İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği İzmir’de işsizliği ve zamları protesto etti

17.07.2021
67
A+
A-

İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği İzmir Şubesi, İzmir Karşıyaka’da AKP’giller’in son günlerde yaptığı fahiş zamları, pahalılığı ve işsizliği yaptığı eylemle protesto etti. 16 Temmuz Cuma günü saat 18.00’de Karşıyaka Çarşı girişinde biraraya gelen İPSD üyeleri “İşsizliğe Pahalılığa Zama Zulme Son” pankartının açıldığı eylemde, “Ücret Pire Fiyat Deve”, “Zam Zam Zam Ucuzluk Ne zaman”, “Asgari Ücret Artırılsın”, “Taksitle Yaşayıp Borçlu Ölmek İstemiyoruz” dövizlerini taşıdılar. “Örgütsüz Halk Köle Halktır, Örgütlü Halk Yenilmez”, “AKP İşsizlik Pahalılık Zam Zulüm Demektir”, “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek” sloganlarının atıldığı eylemde İPSD İzmir Şube Başkanı Nesibe Gençer bir konuşma yaptı. Nesibe Gençer konuşmasında şunları söyledi:

***

Sevgi ve saygıdeğer emekçi halkımız,

AKP’giller’in uyguladığı ekonomik politikalar yüzünden her geçen gün yoksullaşıyorsun, alım gücün azalıyor. İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminde yaşatılıyorsun. Bu da yetmezmiş gibi sırça saraylarda saltanat sürenler siz emekçi halkımıza porsiyonları küçültme tavsiyesinde bulunuyor. Bu ne vicdansızlıktır, bu ne aymazlıktır! Zaten kıt kanaat geçinmek zorunda kalan halkımızla, iş bulamayan işsizimizle, Asgari Ücret adı altında Sefalet Ücreti ile geçinmek zorunda bırakılan işçimizle dalga geçmektir bu.

Sevgi ve saygıdeğer emekçi halkımız,

Her geçen gün artan fiyatlar yüzünden alım gücü düşen Halkımıza 2825 Liralık Asgari Ücret adı altındaki Sefalet Ücretini reva görenler; yandaşlarına 5-6 maaşlı arpalıklar vererek kıyak geçmektedir. Oysa ülkemizde resmi rakamlara göre yüzde 13, gerçekte ise yüzde 30 oranında işsizlik vardır. Enflasyon ise yine resmi rakamlara göre yüzde 18, gerçekte ise yüzde 30-40 civarındadır. Yani her geçen gün İşsizlik ve Pahalılık durmadan artmaktadır. Bunun sorumlusu biz emekçiler değiliz. Ancak bunun sıkıntısını, eziyetini biz emekçiler çekmekteyiz.

Bunun sorumlusu Parababalarının sömürü ve soygun düzeninin bekçiliğini yapan AKP’giller’dir. Yıllardır bu ülkenin yeraltı-yerüstü zenginliklerini yerli-yabancı Parababalarına yeyim ettiler. Ormanlarımızı, akarsularımızı, doğayı talan ettiler. Ülkemizin her karış toprağını yağmaladılar. Kuvayimilliye yadigârı fabrikalarımızı, işletmelerimizi ya kapattılar, ya da yandaşlarına komisyonlarını da alarak peşkeş çektiler. Onlar Karun gibi zenginleşirken, emekçi halkımız her geçen gün yoksullaştı ve yoksullaşmaya devam ediyor.

Emeklilerimiz Asgari Ücreti bile bulmayan emekli maaşları ile geçinmeye çalışıyor. Oysa yapılan birçok araştırmaya göre Açlık Sınırı bile 2900 TL ile 3500 TL arasında değişiyor. Yine dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 9331 TL’dir. Bunlar asgari rakamlardır. Halkımız her geçen gün bu İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminde boğuşurken bir de kötü yönetilen, daha doğrusu yönetilemeyen pandemi koşulları da eklenince durum daha da vahim bir hal aldı. Milyonlarca işçi işsizler ordusuna katıldı. İşçilerden kesilerek oluşturulan İşsizlik Fonu, “Kısa Çalışma Ödeneği” adı altında işverenlerin çıkarına kullanıldı. Kısa Çalışma Ödeneği adı altında işçilere düşük ödemeler yaptılar. Yani pandemiyi de kendileri için fırsata çevirdiler. Pandemide en çok sıkıntıyı çeken yine emekçi halkımız olmuştur.

Sevgi ve saygıdeğer emekçi halkımız,

En basit hesapla Asgari Ücret yürürlüğe girdiği zaman 1 dolar 7 lira 43 kuruş idi. Bugünkü rakamlara göre 1 dolar 8 lira 70 kuruş civarındadır. Diğer bir deyişle Ocak ayında Asgari Ücret 380 dolar iken bugünün rakamları ile 325 dolar yapmaktadır. Yani Asgari Ücret 55 dolar erimiştir. Dolayısıyla Asgari Ücret ile çalışan bir işçi 55 dolar daha fakirleşmiştir. Bir de bunun üstüne Elektriğe, Doğalgaza, Akaryakıta yapılan fahiş zamlarla emekçi halkımızın alım gücü iyice düşmüştür. Öyle ki çarşı, pazar fiyatları her geçen gün el yakmaktadır. Emekçi halkımız temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Kısacası Parababalarının sömürü ve soygun düzeni demek, İşsizlik, Pahalılık, Zam, Zulüm demektir. Her kim ki, hangi siyasi parti ya da hareket ki bu sömürü ve soygun düzenini savunuyor, koruyor; onlar bu halkın düşmanıdır.

Sevgi ve saygıdeğer emekçi halkımız,

İşte bu İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminden kurtulmanın ve insanca yaşamanın tek yolu bu sömürü ve soygun düzenine karşı örgütlü mücadele etmektir. Bugün yaşadığımız bu cehennemin sebebi insani hiçbir değer taşımayan Finans-Kapital ve Tefeci-Bezirgân Sermayenin soygun ve sömürü düzenidir. Bu insanlık dışı sömürü ve soygun düzenine karşı yaşamın her alanında örgütlü mücadele etmeliyiz. Müzmin işsizlik, azgın pahalılık yok edilmedikçe mutlu olamayız. Derneğimiz bunun için mücadele ediyor. Unutmayalım ki Örgütsüz Halk Köle Halktır. Örgütlü Halk Yenilmez!

***

Ardından İPSD’nin 12 Eylül Faşizmi sonrası açılmasının ardından Genel Sekreteri olan ve halen İzmir Şubesinin üyesi, HKP Genel sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak söz aldı. Konuşması sık sık sloganlarla kesilen Tacettin Çolak da yaptığı konuşmada şunları söyledi:

***

Saygıdeğer İzmir Halkı;

Maalesef bu mekânda yaptığımız açıklamalarımız halkımızın büyük çoğunluğunun ilgisini çekmiyor. Bir kısmı göz ucuyla bakıp geçiyor, bir kısmı korkuyor ama hepsinin içinden geçeni biliyoruz. Kendisinin evine, ocağına düşen ateşin feryadıdır burada söylenenler. Dolayısıyla içinden geçen “helal olsun bu insanlara” tepkisini fiziki olarak yanımızda bulundurmaya dönüştüremiyor.

O da neden kaynaklanıyor?

Çünkü, İşsizlik ve Pahalılık Cehennemine çevrilen Türkiye aynı zamanda koyu bir faşizmin egemen olduğu bir Türkiye oldu. O nedenle insanlar düşünce açıklayan, sadece barışçıl yöntemlerle mevcut siyasal iktidarın politikalarını eleştiren bizlere yaklaşamıyor.

Ben bunu anlıyorum, o doğru. İki satırlık bir cümle ile siyasal iktidar eleştirisi yapanların mahkeme önüne çekildiği, yargılandığı, sadece Tayip Erdoğan’a hakaret nedeniyle hakkında soruşturma açılanların 63 bin kişiyi bulduğu bir Türkiye’de bu korku iklimini elbette anlıyoruz.

Ancak değerli halkımız; korkunun ecele faydası yok. Bu korku iklimini cesaretimizle kırmak zorundayız. Yoksa bundan yüz yıl önce bu toprakları işgal eden emperyalistler karşısında atalarımız korkup sinseydi, Hasan Tahsin kahramanca ölümü göze alıp düşmana ilk kurşunu sıkmasaydı; biz hâlâ o işgalin içerisinde kendi benliğimizi, kendi ulusal kimliğimizi ve hatta – inananları için söylüyorum ama samimi inananlar için söylüyorum – kendi dinimizi dahi açıkça yaşayamayacaktık.

Dolayısıyla cesaret bir vatandır, değerli halkımız. Bu Cesaret Vatanına sahip olan bu sembolik kitleye kulak vermelisiniz.

Neden kulak vermelisiniz?

Bu ülkede hepimizin, 84 milyon insanın aklıyla alay eden yönetici müsveddeleri çıkmadı mı?

Bir kere hayat pahalılığı demek paranın sadece değer olarak artması ya da azalması demek de değildir. Ya da dolar karşısında erimesi de demek değildir. Hayat pahalılığı, alım gücümüzün yani elimize geçen paranın alım gücünün artıp eksilmesi ile orantılıdır.

Şöyle bir örnek verelim: Asgari Ücretle geçmişte kaç dolar alıyorduk ya da kaç çeyrek altın alıyorduk, bugün kaç tane alıyoruz? İşte bunu karşılaştırırsak alım gücümüzü, dolayısıyla hayat pahalılığını ortaya çıkarmış oluruz.

Emekli kardeşim ya da emekliliği bekleyen kardeşim, emekli ikramiyesi ile işçisi de memuru da bundan on yıl, yirmi yıl, hatta kırk yıl önce özellikle kırk yıl önce bir emekli maaşı o insana bir ev ve daha fazlasını aldırıyordu.

Şimdi 25 yıl çalışan bir emekli kardeşim bir emekli ikramiyesi ile bir ev alabiliyor , bir gecekondu alabiliyor mu?

İşte bunlarla karşılaştırmamız gerekiyor. Elektriğe, doğalgaza, suya, ulaşıma sürekli zamlar yapılıyor. Ama işçilere ve memurlara gelince TÜİK rakamlarıyla yalan söyleyerek, sahtekarlık yaparak enflasyon oranını düşük gösterip işçinin memurun emekli zammını da her yıl olduğu gibi bu yıl da düşük yapmadılar mı?

Bakın işsizliğe gelelim. Pandemi sürecinde bütün çıkarttıkları kanunlar, almış oldukları önlemler Parababalarının çıkarları doğrultusundaydı AKP iktidarının. 30 Haziran tarihine kadar sözde bu ülkede işten çıkartmak yasaktı. Ama o zamana kadar, mesleğim gereği biliyorum, patronlar işten çıkartmak istedikleri insanları normal zamanda tazminat vererek çıkaracakken Kod-29 lanet halkasını takarak işçilerin boynuna, tazminatsız çıkarmaya başladı. Özellikle 30 Haziran’dan sonra da yoğun işçi çıkarmalar yapıldı. Normal yaşamda da zaten böyleydi. Çünkü Türkiye’de en iyimser rakamlara göre, en iyimser tahminlere göre işsizlik hiçbir zaman 10 milyonun altında olmamıştır. Artmıştır azalmamıştır.

Dolayısıyla İşsizlik Cehennemi aynı zamanda güç bela iş bulmuş, aldığı düşük maaşla kıt kanat geçinen işçi kardeşlerimiz için de bir kâbustur. Çünkü en küçük bir hak aramada patron ne diyor bu işçi kardeşimize?

Beğenmiyorsan git kardeşim çalışacak milyonlar dışarda. Bir ilan veririm binlerce işsiz kapının önüne yığılır…

Olmuyor mu gerçekten?

Öyle oluyor maalesef.

Değerli İzmir Halkı;

İşsizlik ve Pahalılık bir cehennemdir. Bu cehennem bir avuç Parababasının dışında yani üç beş bin mutlu azınlığın dışında milyonları can evinden vuran bir lanettir. Buna karşı mücadele etmek de kutsal davamızın, en yüce, en kutsal yanıdır. İşsizlik ve Pahalılığı sınırlandıran bir mücadele yöntemi vardır.

Nedir bu?

Örgütlü sendikal mücadeledir. Ama maalesef o alanda da ülkemizde sarı sendikacıların egemen olduğu bir sendikalar faciası yaşanmaktadır. Sarı sendikacı toplusözleşme masasında üyesi işçinin hakkını savunmak yerine onu “Greve çıkarsan sigortan işlemez, kıdeminden sayılmaz, maaş alamazsın” gibi tehditlerle, işsizlikle korkutarak patronun taleplerine ikna eden, hatta işçi kabul etmiyorsa dahi ondan habersiz toplu sözleşme imzalayan alçaklardan oluşmaktadır. Ve bu alçak sendika güruhu ülkemizde azımsanmayacak kadardır.

Devrimci sendikacılığın tek bir örneği vardır. İddia ediyoruz. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı Nakliyat -İş Sendikası’dır. Sarı sendikacılığın panzehiridir.

Bakın, birçoğumuzun güzel güzel seyahat ettiği Pegasus’ta o makyajıyla, temiz elbiseleriyle, güler yüzleriyle bizlere hizmet eden hostes kardeşlerimiz kaç para alıyorlar biliyor musunuz? 3000-3500 lira civarında ücretle çalıştırılıyorlar. Ve bunlar İş Kanunun kapsamına dahi alınmıyorlar. Devlet bu anlamda havayolları patronlarının emrinde. Onlar haklarının bilincine varıp sendika üyesi olunca, Nakliyat-İş Sendikamıza üye olunca işten atıldılar. Onlar da işte bu hak mücadelesini yürüten kararlı, inançlı arkadaşlarımızdandır. Onların direnişlerine, mücadelelerine selam olsun.

Sarı sendikacılar 14 yıldan beri Uzel Makine işçilerini, köylümüzün Massey Ferguson dediği traktörleri üreten kalifiye işçi kardeşlerimizi satışa getirdiler. Emek verdikleri tazminatlarını 14 yıldır alamıyorlar. Maden işçileri, 15 yıl yerin altında ölüme gönderilen maden işçileri, yerin üstünde hak aramaya kalkınca karşısında devleti buluyor, polisi buluyor.

İyi de kardeşim, bu devlet kimin devleti?

Tek kelimeyle sermayenin devleti o zaman. Açıkça bunu söylemek, tespit etmek zorundayız. O kardeşlerimiz kararlıca mücadele ediyor ama yerin üstünde de geçtiğimiz günlerde sendika başkanları da dahil genç bir kardeşimiz trafik canavarı yüzünden aramızdan ayrıldı. Onları da rahmetle anıyoruz.

Bakın elin gâvuru dediğimiz Alman patron… Hepimizin alışveriş yaptığı ucuz balığın, etin, tüketim maddelerinin satıldığı o Metro’da çalışan kardeşlerimizin de hakkını yiyor Alman patron ve Türk ortakları. Onların da hakları gaspediliyor ama Tezkoop-İş isimli sarı sendikacı, patronlarla birlikte davranıyor.

TÜVTÜRK’te çalışan işçiler örgütleniyor; araçlarımızı muayene ettirdiğimiz yerler. Onlar da işten çıkarılıyor. Ama Nakliyat İş Sendikası hepsine karşı kararlıca mücadele etmeyi sürdürmektedir.

Değerli kardeşler;

İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği de demin söylediğim gibi bir avuç Parababasının dışında hepimizi etkileyen can alıcı soruna parmak basıyor. Pazarda filesini dolduramayan annemizin, kardeşiminiz dertlerine tercüman oluyor. Lütfen siz de bu doğruların bu cesur insanların yanında yer alın. Onlarla birlikte mücadele edin, yoksa korkunun ecele faydası yok. Hayat, yaşamımız böylesine ızdıraplarla gelip geçiyor, ömür tükeniyor ama hakkını vererek yaşamımızı geçirmiyorsak boşuna yaşamışız demektir. İşte bu bir avuç insan, yaşamın hakkını veren insanlardır; tek tek kutluyorum. Gözlerinden öpüyorum. Saygılar sunuyorum.

***

Halkın yoğun ilgisinin olduğu eylem atılan sloganların ardından alkışlarla sona erdi.

16 Temmuz 2021

İPSD İzmir Şubesi