarını, namuslu aydınları, yazarları içeriye tıktınız. Milli Eğitimin işini bitirdiniz. Onu da Ortaçağ Medreselerine döndürdünüz. Ve Türkiye’nin tüm ormanlarını, dağlarını, ovalarını, kıyılarını, limanlarını, şehirlerini, parklarını, bahçelerini, yeşil alanlarını yağmalattınız, yerli-yabancı Parababalarına. Türkiye’yi yarım trilyon dolarlık dış borç batağına soktunuz. Tarımın, köylünün işini bitirdiniz. Çay, fındık, tütün, şeker pancarı, narenciye üreticilerinin işini bitirdiniz. Tüm köyleri şehirlerin varoşlarına boşalttınız işsizler ordusu olarak. Köyde karnını doyuramaz, geçimini sağlayamaz oldu tabiî insanlarımız.

Türkiye’nin Ortadoğu-İslam Coğrafyasındaki tüm yakın-uzak komşularıyla, dostlarıyla ilişkilerini bozdunuz, zehirlediniz. Düşmanlığa dönüştürdünüz. Yunanistan ve Ermenistan zaten ulusal kimliklerini Türk düşmanlığı zemini üzerine inşa ettikleri için onlar Türkiye’nin asli düşmanlarıdır. Böylece çevremizde dost ülke bırakmadınız. Türkiye’nin Ortadoğu’daki en yakın iki dostunu yok ettiniz. Libya’nın Antiemperyalist, Yurtsever lideri Kaddafi’yi ABD’li efendilerinizle birlikte öldürdünüz. Beşşar Esad’ı öldürmek için üç seneye yakın bir zamandır uğraşıyorsunuz. Sadece bu iki ülkede 200 binin üzerinde mazlum Müslümanın canına kıyılmasına, on binlerce Müslüman kadına tecavüz edilmesine suç ortaklığı ettiniz ABD’li efendilerinizle. Bu ülkelerden milyonlarca Müslüman da yerinden yurdundan kaçarak canını kurtarmak durumunda kaldı. Cehenneme döndü bu ülkeler. Irak’ta da ABD Emperyalistlerinin yaptığı katliamlarda birincil planda suç ortaklığınız var. Müslüman İran’a karşı Siyonist İsrail’i korumak için radar üsleri kurdunuz Kürecik’te. Patriot füzelerini yerleştirdiniz güney illerimize. Yani her türlü alçaklığı ve ihaneti yapmakta hiç tereddüt etmediniz. Dediniz ki “ABD arkamda olduğu sürece din sömürüsü yaparak bu halkı sürgit kandırırım, uyuturum, oylarını alırım. Bu halk oy davarına döndü artık. Davardan bir farkı yok. Onu kandırmak ve kullanmak, oylarını almak çok kolay benim için. Böylece ben ölene dek iktidarda kalırım. Devlet Başkanı bile olurum.”

 

Halkımız Şanlı Gezi İsyanı’yla Tayyipgiller’e Dur Dedi

İşin açığı bu yılın Gezi İsyanı’na kadar da iyi gidiyordu işler sizin açınızdan. Ama hesaplayamadığınız bir şey var: İnsanlar hayvan değil. Hayvandan farklı. İnsanlar ne kadar uysal olurlarsa olsunlar, ne kadar uyutulurlarsa uyutulsunlar, ne kadar aldatılırlarsa aldatılsınlar isyan huyludurlar. Bir noktadan sonra uyanırlar, her şeyin farkına varırlar. Ve ellerini toprağa koyarak ayağa kalkarlar ve tüm zulümlerinizin, tüm vurgunlarınızın, tüm ihanetlerinizin hesabını sorarlar. Ama mutlaka sorarlar. İşte sizin atladığınız konu bu oldu.

Gezi İsyanı sizi şapşal etti. Moda deyimle sizin kimyanızı bozdu. Zaten de ruh sağlığınız yerinde değildi. “Keser kaçığı” bir durumunuz vardı eskiden beri. Gezi Direnişi bu durumu büyük bir çatlağa dönüştürdü. Dengesiz davranışlar sergilemeye başladınız. “Ağaç isteyen ormana gitsin”, dediniz. Bu laf karşısında ne der halkımız? “Ayıya bak”, der. “Orman kaçkınına bak”, der. Mantığınıza bakın yahu… Ağaç sadece ormanda olacak öyle mi? Peki yerleşim alanları? Köy, kasaba ve şehirler? Oralar rant alanı, değil mi sizin için sadece… Oralarda AVM’ler olacak, gökdelenler olacak, benzerleri olacak. Yani yerleşim alanları asfalt, taş, beton olacak. Kafanız bu sizin. İnsani hiçbir değer yok kafanızda ve yüreğinizde. İnsan sevgisi yok, hayvan sevgisi yok, doğa sevgisi yok, bir robottan farksızsınız sizler. Sadece vurgun vuran, düzenbazlık yapan, namussuzluk yapan, alçaklık yapan, zalimlik yapan ve hainlik yapan birer robotsunuz.

İşte bu anlayışınız doğrultusunda polise emirler verdiniz. Gaza boğdurdunuz şehirleri, meydanları, parkları, yolları hatta stadyumları. Yedi genci öldürttünüz. On üç insanımızın gözünü kör ettiniz. Binlerce insanı gözaltına aldırdınız, tutuklattınız. Coplattınız, gazlattınız, fişlettiniz, tüm bunlar iyi bir şeymiş gibi bunları yapan zalim polisleri kahraman ilan ettiniz. “Destan yazdı polislerim”, dediniz. “Polise emri ben verdim”, dediniz. O kadar ilkelleştiniz, kabalaştınız, zalimleştiniz, insanlıktan çıktınız ki, sizi sahipleriniz bile artık taşıyamaz oldu, savunamaz oldu. ABD ve AB’nin burjuva medyası bile yani sizi on küsur yıldır övgüler düzerek savunan medya bile, artık savunmak bir yana yerden yere vurmaya başladı. Sizi, diktatör, yönetiminizi diktatörlük olarak tanımladı. Bu artık kullanım sürenizin dolduğunun işaretiydi. Nitekim Gezi İsyanı’mızdan sonra ABD’li efendileriniz de sizi sahiplenmez oldular. Çünkü onlar kendi halkları karşısında demokratı oynarlar. Öyle olunca de kendi halklarının diktatör olarak kabul ettiği birini savunmazlar. Onunla iş tutmaktan hoşlanmazlar. Aynı uşaklığı yapacak daha demokrat maskeli, görünümlü insanlar varken niye sizin gibi yaldızları dökülmüş, iğrenç, zalim içyüzü dışa vurmuş insanlarla iş tutsunlar ki?

İşte siz, bu miladı da okuyamadınız. Sandınız ki hâlâ efendileriniz sizin arkanızda. Üstüne üstlük bir de İran’dan gizlice yani ABD’li efendilerinizi kandırarak petrol ve doğalgaz almaya, bunun bedelini de gizli yollardan altınla ödemeye kalktınız. Bu işte de finansör olarak Halkbank’ı kullandınız. Tabiî sizin vurgunsuz, hırsızlıksız, çalmasız çırpmasız hiçbir işiniz olmadığı için bu işte de on milyonlarca dolarlık vurgunlar yaptınız. Tabiî bu vurgunlardan en büyük payı da imparator olarak siz kaptınız. Bakın 23 Aralık tarihli Yurt’un manşeti sizi ve bu işinizi (hırsızlığınızı, kamu malı yiyişinizi) ne güzel anlatıyor. Kutlarız bu gazeteciliği yapanları:

“Yolsuzluk ve rüşvet zincirinde bütün yollar Başbakan’a çıkıyor

“EN TEPEDE O VAR

“Erdoğan’ın bilgisi olmadan bakanlar ve oğullarının kaçak altın ve hayali ihracat yapmaları mümkün değil. MASAK ve DDK Rıza Sarraf’ı tespit etmişti.

“İşte Erdoğan’a bağlanan ilişkiler zinciri

“1) Sarraf Erdoğan’ın protokolünde

“Yolsuzluktan tutuklu kaçakçı Rıza Sarraf Başbakan Erdoğan’ın VIP protokolüne aldığı isimlerden biri. (…)

“2) Halkbank emri Erdoğan’dan

“ABD ambargosunu delmek için Halkbank üzerinden İran-Türkiye doğalgaz-altın ticareti Erdoğan’ın emri. (…)

“3) Altın uçuşa izin Erdoğan’dan.

“4) (Erdoğan) Sarraf-Muammer Güler ilişkisini biliyor

“5) Ağaoğlu’ndan 3 dükkân

“Yolsuzluk dosyasındaki iddiaya göre, Ağaoğlu, Zorlu Center ve Bakırköy’de yasadışı imar iznine karşılık Başbakan’ın çocuklarına Zorlu Center’de 3 dükkân ve K. Bakkalköy’de TÜRGEV ve 20 dönüm arsa veriyor.

“6) Taşyapı’ya 200 milyon kıyak

“(…) Taşyapı İnşaat’ın sahibi Emrullah Turanlı’nın Şişli’de Bulgar Kilisesi’nin 60 dönümlük arazisine, 200 milyon rant sağlayan AVM yapması için Başbakan Erdoğan ‘özel proje’ izni veriyor.” (Yurt Gazetesi, 23 Aralık)

 

Yolun Sonu Görünüyor Tayyip

Yukarıda dediğimiz gibi bu anlatılanlar sizin, çocuklarınızın, damatlarınızın vurgunlarının binde biri bile değil. Bu sadece bir açılış, sizin de bildiğiniz gibi.

Ha bir de sizin zaten Belediye Başkanlığı döneminizden kalma, hepsi de akçeli, yüz kızartıcı suçlardan yedi tane dosyanız var, milletvekili dokunulmazlığı sayesinde mahkemelerde bekletilen. Damadınızın yöneticisi olduğu Çalık şirketine iki kamu bankasından (Halkbank, Vakıfbank) verilmiş 750 milyon dolarlık kredi yolsuzluğunuz var. 50 bin lira ile kurulmuş, hiçbir mal varlığı olmayan bir şirkete sahip Çalık Grubu’na 750 milyon dolar kredi verdirtiyorsunuz kamu bankalarından. Sadece bu bile bırakalım sizin siyasi hayatınızın bitirilmesini, yıllarca hapiste yatmanızı gerektiren bir yolsuzluk suçudur.

Biz hep şunu dedik sizler için, biliyorsunuz: “Tayyipgiller’in kanuna uygun, ahlâka uygun, İslama uygun hiçbir akçeli işleri yoktur. Onların içinde hırsız, vurguncu, namussuz, hain olmayan binde biri belki bulur belki bulmaz.” O bakımdan Belediye Başkanlığı döneminizden itibaren hep vurgun ve ihanet yapmaktasınız. Zaten bu özelliğiniz yüzünden AKP, ABD tarafından projelendirildi ve iktidara getirildi Türkiye’de. Çünkü hırsız, dolandırıcı, namussuz, her türden vatan satıcılığını, ihaneti yapmaktan çekinmez. Pek sever sizin gibileri ABD Emperyalistleri. Sadece siz ve benzerlerinizle iş yapar.

Ama artık Gezi İsyanı sizin bütün yaldızlarınızı döktü. İğrenç, mide bulandırıcı ruhunuzu çırılçıplak ortaya çıkarıverdi. Bu bakımdan ABD sizi terk etti, yerinize yeni, gıcır bir benzerinizi getirmek istiyor artık.

Bunlara ilaveten bir de efendinizden, ABD’den gizli iş tutmaya kalktınız, yukarıda anlatılan şekilde.

Suriye’ye saldırı konusunda da ABD’nin hoşuna gitmeyen hatalar yaptınız:

İnsan kafası kesen, insan yüreği yiyen, insanlıktan çıkmış Ortaçağcı caniler bu vahşetlerini görüntüye kaydederek internet ortamında yayınlayınca Batı kamuoyu onlardan iğrenmeye, tiksinmeye başladı haliyle. Bunun üzerine de ABD’li efendileriniz onlarla iş yapmaktan vazgeçti. Onları savunamaz duruma geldi. Beşşar Esad’ı ve yönetimini, uzun vadeye yayarak daha laik görünümlü işbirlikçi hainlerle düşürmeye karar verdi. Sizse, ruhiyatınız kelle kesicilerle aynı olduğu için, onlarla iş tutmaya olanca hızınızla devam ettiniz. ABD “bunu bırak benim dediğim güçlerle ve yöntemlerle devirelim Beşşar Esad iktidarını”, dedi; siz laf dinlememekte ısrar ettiniz. Oysa dinlemediğiniz laflar efendinize aitti. Gezi İsyanı sizin zaten sallantılı-arızalı dengenizi de büsbütün yok ettiği için bu yaptıklarınızın sonuçlarını hesaplayamadınız.

Türkiye’de iktidar artık kayıtsız şartsız Pensilvanyalı İblis’le size aitti. Mustafa Kemalci, Laik, Yurtsever güçleri tasfiye etmiştiniz, “Ergenekon Davası” adlı CIA Operasyonuyla.

Tüm hırsızların, soyguncuların, haydutların iş sonrasında paylaşım kavgasına tutuştukları gibi siz de zaten bir süreden beri Pensilvanyalı ve avanesiyle kavgalı idiniz içten içe. Devletin şurası senin olacak, şurası benim biçiminde süren bir paylaşım kavganız vardı. Bunun makul bir anlaşmayla sonuçlanması da zaten mümkün değildi. Çünkü her biriniz için diğeriniz geçici bir müttefikti. İş başarılınca, hedefe ulaşılınca bertaraf edilmesi gereken bir müttefikti. Böyle bakıyordunuz birbirinize.

Hem miadınızın dolması hem de üst üste yanlışlar yapmaya başlamanız, efendinizden gizli iş tutarak onu atlatmaya kalkışmanız ABD’de tapayı attırdı. Bu adamın artık kanalizasyon deliğine süpürülme zamanı geldi, dedirtti.

ABD efendinizin bu noktaya gelmesini dört gözle bekleyen Pensilvanyalıya sinyal çakıldı. Pensilvanyalı hevesle harekete geçti ve uvertür mahiyetindeki vuruşunu yaptı. Son ayda olan budur. Siz, tümüyle dengesizleştiğiniz için hâlâ işin farkında değilsiniz. Patlamış gerizler gibi ortalığa saçılmış ve genizleri yakan kokular salan vurgununuzu, yağmanızı gizleyebileceğinizi sanıyorsunuz. Durumunuz trajikomik. “Yargı-Polis komplosu, inlerine dalacağız” türünden yavelerle işi geçiştirebileceğinizi sanıyorsunuz. Sizin için yol bitti. Artık hesap verme vakti geldi. Görmüyor musunuz?

Yine bir Yurt yazarının, Nihat Behram’ın yazısına attığı başlıkla bitirelim sözümüzü:

 

“Ya Tayyip… Men Dakka Dukka”

                                                                                                                               23.12.2013