HKP, Uluslararası Hukuku takmayan, Birleşmiş Milletler Antlaşmasını hiçe sayan, ne yasa ne Anayasa takmayan AKP’giller ve Reisinin yakasını bırakmıyor ve bir kez daha tarihe not düşüyor

12.02.2019
106
A+
A-
HKP, Uluslararası Hukuku takmayan, Birleşmiş Milletler Antlaşmasını hiçe sayan, ne yasa ne Anayasa takmayan AKP’giller ve Reisinin yakasını bırakmıyor ve bir kez daha tarihe not düşüyor

HKP, Uluslararası Hukuku takmayan, Birleşmiş Milletler Antlaşmasını hiçe sayan, ne yasa ne Anayasa takmayan AKP’giller ve Reisinin yakasını bırakmıyor ve bir kez daha tarihe not düşüyor

Biz çok iyi biliyoruz, yaptığımız bu suç duyurusunu da kabul edecek, gereğini yaparak eskilerin deyimiyle tahkikat başlatacak yürekli bir savcı kalmadı…

Oysa bu suç duyurularını yapmaya bile gerek yok bu ülkede. Gerçekten gücünü haktan hukuktan alan ve ülkemizin bağımsızlığına, hukukun üstünlüğüne, komşu ülkelerle barış içinde bir arada yaşama gerekliliğine inanan savcılar, hakimler olsaydı, daha doğrusu suç duyurumuza konu olan savaş suçunu işleyen AKP’giller ve İmamı ülkede Hukuku ayaklar altına almasaydı, Savcıların, Hakimlerin re’sen harekete geçip soruşturma başlatmaları gerekirdi.

Ama maalesef Yargı AKP’giller’in suçlarını görmezden gelen, daha tehlikelisi bu suçlara yasal kılıflar uyduran bir konuma düşürüldüğü için, AKP’giller’in Ulusal ve Uluslararası bütün yasa, antlaşmalara göre suç olan Savaş Suçlarına “DUR” diyecek yürekli bir savcı ve hakim beklemek artık ölü gözünden yaş beklemekle eşdeğer hale geldi.

HKP olarak yıllardır yapıyoruz bu suç duyurularını. Özellikle AKP’giller’in işlediği Savaş Suçlarını an geçirmeksizin yargıya taşıdık. Aslında AKP’giller’in işledikleri Savaş Suçlarına yönelik ilk yaptığımız suç duyurumuz işleme alınıp gereği yapılmış olsaydı, gerçekten Halkını ve komşu Mazlum Halkları düşünen, kardeşliği, mazlum Halklarla barışı düşünen bir Yurtsever hükümet olsaydı:

Ülkelerine karşı başlatılan Haçlı Saldırısından kaçan beş milyon civarındaki yüreksiz Suriyeliyi beslemek için, ortalama 70-80 milyar dolar civarında bir para, halkımızın alınterinden çalınarak harcanmazdı.

Yarın ne kötülük yapacağı bilinmeyen IŞİD’cisi, El Kaide’cisi ve her türden Ortaçağcı meczubu dolmazdı ülkemize.

Ülkemiz Yeni Sevr’e doğru koşar adım gitmezdi.

İkinci bir İsrail olacak Amerikancı bir Kürt Devletinin sözü bile edilemezdi.

Yarım Milyon civarında Suriyeli şu anda yaşıyor olurdu.

Maalesef, Türkiye’nin, halkın çıkarları diye bir şey umurlarında olmayan AKP’giller’e halkımız 17 yıldır mahkûm edilmiştir. Bunlar kendilerini, devşiricileri ve yapımcıları ABD’ye hizmetle ve onun emperyalist çıkarlarını bölgede uygulamakla görevli saymaktadırlar.

Yani bunlar, Türk Milletine, Türkiye Halkına değil; sadece efendileri ABD’ye hizmete adanmışlardır…

Bunlardan an geçirmeksizin kurtulmazsak, ihanetlerine daha da ara vermeksizin devam edecekler ve ülkeyi, halkı felaketten felakete sürükleyeceklerdir …

Bunlardan ihanetten, kötülükten başka hiçbir şey gelmez vatana ve halkımıza…

Bağımsız, objektif ve hukukun üstünlüğüne uygun bir soruşturma yürütüldüğünde bu gidişata bir nebze de olsa dur denebilir.

Ne yapalım… İş yine başa düştü…

Birkez daha bu ülkenin yiğitlikler, dürüstlükler, doğruluklar hareketi HKP, artık kör gözlere batarcasına işlenen ve her geçen gün ortaya çıkan delillerle kesinlik kazanan AKP’giller’in Savaş Suçunu yargıya taşıdı. Halkçı Hukukçular; Genelkurmay Başkanlığı eski İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in medyaya yansıyan açıklamalarıyla, bir kez daha ortaya çıkan ve AKP’giller’in her geçen gün daha da kabaran Savaş Suçları için, mesleki unvanının önünde “Cumhuriyet” yazan savcılara görevlerini yapmak üzere suç duyurusunu teslim etti. 11 Şubat 2019

HKP Genel Merkezi

Suç duyurusu dilekçesi aşağıdadır: 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

SUÇ DUYURUSUNDA

BULUNAN :Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

 

VEKİLLERİ                                    :Av. Metin BAYYAR- Av. Ayhan ERKAN- Av. Ali Serdar ÇINGI

Av. Tacettin ÇOLAK- Av. Sait KIRAN- Av. Ayça OKUR

Av. Halil AĞIRGÖL-Av. Pınar AKBİNA-Av. Doğan ERKAN

Ortak Adres :Necatibey Cad. Sezenler Sokak. No: 4/15 Sıhhıye/ANKARA

ŞÜPHELİLER :1.Recep Tayyip Erdoğan (Dönemin Başbakanı)

2.Ahmet Davutoğlu (Dönemin Dışişleri Bakanı)

3.Hakan Fidan (Dönemin MİT Müsteşarı)

4.Dönemin Bakanlar Kurulu Üyeleri

SUÇ :5237 Sayılı TCK’nun Devlete karşı savaşa tahrik başlıklı m. 304 ile Yabancı devlet aleyhine asker toplama başlıklı m. 306 kapsamına giren suçlar.

ŞİKAYETLERİMİZ :

Tüm dünya Halklarının bildiği ve kabul ettiği üzere ABD ve AB (AB-D) Emperyalistleri, Büyük Ortadoğu Projesi ya da Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında, dünyanın 1000 parçalı eyalet devletçiklere-site devletlerine ayrılması amacının bölgemize düşenini gerçekleştirmek için Ortadoğu Halklarına yönelik bir savaş başlatmış durumdadır. Ve Halklara yönelik başlatılan bu savaşın gereği olarak da AB-D Emperyalistleri, Mart 2011 tarihinden itibaren Suriye’de mezhep çatışmalarını, ulusal-etnik kimlikleri ve komşu ülkelerin emperyal amaçlarını kullanmaktan ve Suriye Halkını katletmekten, katlettirmekten çekinmemektedirler.

AB-D Emperyalistlerinin Suriye’ye karşı Mart 2011 tarihinde başlattığı Haçlı Seferi şunu göstermiştir: İnsan soyunun en büyük düşmanı bu Emperyalistler artık ellerini ateşe sokmuyorlar, bunun yerine maşa kullanıyorlar, kullanmaya devam ediyorlar. ABD Askerleri artık ölsün istemiyorlar ve bunu en üst düzeyde de ifade ediyorlar. Kendi canları tatlı olunca alavere dalavere ile Mazlum Halkların askerlerini cepheye sürüyorlar. Ellerindeki para gücüyle, “ekonominizi batırırım” tehditleriyle komşu kardeş Halklara yönelik her türlü düşmanlığı, kötülüğü yaptırtıyorlar emir kullarına.

Biz Suriye Halkı ve devletiyle kardeştik. Kardeşten de öteydik. Tüm kamuoyunun bildiği üzere Ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapıldı. 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı bu kardeşleşmenin ürünüydü:

Adana Mutabakatı

İmzalanma Tarihi: 20 Ekim 1998

– Suriye, mütekabiliyet ilkesi uyarınca, kendi topraklarından doğan ve Türkiye’nin güvenliği ile istikrarını tehlikeye atan hiçbir faaliyete izin vermeyecek. Suriye, PKK’nın topraklarında silah arzı, lojistik malzeme, finansal destek ve propaganda aktivitelerine müsaade etmeyecek.

– Suriye, PKK’yı terör örgütü olarak tanıdı. Suriye, diğer terör örgütlerinin yanı sıra PKK’nın ve uzantılarının tüm faaliyetlerini yasakladı.

– Suriye, PKK’nın topraklarında kamplar ve eğitim ya da himaye amaçlı tesisler kurmasına, ticari faaliyetler yapmasına izin vermeyecek.

– Suriye, PKK üyelerinin, ülkesini üçüncü ülkelere geçiş için kullanmasına izin vermeyecek.

– Suriye, PKK elebaşısının Suriye topraklarına girmesine engel olmak için her türlü tedbiri alacak ve sınır noktalarındaki tüm yetkililere bu yönde direktif verecek.

– İki ülkenin güvenlik makamları arasında doğrudan telefon hattının kurulması

– İki ülke arasında, Suriye’nin taahhütlerini denetlemek için özel bir mekanizmanın oluşturulması (https://tr.sputniknews.com/infografik/201901311037406815-adana-mutabakati-putin-erdogan-suriye-pkk-ypg-dsg/)”

Bu yetmedi, 2010 Aralığında AKP Hükümeti bu Mutabakatı güncelledi:

Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması

İmzalanma Tarihi: 21 Aralık 2010

– Adana Mutabakatının geliştirilmesi ve daha etkin kılınması

– Terör ve terör örgütlerine karşı ortak mücadelede yasal ve kapsamlı bir çerçevesinin oluşturulması

– Terör tehdidine karşı yürütülen ortak mücadele konusunda istihbarat paylaşımı ve bilgi değişiminin sağlanması

– Taraflar, hiçbir terör örgütünün, özellikle PKK ve uzantılarının, yan oluşumlarının kendi topraklarını kullanmalarına, güvenlik ve istikrarını bozmalarına izin vermeyecek

– Taraflar, bu örgütlerin kamp, eğitim merkezi ve diğer tesisleri kurmalarına; militan toplama ve silah, patlayıcı madde, lojistik destek ve terörizmin finansmanı teminine; terörizmin finansmanı kapsamında kaçakçılık ve ticaret yapmalarına; eğitim ve propaganda faaliyetlerinde bulunmalarına; yasa dışı sınır geçişi yapmalarına; diğer tarafa ve üçüncü ülkelere militan, silah ve patlayıcı madde aktarılmasına müsaade etmeyecek

– Gerektiğinde ortak operasyon gerçekleştirme olanaklarının araştırılması

– Taraflar, PKK terör örgütünün ve uzantılarının liderleri ve üyelerinin yasal ya da yasal olmayan ikametine, ticari, siyasi ve askeri faaliyette bulunmasına izin vermeyecek, bu faaliyetleri yasaklayacak ve bu amaçla gerekli bütün tedbirleri alacaklar

– Terörist grupların üyeleri ve işbirlikçileri bir taraftan diğer tarafa kaçanlar da dahil tutuklanacak, tutuklanan kişiler talep eden tarafın vatandaşıysa o tarafa teslim edilecek. (agy)

Türkiye ve Suriye işte böylesine kardeşlik ve dayanışma içerisindeydi. Taa ki Mart 2011 tarihine kadar. AB-D Emperyalistleri AKP Hükümetine Suriye Halkını ve Önderini satın emrini verinceye kadar. İki ülke dostane bir süreç içindeyken, şüphelilerden Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesi ABD’lilerden aldıkları bir buyruk üzerine olumlu giden süreç bir anda felakete dönüştü. Sonuç yüzbinlerce ölüm, milyonların mülteci durumuna düşmesi. Sonuç insanlık dramı.

Ne acıdır ki Ülkemizin Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve diğer Bakanlıklar gibi yürütme organlarında bulunan şüpheliler, komşu Suriye Devleti’ne karşı sürekli saldırgan ve tahrik edici bir üslup kullanarak, ülkemizi AB-D emperyalistlerinin pis çıkarları uğruna hızla savaşa sürüklemişlerdir. Yıllardır barış içinde dostça yaşamış Suriye ve Türkiye Halklarını birbirine düşman etmek için uğraş vermişler, vermeye devam etmektedirler.

Her biri ayrı bir suç kapsamında olan eylemleri için Mart 2011 tarihinden itibaren müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) birçok kez şüpheliler hakkında suç duyurularında bulunmuş ve Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikâyet etmiştir.

Ortaya bugün itibarıyla çıkan son gelişmeler birkez daha Şüphelilerin Suriye Halkı ve Devletine karşı Savaş Suçu işlediklerini gösterir kuvvetli kanıtlardır.

Şöyle ki:

Bu yeni güçlü kanıt, “Genelkurmay Başkanlığı eski İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in “Hakan Fidan bana ‘Amerikalılarla anlaştık, beraber hareket edeceğiz’ dedi” şeklindeki beyanının basında yer almasıdır.

“Aydınlık gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar, bugünkü “Hakan Fidan: ABD ile anlaştık!” başlıklı yazısında, “Genelkurmay Başkanlığı eski İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin üç gün önce yani pazar günü öğle öncesi 11.00’de Ulusal Kanal’da yayınlanan programımızda aynen şunu söyledi:

– ‘2011’in Mayıs ayında Suriyeli güvenlik heyetiyle Adana Mutabakatı çerçevesinde yapılması gerekenler için Marmara Köşkü’nde beraber yemek yedik. Suriyeliler gidince Hakan Fidan bana ‘Amerikalılarla anlaştık, beraber hareket edeceğiz’ dedi. Kuşkusuz Hakan Bey siyasi iradenin kararını açıklamıştı. İşte o günden sonra Suriye ile kurulan güzel ilişkiler çöpe atıldı ve Türkiye ABD’nın ardına takıldı. Bugünkü dramatik noktalara gelindi…’

“Evet dönemin Genelkurmay yetkilisi Türkiye’nin Suriye politikasında belirleyici olan hususun Esad’ın yaptıkları değil, ABD’nin kuyruğa takılmak olduğunu tanıklığı ile ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

Sabahattin Önkibar, “Hakikat bu ise, Esad Müslümanlara zulüm yaptı demek iftira değil mi?” sorusunu yöneltti. (https://odatv.com/hakan-fidan-bana-amerikalilarla-anlastik-beraber-hareket-edecegiz-dedi-30011943.html)

“İsmail Hakkı Pekin. Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı. ‘Adana Mutabakatı’ çerçevesinde kurulan komisyonun da başkanlığını yaptı.

“ ‘Adana Mutabakatı’nı sordum. Uzun uzun anlattı. Suriye’nin, İdlib’de yapacağı operasyon konusunda bile kendisini arayarak bilgi verdiğini söyledi.

“2011 Mayıs ayında Suriye İdlib’e operasyon kararı aldı. Operasyonla ilgili Suriye heyeti Türkiye’ye geldi. MİT’le de buluşup İdlib operasyon planını anlattılar. Ama iktidar o tarihte ABD’nin yanına geçme kararı almıştı. İlgilenmedi. Suriyeliler daha sonra bana ‘Biz size her konuda bilgi veriyoruz. Ama siz bizim terörist dediğimiz muhalifleri İstanbul’da topluyorsunuz’ diye sitem ettiler” dedi.” (https://www.aydinlik.com.tr/erdogan-putin-adana-mutabakati-dogru-yoldayiz-ismet-ozcelik-kose-yazilari-ocak-2019)

Bu, açık ve kesin biçimde bir Savaş Suçudur. Öncelikle Uluslararası Hukukun ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ayaklar altına alınmasıdır. Türkiye’nin 15 Ağustos 1945 tarihinde imzalamış bulunduğu, 26 Haziran 1945 tarihinde oluşturulup imzalanan Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın da ihlalidir.

Çünkü Antlaşma, kesin bir ifadeyle şöyle der, Giriş Bölümü’nde:

Biz Birleşmiş Milletler halkları:

Bir insan yaşamı içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları yaratmaya ve daha geniş bir özgürlük içinde daha iyi yaşama koşulları sağlamaya, sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaya ve bu ereklere ulaşmak için: hoşgörüyle davranmaya ve iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye, ortak yarar dışında silahlı kuvvet kullanılmamasını sağlayacak ilkeleri kabul etmeye ve yöntemleri benimsemeye, tüm halkların ekonomik ve sosyal bakımdan ilerlemesini kolaylaştırmak için uluslararası kurumlardan yararlanmaya, istekli olarak, bu amaçları gerçekleştirmek için çaba harcamaya karar verdik. Buna uygun olarak hükümetlerimiz, San Francisco kentinde toplanan ve yetki belgeleri usulüne uygun görülen temsilcileri aracılığıyla işbu Birleşmiş Milletler Antlaşmasını kabul etmişler ve Birleşmiş Milletler adıyla anılacak bir uluslararası örgüt kurmuşlardır.” (https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/3-30.pdf)

Şüpheliler; iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirme”k için Suriye Halkı ve devleti için işbirliğine girmemiş, silahlı kuvvet kullanarak Halkları ekonomik ve sosyal bakımdan ilerlemesini zorlaştıran, ortadan kaldıran, bu amaçları için uluslararası kurumları kendi emperyal amaçları doğrultusunda kullanan AB-D Emperyalistleriyle işbirliğine girmiştir. Dolayısıyla milyonlarca Müslümanın kanına girilmiştir.

Ayrıca, Şüphelilerin bu eylemleri; TCK’nin Devlete karşı savaşa tahrik başlıklı 304’üncü maddesinde ve Yabancı devlet aleyhine asker toplama başlıklı 306’ncı maddesinde düzenlenen suçların kapsamına girmektedir.

Çünkü;

Şüpheliler Türkiye ve Suriye arasında tamamen sınırları korumaya, sınırlardan ülke topraklarına sızmayı önleme amaçlı Adana Mutabakatını, üstelik ortada hiçbir neden yok iken sadece Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmak, Suriye’yi BOP-GOP çerçevesinde parçalamak isteyen AB-D Emperyalistleri istedi diye tek taraflı bozmak suretiyle, “Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik” etmişler ve Emperyal güçlerin Suriye topraklarını parçalama amacına “yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği” yapmışlardır. Ayrıca Adana Mutabakatı’nın tek taraflı olarak ortadan kaldırılmasıyla sınırlarımız yolgeçen hanına döndürülmüş, dolayısıyla “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi” gerçekleşmiştir. Şüphelilerin bu eylemleri görüldüğü üzere TCK 304’ün ihlalidir.

Yine ülkemiz, Emperyal güçlerle işbirliği içerisinde hareket eden şüphelilerin, Suriye Halkı ve Devletine karşı bu eylemleri sonucunda, tüm dünya tarafından IŞİD diye bilinen ama şüpheli Recep Tayyip Erdoğan tarafından DEAŞ denerek saptırılmaya çalışılan kan içici katillere hizmet yerine dönüştürülmüştür. AB-D Emperyalistleri tarafından yaratılan ve şüphelilerin her türlü lojistik desteğiyle bu katiller sürüsü “Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı” ülkemizde toplanmışlar ve “hasmane hareketlerde” bulunmak üzere Suriye Halkının başına bela edilmişlerdir. Ve işlenen bu fiil sonucu yıllardır Suriye Devleti savaş halindedir.

Görüldüğü gibi Şüphelilerin bu eylemleri açıkça TCK 306’nın da ihlalidir.

Bu eylemlerin faili olan şüpheliler Devletin Makamlarındaki “yetkililerden” oluşmaktadır. Ellerinde bulundurdukları bu yetkiler yargılanmalarına engel bir durum değildir.

Şöyle ki;

Anayasa’nın 14. maddesi yollamasıyla, özellikle savaş suçu işleyen şüpheliler bakımından, bu kişiler hakkında aynı usulle soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi mümkündür. Keza Anayasa’nın 14. maddesinde şöyle denmektedir:

Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. 

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Sonuç olarak; ülkemizin bağımsızlığına, hukukun üstünlüğüne, komşu ülkelerle barış içinde bir arada yaşama gerekliliğine inanan savcı ve yargıçların hala bitmediğine inanmak istiyoruz. Bu nedenle suç duyurumuzu Türkiye ve Dünya Halklarına karşı bir sorumluluk olarak görüyor ve tarihe bir not düşmek için Sayın Makamınıza veriyoruz.

SONUÇ ve İSTEM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Şüpheliler hakkında soruşturma başlatılarak görev yönünden bir kısım şüpheliler açısından dosyanın Yargıtay C. Başsavcılığı’na Yüce Divan’da dava açılması istemli olarak gönderilerek, diğer şüpheliler bakımında ise görevli Bölge Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılarak anılan maddelerden yargılanmaları ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasını vekâleten dileriz. 11/02/2019

Suç Duyurusunda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Vekilleri

Av. Metin BAYYAR     Av. Sait KIRAN     Av. Azime Ayça OKUR     Av. Doğan ERKAN

ETİKETLER: , , ,