HKP, AKP’giller’in 1 Mayıs’taki hukuk tanımazlığına, zorbalığına karşı suç duyurusunda bulundu

18.05.2016
204
A+
A-

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

SUÇ DUYURUSUNDA

BULUNAN……………….: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

V E K İ L L E R İ……….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ayça ALPEL, Av. Halil AĞIRGÖL, Av. Pınar AKBİNA,

Av. Doğan ERKAN

Atatürk Bulvarı Emlak Bankası Blokları B Blok K:4 D:16 Fatih/İstanbul

Ş Ü P H E L İ……………..: 1- Ahmet DAVUTOĞLU ( Başbakan Sıfatıyla)

2- Efkan ALA (İçişleri Bakanı Sıfatıyla)

3- M. Celalettin LEKESİZ (Emniyet Genel Müdürü Sıfatıyla)

4- Vasip ŞAHİN (İstanbul Valisi Sıfatıyla)

5-Mustafa ÇALIŞKAN (İstanbul İl Emniyet Müdürü Sıfatıyla)

6- Zafer AĞİRKAYA (Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü Sıfatıyla)

7- Sorumluluğu tespit edilecek diğer Polis Memurları

SUÇ……………………….: Kasten Yaralama, İşkence, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma, Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi, İnanç Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasının Engellenmesi

KONUSU …………………: 1 Mayıs 2016 tarihinde anayasal toplantı ve gösteri hakkımızın kullanılmasının engellenmesi nedeniyle TCK’nun belirtilen Maddelerini ihlal eden şüpheliler hakkında soruşturma başlatılmasına karar verilmesi istemidir.

AÇIKLAMALAR………..:

A- OLAY

Halkın Kurtuluş Partisi 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na göre kurulmuş ve faaliyet gösteren bir siyasi partidir. Tüzük ve programı incelendiğinde görüleceği üzere Halkın Kurtuluş Partisi değer yaratan, alınteriyle geçinen halkımızın çıkarlarını asalaklaşmış vurguncu sınıf ve zümrelere karşı savunmaktadır.

Bu nedenle parti olarak, Uluslararası İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma günü olan 1 Mayıs İşçi Bayramını, 1 Mayıs 2016 tarihinde, Beşiktaş’tan Taksim Meydanı’na yürümek suretiyle silahsız ve barışçıl şekilde kutlama kararı almıştır.

Bu karar doğrultusunda olay günü saat 09:30’da üyeleriyle Beşiktaş Meydanında toplanmaya çalışan parti üyelerine hiçbir uyarı yapılmadan müdahalede bulunulmuş, doğrudan orantısız olarak cebir uygulanmış ve 69 kişi darp edilerek, biber gazı sıkılarak haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınma işlemlerine ilişkin tüm belgeler, ifade alma ve diğer adli işlemleri yapan Beşiktaş ilçe Emniyet Müdürlüğü’nde mevcuttur. 

Aralarında 5 avukatın da bulunduğu kişilerin göz altına alınmaları sırasında ne derece insanlık dışı bir şiddete maruz kaldıkları EK’te sunulan fotoğraf ve video görüntülerinden de anlaşılmaktadır.

B- HUKUKİ DURUM;

Yukarıda belirttiğimiz olay kolluk güçlerinin hukuka aykırı olmayan bir eyleme-etkinliğe müdahalesi olduğu gibi aynı zamanda müdahale tarzı ve uygulanan yöntemler açısından da suç unsuru taşımaktadır. Şöyle ki;

1- Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı Anayasanın 26. ve Maddesi Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı başlıklı 34. Maddesine göre Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu gibi herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına da sahiptir.

2- Ayrıca Anayasanın 90’ıncı maddesiyle bağlantılı olarak ülkemizin de taraf olduğu ve imzaladığı Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da “Toplantı ve Gösteri Hakkı” ile ilgili iç hukukumuzda uygulanması gereken metinler haline gelmiştir.

3- Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 20/1 maddesi ; “Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.” Şeklindedir.

4- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Dernek Kurma ve Toplantı özgürlüğü” başlıklı 11’inci maddesi de herkesin asayişi bozmayan toplantılar yapmak, hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

C- BİR YCGK. KARARI IŞIĞINDA TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜŞÜ HAKKI:

“Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için öncelikle bu konudaki yasal düzenlemelerin ele alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bir düşünce veya görüşün toplu olarak açıklanmasını ifade eden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, uluslararası sözleşme ve belgeler ile ulusal hukukta ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ( İHEB ) 20. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin barışçı toplanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi”nin 21. maddesinde de; “Barışçıl bir biçimde” toplanma hakkı hukuk tarafından tanınır. Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenliği veya kamu güvenliğini, kamu düzenini ( ordre public ), sağlık veya ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacı taşıyan, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukuka uygun olarak getirilen sınırlamaların dışında başka hiçbir sınırlama konamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ( AİHS ) 11. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkesin asayişi bozmayan toplantılara” katılma hakkına sahip olduğu, 2. fıkrasında ise, bu hakkın demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabileceği belirtilmiştir.

03.10.2001 gün ve 4709 Sayılı Yasanın 13. maddesi ile yeniden düzenlenen Anayasamızın 34. maddesinde ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi ile örtüşecek şekilde; herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, bu hakkın ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği ve kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda gösterileceği öngörülmüştür.

TOPLANTI VE GÖSTERİNİN, BU DÜZENLEMELER VE HAKKIN GENEL NİTELİĞİ DİKKATE ALINARAK, DEVLETİN MÜDAHALE ETMEMESİ GEREKEN BİR ÖZGÜRLÜK OLDUĞU YORUMU YAPILABİLİRSE DE, DEVLET BİR YANDAN GEÇERLİ BİR NEDEN OLMAKSIZIN TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL ETMEKTEN KAÇINIRKEN, DİĞER YANDAN DA BU HAKKIN KULLANILMASINI SAĞLAMAK İÇİN GEREKEN ÖNLEMLERİ DE ALMAK ZORUNDADIR”

(YARGITAY Ceza Genel Kurulu, E:2004/8-65, K:2004/117, T:11.05.2004 kararı)

D- AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NDE BARIŞÇIL TOPLANMA VE GÖSTERİ İLE TÜRKİYE HÜKÜMETİNİN MAHKUM EDİLDİĞİ KARARLAR:

 – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ataman v. Türkiye, 74552/01,

– 05.12.2006 – kararı şöyledir:

“AİHM, devletlerin, sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan da kaçınmalarının gerektiğini not etmektedir. Son olarak AİHM, 11. madde koruma altındaki hakların kullanılmasında kamu güçlerinin keyfi müdahalelerine karşı kişiyi koruma amacını içeriyorsa, buna ek olarak bu hakların etkili bir şekilde kullanılmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü de kapsadığına kanaat getirmektedir (Djavit An)…..

AİHM, ulusal mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak, halka açık gösterilerin düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını gözlemlemektedir. Olayların meydana geldiği dönemde, yetkili makamlara yapılacak bildirinin olaydan yetmiş iki saat önce yapılması gerekiyordu. İlke olarak benzeri düzenlemeler, AİHS tarafından korunduğu şekliyle TOPLANTI YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜNE GIZLI BIR ENGEL OLUSTURMAMALIDIR.

AİHM, özellikle yetkililerin, İnsan Hakları Derneği adına düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa anlam verememektedir.

AİHM için, göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin, AİHS’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle toplantı özgürlüğünün geçerli olabilmesi için, barış yanlısı toplanmalara hoşgörüyle yaklaşması önem arz etmektedir.

Sonuç olarak AİHM, bu davada polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı olmadığına ve AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması için gerekli bir tedbir oluşturmadığına kanaat getirmektedir.”

-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Karatepe ve diğerleri davası – 07.04.2009- verdiği karar ise şöyledir:

“Halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yaşamın akışına belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM, durumun kurallara aykırı olmasının tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağına itibar etmektedir.

AİHM nezdinde göstericilerin şiddete başvurmadıkları durumlarda, AİHS’nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boşaltılmaması bakımından kamu erkinin barışçıl gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermesi önem arz etmektedir.

Sonuç olarak AİHM, bu başvuruda polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini ve başvuranların (eylemcilerin-nb) cezai yargılama konusu edilmesine orantısız olarak kabul etmektedir. Bu tedbirler AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması bakımından gereklilik arz etmemektedir.”

-Balçık v. Türkiye, 25/02, 27.11.2007 kararı:

“Mevcut davada taraflar arasında, başvuranların toplanma hakkına müdahalenin ilk ortaya çıkışına ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. AİHM yerel mahkemenin başvuranları aleyhlerindeki suçlardan beraat ettirdiğini doğrulamıştır. Ancak, bu kararın 19 Eylül 2005’te, olaydan yaklaşık 5 yıl sonra verildiğini göz ardı edememektedir. Aynı zamanda başvuranların gösteriye katılarak o tarihte tartışmalı bir mesele olan F-tipi cezaevlerine dikkat çekmeyi amaçladıklarını kaydetmektedir. AİHM, gösteriye müdahale edilmesinin, polisin göstericileri dağıtmak için güç kullanmasının ve müteakiben cezai takibat başlatılmasının, caydırıcı bir etkiye sahip olmuş ve başvuranların benzeri gösterilerde yer alma hususundaki cesaretlerini kırmış olabileceği kanısındadır. 

Bu nedenle AİHM, özellikle yetkili makamların gösteriyi sona erdirmedeki sabırsızlığını anlaşılır bulmamaktadır. Bu noktada AİHM ayrıca hiçbir bilgi verilmemesine rağmen yetkili makamların, o tarihte bu tür bir gösteri yapılacağına ilişkin bilgi almış ve böylece önleyici tedbirler alabilmiş olduğunu hatırlatmaktadır.

AİHM, göstericiler şiddet içeren fiiller sergilemedikleri sürece, AİHS’nin 11. maddesince teminat altına alınan toplantı özgürlüğünün esasına bağlı kalınmak isteniyorsa, resmi makamların barışçı toplantılar hususunda belirli derecede hoşgörü göstermelerinin önemli olduğu kanısındadır.”

-Aytaş ve diğerleri v. Türkiye, 6758/05, 08.12.2009 kararı:

“AİHM bilhassa yetkililerin bu gösteriyi sona erdirme konusundaki aceleciliklerine şaşırmaktadır (Bkz. sözü edilen Oya Ataman ve a contario, Eva Molnar-Macaristan kararı no: 10346/05, 7 Ekim 2008).

AİHM’ye göre, AİHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı  özgürlüğünün muhtevasından yoksun bırakılmaması amacıyla, kamu erklerinin, barışçıl gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermeleri önem arz etmektedir.

Mevcut davada, AİHM, polisin güç kullanarak müdahale etmesinin ve başvuranlar hakkında ceza davası açılmasının orantısız olduğu kanaatindedir. Söz konusu tedbirler, AİHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunmasında gerekli tedbirler değildir.”

-Biçici v. Türkiye, 30357/ 05, 27.05.2010 kararı:

“AİHM bu bağlamda göstericilerin şiddet eylemlerinde bulunmadıkları durumlarda, AİHS’nin 11. Maddesince koruma altına alınan toplanma özgürlüğünün esası korunmuşsa, kamu makamlarının barışçı toplantılara belirli derecede hoşgörü göstermelerinin önemli olduğuna ilişkin önceki kararlarını hatırlatmaktadır.”

E- Tüm bu nedenlerle Halkın Kurtuluş Partisinin 1 Mayıs 2016 günü gerçekleştirmek istediği barışçıl, silahsız etkinlik suç değildir. Bu durumun suç olmadığı artık yerleşik yargı kararlarıyla da sabittir.

Örneğin 1 Mayıs 2014’te 1 Mayıs İşçi Bayramını Valilikçe “yasaklama” kararı verilmesine rağmen Taksim Meydanında kutlamak isteyen kişilere açılan davada İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi şüpheliler hakkında 2014/339 Esas sayılı dosyasında beraat kararı vermiştir. Bu beraat kararının gerekçe kısmında ;

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 ci maddesi aynı zamanda devlete yetkili makamlar aracılığı ile vatandaşlarının ifade,   toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini hayata geçirebilmeleri için haklarına   haksız müdahale etmeme yükümlülüğü getirdiği gibi,   kişilerin ve örgütlerin haklarını kullanabilmelerini sağlamak için önlemler almak, gerekli güvenlik koşullarını sağlamak yükümlülüğünü getirmiştir. Devlet olumlu ve olumsuz anlamdaki bu yükümlülüklerini   yerine getirmemiş, sanıkların yetkilisi oldukları kurumları adına aldıkları izin doğrultusunda dahi gösteri haklarını kullanmalarını sağlayamamıştır.” ifadeleri yer almaktadır. (EK-2)

Ayrıca, barışçıl gösterilere müdahale edilemeyeceği aksine kişilerin bu hakkının devlet tarafından korunması gerektiği, bunun tersi davranış ve fiillerin Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine aykırı olacağı bir çok Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararında belirtilmiştir. Bu kararlardan biri 38676/08 başvuru nolu DİSK ve KESK v. TÜRKİYE davasıdır. Bu dava 1 Mayıs 2008 tarihinde bazı sendikaların 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarını Taksim Meydanında gerçekleştirme isteklerinin kolluk kuvvetlerince engellenmesi ve hukuksuz müdahalesi sonucunda açılmıştır. AHİM bu kararında; göstercilerin siddete basvurmadığı durumlarda, kamu yetkililerinin Sözleşmenin 11. maddesinde teminat altına alınan barışçıl toplantı hakkının özünün zarar görmesini engellemek için, barışçıl toplantılara bir miktar hoşgörü göstermeleri gerektiği, söz konusu davada polis memurları tarafından güç kullanılarak yapılan müdahalenin orantısız olduğu ve kamu düzeninin bozulmasına engel olmak üzere gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.

Böylelikle bu davada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1 Mayıs Bayramını Taksim’de kutlamak isteyen vatandaşların engellenmesi, darp edilmesi ve gözaltına alınması nedeniyle tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. (EK-3)

F- BİBER GAZI KULLANIMI

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ALİ GÜNEŞ-TÜRKİYE davasında (Başvuru no:9829/07) konuyu şu şekilde değerlendirmiştir:

” Mahkeme halihazırda, yasaların uygulanmasına iliskin olarak “göz yasartıcı gaz” veya “biber gazı” kullanılması hususunu incelemeye tabi tutmus ve “biber gazı” kullanımının solunum problemleri, bulantı, kusma, soluk borusu irritasyonu, göz irritasyonu, spazm, göğüs ağrısı, dermatit ve alerji gibi sorunlara yol açabileceği sonucuna varmıstır. Asırı doz halinde, bu gaz, solunum ve sindirim borularında doku ölümüne, akciğer ödemi ve iç hemorajiye yol açabilmektedir (böbrek üstü bezi hemorajisi), … Mahkeme, yasaların uygulanması hususunda bu tür gazların kullanılmasına iliskin olarak, Avrupa İskencenin ve İnsanlık Dısı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) tarafından kaygıların ifade edildiğini belirtmektedir. CPT su kanaattedir:

“… Biber gazı potansiyel olarak tehlikeli bir maddedir ve kapalı alanlarda kullanılmamalıdır. Açık havada kullanılması halinde bile CPT’nin ciddi çekinceleri bulunmaktadır; istisnai olarak kullanılması gerektiğinde, bölgede belirli güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Örneğin, biber gazına maruz kalan kisiler derhal

bir doktora ulastırılmalı ve bu kisilere panzehir sağlanmalıdır.”,

… Avrupa Konseyi’nin birkaç Üye Devletinde yürüttüğü teftislerinde, CPT su tavsiyelerde bulunmustur:

“… Biber gazı kullanımının kontrolüne iliskin düzenlenen net bir yönetmelik en azından sunları içermelidir:

“biber gazının hangi durumda kullanılabileceğine dair talimatlar; biber gazının kapalı alanlarda kullanılmaması gerektiğini açıkça belirtmelidir;

biber gazına maruz kalan tutukluların derhal doktora ulaştırılmalarına ve kendilerine kurtulma tedbirlerinin sunulmasına dair hakları;

biber gazı kullanma yetkisi verilmiş personellerin nitelikleri, eğitimleri ve yeteneklerine ilişkin bilgi; biber gazının kullanımına ilişkin yeterli bir raporlama ve denetim mekanizması…”,

Gazların neden olduğu etkiler ve içerdiği potansiyel sağlık tehlikelerini göz önünde

bulundurarak (bkz. 37. Paragraf) Mahkeme, yukarıda anlatılan koşullar altında başvuranın yüzüne haksız yere gaz sıkılmasının, kendisinin yoğun fiziksel ve ruhsal acı duymasına neden olduğu ve başvuranı aşağılayabilecek ve itibarını düşürebilecek korku, acı ve aşağılanma duyguları uyandırma niteliğinde bulunduğu kanaatindedir (bkz. gerekli değişikliklerle, Kudla v. Polonya [GC], no. 30210/96, § 92, AİHM 2000-XI). Bu nedenle Mahkeme, polis memurlarının, başvurana bu şartlar altında göz yaşartıcı gaz sıkarak, Sözlesme’nin 3. Maddesi çerçevesinde, başvuranı insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz bıraktıkları sonucuna varmaktadır.”

DİĞER YANDAN, İstanbul’daki Gezi olayları sebebiyle Kamu Başdenetçisi M. Nihat ÖMEROĞLU tarafından hazırlanan 03.2013/310 Şikayet ve 2013/90 Karar no.lu kararda da belirtildiği üzere, barışçıl olmayan bir gösteride dahi, biber gazı kullanılacaksa da, gaz kapsülünün göstericilere doğru fırlatılmış olmasının hak ihlali olduğu, Abdullah Yaşa ve diğerleri – Türkiye (Başvuru numarası:44827/08) davası 16 Temmuz 2013 tarihli kararına atıf yapılarak ifade edilmiştir.

EKTE SUNDUĞUMUZ RESİMLERDEN GÖRÜLECEĞİ ÜZERE, MÜVEKKİL PARTİNİN ÜYELERİNE ETKİSİZ HALE GETİRİLDİKTEN SONRA DAHİ DOĞRUDAN YÜZLERİNE GAZ SIKILDIĞI GÖRÜLECEKTİR.

Bu fotoğraflardaki polislerden anılan nedenlerle şikayetçiyiz.

G- Dolayısıyla özetlemek gerekirse Halkın Kurtuluş Partisi ve üyelerinin 1 Mayıs 2016 tarihinde Beşiktaş Barboros Bulvarı ve Beşiktaş Meydanı’nda yasa dışı bir faaliyetleri yoktur. Aksine Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelere uygun şekilde barışçıl toplanma ve düşünce açıklama hakkını kullanmak istemektedirler. Ancak bu hakların kullanılması şüpheliler tarafından engellenmiştir.

1 Mayıs İşçi Bayramının hem tarihsel hem de sosyal olarak en anlamlı şekilde kutlanabileceği yer olan Taksim Meydanı Anayasa ve AHİS’e aykırı şekilde fiili zor ve baskı kullanılarak vatandaşlara ve Halkın Kurtuluş Partisi ile üyelerine kapatılmıştır.

Sonuç olarak başta Başbakanlık makamında bulunan şüphelilerin yasa dışı talimatlarıyla kolluk güçleri anayasal barışçıl bir etkinliğe müdahale etmiş, insanları darp ederek gaz kullanarak gözaltına almıştır. Böylelikle Halkın Kurtuluş Partisinin yapacağı açık yasal siyasi bir faaliyet engellendiği gibi partinin düşüncesini kamuoyu nezdinde dile getirmesinin de önüne geçilmiştir.

Bu nedenlerle;

  • Kamu görevlisi nüfuzu kullanılarak parti üyelerine karşı gerçekleştirilen Yargıtay kararın göre silahtan sayılan biber gazı ile yaralama TCK 86/d-e maddesine göre,
  • Aralarında görevlerini yapmaya çalışan avukatların bulunduğu vatandaşlara insan onuruna aykırı davranışla, ağızlarına, yüzlerine kasti ve orantısız şekilde biber gazı sıkılması, darp edilmesi sebepleriyle TCK 94 ve 94/b maddelerine göre,
  • Haksız, hukuka aykırı ve gerekçesiz olarak kişilerin gözaltına alınması ve hürriyetlerinden yoksun bırakılması TCK 109. Maddesine göre,
  • Bir partinin toplanma ve barışçıl şekilde düşünce açıklaması yapmasını keyfi şekilde engellenmesi TCK 114, 115 ve 119. Maddelere göre suçtur.

Belirtilen bu suçlar silsile yoluyla kanuna aykırı emir vererek ve bu emirin uygulanması yoluyla gerçekleştirilmiştir.

SONUÇ ve İSTEM……….: Yukarıda ayrıntılıca açıklandığı üzere;

Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde belirtilen toplanma ve düşünce açıklama hakkını yasa dışı yöntemlerle engelleyen, müvekkil parti üyelerini darp ederek, işkence uygulayan şüphelilerin yukarıda belirtilen suçlar nedeniyle soruşturulmasını ve haklarında kamu davası açılmasını vekâleten talep ederiz. 16.05.2016

Suç Duyurusunda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

V e k i l l e r i

Av. Pınar Akbina Av. Ayhan Erkan Av. Ali Serdar Çıngı