Gözünü şimdi de Meralara diken Tayyipgiller’e HKP’den geçit yok!

25.11.2015
195
A+
A-

HKP, Tayyipgiller’in şimdi de gözünü Meralara dikmesine sessiz kalmadı. Konuyla ilgili bugün Antalya’da köylülerle birlikte Danıştaya başvuran HKP Merkez Komite Üyesi Av. Tacettin Çolak Adliyede bir de basın açıklaması yaptı. Çolak, açıklamadan önce polis tarafından engellenmeye çalışıldı. Polis, önce “savcı beyin talimatı var burada açıklama yapamazsınız” diyerek engellemek istedi. Ancak Çolak ve köylüler kararlı tavrlarından taviz vermedi. “Biz burada açıklamayı yapacağız, savcı bey ne yaparsa yapsın” diyen Çolak açıklamayı gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasını ve mahkemeye sunulan dilekçeyi aynen yayımlıyoruz:

BASIN EMEKÇİLERİNE ve HALK ÖRGÜTLERİNE

Kamu Mallarımızı, Yeraltı ve Yerüstü Zenginliklerimizi, Derelerimizi, Ormanlarımızı Yerli-Yabancı Parababalarına Peşkeş Çeken Tayyipgiller;

Şimdi De Gözünü Meralarımıza Dikti

Belki bir çoğunuzun dikkatini hiç çekmedi.. İnsanlarımız 1 Kasım Erken Seçim atmosferine kilitlenmişken, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Mera Yönetmeliğine sessiz sedasız bir ekleme yaptı.

Resmi Gazete’nin 30 Ekim 2015 tarih ve 29517 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikle; Mera Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (a) bendine (10) numaralı bir alt bent eklenmiştir.

Bu eklemeyle özetçe; Kadimden beri mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılan ve üretmen köylümüzün hayvanlarını otlattığı araziler; Belediye Meclisleri ya da Bakanlar Kurulu kararı ile tahsis amaçları değiştirilerek “kentsel dönüşüm” projelerine dâhil edilebilecek ve 20 yıllık ot gelirini veren inşaat şirketleri buralarda büyük gökdelenler yapabilecekler.

Yani, devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan, kadimden beri o yöre halkının ortak kullanımında olan, doğal hayvan yetiştiriciliği yapan köylümüzün; ineğini, keçisini, koyununu otlattığı meralarımız yirmi yıllık ot parası karşılığı imara açılarak, inşaat firmalarının buraları beton yığınlarına dönüştürmesinin yasal dayanakları oluşturulmaktadır.

Oysa aynı yönetmeliğin “Mera, Yaylak ve Kışlakların Kiralanması”nı düzenleyen 7. maddesiyle kiraya verilecek meralarımız dahi; ancak ihtiyaç fazlası olarak belirlenmek kaydıyla ve öncelikle en yakın köy veya belediyeye, o köy veya belediyede oturan ve hayvancılık yapan çiftçilere veya bu amaçlı kuruluşlara (kooperatiflere) verilebileceği,

Bunun mümkün olmaması halinde hayvancılık yapan veya hayvancılık işletmesi kurmak isteyenlere ıslah etmek koşulu ile, ancak yirmibeş yıla kadar ihale ile kiralanabileceği öngörülmüştür.

Bu da yetmez; köy ve belediyelerin hayvan varlığında değişim de dikkate alınarak bu kiralamalar BEŞ YILDA BİR komisyon tarafından yeniden değerlendirilmekle, meraların doğru ve amaca uygun kullanımı denetim altından tutulmaktaydı.

Görüldüğü gibi yönetmeliğin 7 ve 8. maddeleri birbirleriyle açıkça çelişmektedir. Ama siyasi iktidar için bu çelişkilerin önemi yoktur.

Onlar için, çevrenin, doğanın, hayvancılığın bir önemi yoktur.

Onlar için; halkımızın ucuz et, süt ve peynir tüketmesinin bir önemi yoktur.

Onlar için; varsa yoksa Kamu Mallarını aşırmak

AKP iktidarı, zaten yıllardır sistemli bir şekilde hayvancılığı yok etme politikaları uygulamaktadır. Bu politikalar nedeniyle et fiyatları doludizgin gidiyor. Yoksul halkımız, en temel besin kaynağı olan bu ürünü ancak kasap reyonlarında izlemekle yetinmektedir. Böyle giderse süt ve süt ürünlerine ulaşmak da güçleşecektir.

Bilindiği gibi; hayvanlarımızın tek doğal besin aracı Ot’tur. Ülkemizde Ot üretiminin en doğal, en biyolojik çeşitlilik içinde, hiç bir ekonomik girdiye ihtiyaç olmadan gerçekleştirildiği yerler ise Meralardır.

Peki, meralarda ot yiyemeyen hayvan nasıl beslenecek? Elbette tahılla..

Oysa tahılların üretiminde tonlarca sentetik gübre ve kimyasal zehir kullanıldığı bir gerçektir. Bu nedenle doğası gereği otla beslenmesi gereken, ancak tahılla beslenerek bir anlamda zehirlenen hayvanların etleri de sütleri de besleyicilikten çok uzaktır.

Dolayısıyla, şu anda piyasada birçok para ödeyerek et ve süt niyetine aldığımız ne olduğu bellisiz şeylerin yerine, gerçek-doyurucu-besleyici-şifa verici hayvansal ürünlere ulaşmamızın tek adresi MERALARDIR.

Öyleyse soruyoruz bu ortaçağcı siyasi iktidara?

Köylerimizdeki meralarda ineklerin, keçilerin, koyunların dolaşmasından niye rahatsız oluyorsunuz? Madem buraları bir rant kapısı olarak görüyorsunuz; buraların 20 yıllık ot bedelini köylülerimiz versin, meralarımızda iş makinelerinin yerine hayvanlarımız dolaşsın.

Var mısınız buna?

Bu işinize gelmez değil mi?

Çünkü sizin için 20 yıllık ot bedelinin bir önemi yok. Siz esas vurgunu o beton yığını gökdelenlerden vuracaksınız, değil mi?

Saygıdeğer Basın Emekçileri;

Meralarımız sadece bu değişiklikle heba edilmiyor. Yıllardan beri uygulanan Halk düşmanı politikalar, köylümüzün meralarını elinden almıştır, almaktadır.

Öyle ki; 1950’lerde ülkemizdeki toplam mera alanı 50 milyon hektar civarında olduğu halde bu rakam bugün; 14.6 milyon hektara kadar düşmüştür. 1960’lı yıllarda 10 milyon hektar mera arazisi, tarla haline getirilmiştir. 1980’li yıllara gelindiğinde ise birçok köy belediyelik yapılmış ve bu belediyeler de birçok merayı konut alanı olarak ilan edip beton yığınına dönüştürmüştür.

Oysa Anayasa’nın “Tarım, Hayvancılık ve Bu Üretim Dallarında Çalışanların Korunması” başlıklı 45. maddesinde; devletin “tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek” gibi görevleri vardır.

Anayasanın bu açık emredici kurallarına rağmen, göz göre göre Anayasaya aykırı yasa ve yönetmelik çıkartmanın, kadimden beri köylümüzün kullanımında olan meralarımızı yandaşlarına peşkeş çekmekten başka bir anlamı olabilir mi? Elbette olamaz…

Halkın Kurtuluş Partisi olarak, bu halk düşmanı politikayı şiddetle protesto ediyoruz. HKP, çevre, doğa ve hayvan düşmanı politikalara karşı sonuna kadar mücadele etmektedir, edecektir.

İşte bunun bir ifadesi olarak anılan yönetmeliğin iptali için Danıştay’da iptal davası açıyoruz.

İptalini istediğimiz yönetmelikle köylülerimizin meraları ellerinden alınmaya başlanmıştır. Şu anda tüm meraları şirketler tarafından çitle çevrilen ve kullandırılmayan İzmir Torbalı İlçesi Göllüce köylüleri bu duruma karşı örgütlenmiş ve mücadeleye girişmiştir. Sıranın Antalya’lı köylü kardeşlerimize de geleceği kesindir. Bu nedenle Emekçi Halkımızı, Üretmen Köylümüzü duyarlı ve uyanık olmaya ve haksızlıklar karşısında mücadele etmeye çağırıyoruz.

Çünkü Hz. Ali’nin dediği gibi; HAKSIZLIKLAR KARŞISINDAN SESSİZ KALANLAR GÜN GELİR HAKLARIYLA BİRLİKTE ONURLARINI DA KAYBEDERLER. 25/11/2015

HKP ANTALYA İL ÖRGÜTÜ

NÖBETÇİ ANTALYA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI Kanalıyla 

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI’NA

ANKARA 

(YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİ VARDIR)

 

DAVACILAR………………..: 1- Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No. 24/15 Kızılay/ANKARA

2- Hikmet YILMAZ TC NO: 17257479350

Haspınar Mah. Serik/ANTALYA

V E K İ L L E R İ………….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Azime Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Doğan ERKAN, Av. Pınar AKBİNA.

Meşrutiyet Cad. Sezenler Sokak. No: 4/15   Sıhhıye/ANKARA

İkinci Adres: Halit Ziya Bulvarı No: 33 Kat: 2/203 Konak/İZMİR

DAVALI………………………..: Gıda Tarım ve Hayvancılık BakanlığıANKARA 

İSTEM KONUSU………….: Davalı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 31/7/1998

tarihli ve 23419 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mera Yönetmeliğinin 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (a) bendine (10) numaralı alt bent olarak eklenen ve 30 Ekim 2015 tarih ve 29517 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Mera Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden hukuka aykırılığı sebebiyle İPTALİ ile,

Anılan değişiklik; Hukuka açıkça aykırı olmakla birlikte, uygulanması halinde Ekolojik Dengeye dolayısıyla Çevre Hakkı bağlamında Kamu Yararına, Kamu Sağlığına, ciddi tahribatlar verileceğinden ve bu uygulamanın telafisi mümkün olmayan doğal ve sosyal zararlara neden olacağı çok açık olduğundan öncelikle YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA KARAR VERİLMESİ istemimiz vardır. 

AÇIKLAMALAR……………………:

1- Davalı bakanlık tarafından Mera Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, daha doğrusu yönetmeliğin 8. maddesinin (a) bendine (10) numaralı alt bent olarak eklenen düzenleme 30 Ekim 2015 tarih ve 29517 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 

2- Mera Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle eklenen bölüm şöyledir:

“10) Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilen alanlardan Kanun kapsamındaki mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerin tahsis amacı değişiklik işlemleri Kanunun 14 üncü maddesi ve bu Yönetmeliğin 8 inci maddesi genel hükümlerine tabidir. Durumu ve sınıfı çok iyi veya iyi olan mera, yaylak ve kışlaklarda tahsis amacı değişikliği yapılamadığından, Bakanlar Kurulu kararı alınmadan önce oluşabilecek kamu zararını önlemek için öncelikle kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilmesi düşünülen alanın 1/5000 ölçekli haritası ile Mera Komisyonuna başvurularak uygun görüş alınmalıdır.

“Tahsis amacı değişiklikleri müracaatlarında, Bakanlar Kurulu kararı ve ilgili kentsel dönüşüm ve gelişim alanı krokisi, belediye meclis kararı, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı içerisinde kalan Kanun kapsamındaki taşınmazların, çevre parsellerini de gösterir kadastro tekniğine uygun 1/5000 ölçekli haritası ile komisyonca talep edilen diğer bilgi ve belgeler müracaat dosyasına eklenir.

“Tahsis amacının valilikçe değiştirilmesini müteakip yirmi yıllık ot gelirinin yatırılması sağlanır. Ot bedeli yatırıldıktan sonra iki yıllık süre zarfında kesinleşmiş uygulama imar planının komisyona sunulması gerekmektedir. Bu süre zarfında söz konusu planların sunulmaması durumunda tahsis amacı değişikliği iptal edilir. İmar planlarının tahsis amacı değişikliğine uygun olarak kesinleşmesi durumunda söz konusu yerlerin tescilleri Hazine adına, vakıf meralarının tescilleri  ise vakıf adına yaptırılır.”

3- Görüldüğü gibi, yapılan bu değişikliğin özünde; yirmi yıllık ot parasını veren inşaat firmalarının “kentsel dönüşüm” projeleri adı altında meralarımız üzerine gökdelenler yapabilmesinin önünü açmak vardır.

Bir başka anlatımla; devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan, kadimden beri o yöre halkının ortak kullanımında olan, doğal hayvan yetiştiriciliği yapan köylümüzün ineğini, keçisini, koyununu otlattığı meralarımız yirmi yıllık ot parası karşılığı imara açılarak, inşaat firmalarının buraları beton yığınlarına dönüştürmesinin yasal dayanakları oluşturulmaktadır.

4- Oysa aynı yönetmeliğin “Mera, Yaylak ve Kışlakların Kiralanması”nı düzenleyen 7. maddesiyle, buraların kiralanması halinde dahi bu sürenin 25 yılı geçemeyeceği ve ancak ihale ile kiralanabileceği öngörülmüştür.

Anılan maddeye göre; Mera, yaylak ve kışlakların kiralanmalarında uyulması gereken usul ve esaslar şöyle belirlenmiştir:

“a) Kadimden beri mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılan yerler ile aynı amaçla kullanılmak üzere köy veya belediyelere tahsis ya da terk edilen yerler, Devletin hüküm ve tasarrufunda veya hazinenin mülkiyetinde bulunan arazilerden etüt sonucu mera, yaylak ve kışlak olarak yararlanılabileceği anlaşılan yerler, mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılmak amacıyla kamulaştırılacak yerlerden çalışmalar sonucu ihtiyaç fazlası olarak belirlenen mera, yaylak, kışlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları, öncelikle en yakın köy veya belediyeye, o köy veya belediyede oturan ve hayvancılık yapan çiftçilere veya bu amaçlı kuruluşlara, bunun mümkün olmaması halinde hayvancılık yapan veya hayvancılık işletmesi kurmak isteyenlere ıslah etmek koşulu ile yirmi beş yıla kadar ihale ile kiralanabilir. Ancak kiralama köy ve belediyelerin hayvan varlığındaki değişim dikkate alınarak her beş yılda bir, Komisyon tarafından yeniden değerlendirilir.

“b) Komisyon, kayıtlarda mera, yaylak ve kışlak ile umuma ait çayır ve otlak olarak görülen, ancak ıslah etmek koşulu ilemera, yaylak, kışlak ile umuma ait çayır ve otlak olarak kullanılacak yerleri, öncelikle o köy veya belediyede oturanlar ile bunların kurdukları kooperatif, birlik veya tüzel kişiliklere, bunun mümkün olmaması halinde büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık yapan veya yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilere uygun görülecek proje ile yirmi beş yıla kadar ihale ile kiralayabilir. Kiralama durumu sözleşme hükümlerine uygunluğu yönünden her beş yılda bir, Komisyon tarafından yeniden değerlendirilir.”denilmektedir.

Görüldüğü gibi bu maddeye göre kiraya verilecek meralarımız dahi;

  • İhtiyaç fazlası olarak belirlenecek,
  • Öncelikle en yakın köy veya belediyeye, o köy veya belediyede oturan ve hayvancılık yapan çiftçilere veya bu amaçlı kuruluşlara (kooperatiflere),
  • Bunun mümkün olmaması halinde hayvancılık yapan veya hayvancılık işletmesi kurmak isteyenlere ıslah etmek koşulu ile,
  • Ancak yirmibeş yıla kadar ihale ile
  • Bu da yetmez; köy ve belediyelerin hayvan varlığında değişim de dikkate alınarak BEŞ YILDA BİR komisyon tarafından yeniden değerlendirilmekle, meraların doğru ve amaca uygun kullanımı denetim altından tutulmaktaydı.

Ayrıca bu maddenin 2. fıkrasının son cümlesinde ise; KİRALANACAK ALANDA ENTEGRE VE ENDÜSTRİYEL TESİSLER KURULAMA”yacağı öngörülmüştür.

Hal böyle olunca; Mera Yönetmeliğinin amaçsal yorumunda 8. maddeye eklenen ve iptalini istediğimiz tahsise yönelik düzenlemelerin, meraların kiralanması koşullarını düzenleyen 7. madde hükümleri ile çeliştiği çok açıktır.

5- Davalı bakanlıkça Mera Yönetmeliği’ne yapılan bu ekleme ile; Mera alanlarının heba edileceği, Hayvancılığa darbe vurulacağı, yıllardır sistemli bir şekilde hayvancılığın yok edilmesinin bir parçası olduğu, bizzat Hayvan yetiştiriciliği ile ilgilenen kişi ve kurumlar tarafından iddia edilmektedir.

Örneğin; Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız basına yaptığı açıklamada; bu düzenlemenin hayvancılığa yapılan bir darbe anlamına geldiğinin altını çizerek; “mera özelliğini yitiren, ıslah edilemeyen alanların köy tüzel kişiliklerine tahsis edilmesine karşı değiliz ama bu düzenleme hayvancılığa zarar verir. Üreticiyi olumsuz yönde etkileyecek olan düzenleme, kötüye kullanımlara da açık. Biz bunu doğru bulmuyoruz” diye konuşmuştur. (Bkz. 04/11/2015 tarihli Gazeteler, İnternet yayınları.)

Yine iptalini istediğimiz düzenlemeyi eleştiren Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran ise yaşam şartları giderek daha da ağırlaşan keçi yetiştiricilerinin bu tür planlarla yok edilmek istendiğini öne sürmekte, “Yıllardır sistemli bir şekilde hayvancılığı yok etme politikası uygulanıyor. Meralarla ilgili yapılan bu değişiklik hayvancılığın sonunu getirir, Mera denildiğinde benim aklıma üzerinde ineklerin, keçilerin ve koyuların dolaştığı alanlar geliyor, şimdi bu alanlarda binalar yükselecek. Bunu gelişmişlik sanıyorlar. Oysa gelişmişlik bu değil. Ülkemizde, üzerinde keçiler dolaşamadığı için adeta çölleşmeye başlayan yerler var. Biz gezdiğimiz yerlerde görüyoruz, keçilerin dolaşamadığı alanlarda dağ çayları yetişmiyor artık. İlla ki bir yerleri imara açacaksanız bu çölleşen alanları açın” demektedir.

Bakanlığın hayvancılık için çeşitli destekler verdiğini de dile getiren Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, “Bir yandan destek veriliyor ama bir yandan da üreticinin o desteği kullanabileceği alanlar elinden alınıyor. Hayvan yetiştiricileri devletten aldıkları desteği hangi alanda kullanacak? Ben diyorum ki; ot bedelini biz ödeyelim, hayvan yetiştiricileri, sürü sahipleri ödesin meraları inşaat şirketlerine değil, bizlere versinler. Mera ve yaylalarda iş makineleri değil, hayvan sürüleri dolaşsın” çağrısında bulunmaktadır, yetkililere. (Bkz. 04/11/2015 tarihli Gazeteler, İnternet yayınları.)

Öte yandan; Manisa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ahmet Kırlıoğlu; meraların imara açılması durumunda hayvancılığın bir çıkmaza daha gireceğini ifade ediyor. Bunun hayvansal gıdalarda fiyatlara yansıyacağını, Meralar bu şekilde imara açılırsa hayvancılığın bu işten çok  zarar göreceğini, oysa Meraların hayvancılığa ait yerler olduğunu belirtiyor.

Kırlıoğlu; “Hayvancılığın çıkmazda ve maliyetlerin yüksek olduğu bir dönemde durum daha da kötüleşecektir.  Zaten et fiyatları 27 liralara çıktı Bandırma yöresinde. Devlet bir yandan hayvancılığı destekliyor, halkına ucuz et yedirmek istiyor. Bir yandan da meraları hayvancılık alanları olmaktan çıkarırsa sektörün büyük zararları olur. Bu etki sadece et fiyatlarında değil, süt ve süt ürünlerinde de görülür” diyerek olası tehlikelere dikkat çekmektedir. (Bkz. 10/11/2015 tarihli Gazeteler, İnternet yayınları.)

Sakarya Damızlık ve Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hakan Candemir; mera alanların kentsel dönüşüm alanı ilan edilerek imara açılması gelecekte süt hayvancılığı ve besi hayvancılığında önemli ölçüde sıkıntılı günler geçireceğini ifade etmekte ve “Hayvancılık olan yerlerin kentsel dönüşüme açılması bizim için kötü. Bu konuda mera alanların imara açılmaması için çaba sarf etmeliyiz. Çünkü mera alanları hayvanları beslenme konusunda can damarıdır. Hayvanlar meralarda beslenmezse ne et kaliteli olur ne de süt.” diye açıklama yapmaktadır. (Bkz. 10/11/2015 tarihli Gazeteler, İnternet yayınları.)

İptalini istediğimiz Yönetmelik değişikliğinden Batman’lı köylüler de tedirgin olmuşlar ve “mera alanları heba edilmesin” diyerek Basına açıklama yapmışlardır.

Batman Merkez Soğuksu Köyü sakinlerinden Ahmet Demirhan; “Yönetmelik değişikliği ile birinci sınıf mera alanlarının 20 yıllık ot gelirini yatırana bina yapmasının önünün açılması mera alanlarının birilerine peşkeş çekileceğini gösteriyor” demiştir.

Soğuksu Köyünün diğer sakinlerinden Refik Akcan ise; Batman merkezden çevre köylere kadar olan bölümlerin büyük kısmındaki mera alanlarının, tarım arazisi ve hazine olduğunu belirterek “Birileri zenginleri daha fazla zengin yapmasın. Bu gidişle arazi kalmayacak” şeklinde konuşmaktadır. (Bkz. 04/11/2015 tarihli Batman Gazetesi)

6- Yukarıda anlatılanlardan görüldüğü gibi; Ateş düştüğü yeri yakmaktadır. Zira meraların imara açılması ve buralarda beton binaların yükselmesi en çok bu hayvan üreticilerini etkileyecektir. Daha sonra da farklı boyutlarda olsa bir avuç zenginin dışında tüm Türkiye Halkı bu değişikliğin olumsuz sonuçlarıyla karşılaşacaktır.

7- Öncelikle belirtelim ki Hukuki bir terim olarak Mera; devlet dâhil hiç bir özel veya tüzel kişiliğin sahibi olmadığı (yani mülkiyet hukukuna değil, egemenlik hukukuna tabi olan), üzerinde hayvan otlatmaya elverişli “müşterek” (The Commons) otlaklara denmektedir. Günlük kullanımda ise “mera” dendiğinde; ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan anlamlı olan tüm arazileri kastedilmektedir.

Bilindiği gibi; Hayvancılığın gerçekte tek bir doğal besin aracı vardır: Ot. Bu nedenle, hayvanların etlerinden ve sütlerinden yararlanmak için yapılması gereken, ot yemelerini sağlamaktır. Kısaca ot diye tanımlanan bitkiler de, dünyanın tüm kara sistemlerinde yetişir. Ülkemizde Ot üretiminin en doğal, en biyolojik çeşitlilik içinde, hiç bir ekonomik girdiye ihtiyaç olmadan gerçekleştirildiği yerler ise Meralardır.

Bu meraların ortadan kaldırılarak Hayvanın tek doğal beslenme kaynağı olan Ot’un bulunamaması halinde beslenme kaçınılmaz olarak tahılla olacaktır. Oysa tahılla beslenmek hayvanın doğasına ters, yani “fıtratında” yok. Bu tahılların veya küspelerin üretiminde tonlarca kimyasal zehir ve sentetik gübre kullanıldığı bir gerçektir. Hal böyle olunca, yaradılışında olmayan bir beslenmeyle zehirlenen hayvanların etleri ve sütleri de besleyicilikten uzak olmaktadır.

Sadece otlayarak beslenen (ing: grass-fed) hayvanların et ve süt ürünlerinde yapılan gıda analizlere göre; bu ürünlerin kalp krizini azalttığı, alzheimer’ı engellediği, ilgisiz gibi görünen birçok hastalığı kökünden söküp attığı görülmektedir. Dolayısıyla, şu anda piyasada birçok para ödeyerek et ve süt niyetine aldığımız ne olduğu bellisiz şeylerin yerine, gerçek- doyurucu-besleyici-şifa verici hayvansal ürünlere ulaşmamızın adresi MERALARDIR.

8- Ancak, elimizdeki meraların da doğru kullanıldığını söyleyemeyiz. Bu nedenle, ÜLKEMİZ İNSANI UCUZ, SAĞLIKLI ET, SÜT VE PEYNİR TÜKETEMEMEKTEDİR.

Örneğin; Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rüştü Hatipoğlu’na göre; 1950’lerde ülkemizdeki toplam mera alanı 50 milyon hektar civarında olduğu halde bu rakam bugün; 14.6 milyon hektara kadar düşmüştür. 1960’lı yıllarda 10 milyon hektar mera arazisi tarla arazisi haline getirilmiştir. 1980’li yıllara gelindiğinde ise birçok köy belediyelik haline getirilmiş ve bu belediyeler de birçok merayı konut alanı olarak ilan edip beton yığınına dönüştürmüştür.

Aynı bilim insanımız; “Meraların önce tarım alanı haline getirilmesi, şimdi de imara açılması zaten gerilemiş olan hayvancılığı daha büyük sekteye uğratacak. Hayvancılık perişan olacak. Üretimde maliyet artacak. Yani etin kilosunu meralar ile 15 TL’ye mal ederken, meraların katledilmesiyle ahırda hayvancılık yapılmaya başlanacak ve etin kilosu 100 TL’ye mal edilecek. Bu hatadan dönülmesi lazım.” diyerek, yapılan bu değişikliğe itiraz etmektedir. Gerçekten de bu yanlış kullanım yüzünden de dünyanın en kalitesiz-sağlıksız et ve süt ürünlerini, dünyanın en yüksek fiyatlarıyla tüketmekteyiz.

9- Bu yönetmelik değişikliği ile siyasi iktidarın; kadimden beri köylümüzün kullanımında olan meralarımızı yandaşlarına peşkeş çekmeyi amaçladığı iddia edilmektedir. Zira, hükümet yönetmelik değişikliğinden bir yıl önce, parlamento çoğunluğuna dayanarak, 6552 sayılı Torba Yasası ile 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun 14. maddesinin 1. fıkrasına (ı) alt bendini eklenmesini yasalaştırmıştır.

Bu eklemeyle; Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilen yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacı değiştirilebilir ve söz konusu yerlerin tescilleri Hazine adına, vakıf meralarının tescilleri ise vakıf adına yaptırılır.” hükmü getirilmiştir.

İşte bu değişiklikle mera niteliğindeki alanların kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak açıklanması suretiyle imara açılması imkânı sağlanmış ve peşkeşin yasal dayanağı oluşturulmuştur.

O dönemde, Mera alanlarıyla ilgili yapılan düzenlemenin rant odaklı olduğunu söyleyen milletvekilleri de olmuştur. Örneğin MHP Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, bu madde ile mera alanlarının kanunla imara, yapılaşmaya açıldığını belirterek; “Bu tür maddeler bir takım özel istek ve taleplere göre geldi Torba Kanunu’na. Mesela Torba Kanunu’nun 95. maddesinde Milli Parklar, tabiat alanlarıyla ilgili bir madde getirdiler. Orada da özellikle İstanbul’daki park, ormanları belli bir şarta vermişler, orada bungalov tipi evlerin, zaten projeleri falan yapıldı, mesela ona yasal dayanak hazırlamak için burada 95. madde olarak Torba Kanunu’na koydular. Burada da Mera Kanunu’nu bu şekilde getiriliyor. Bunun altında da yine kesinlikle bir rant var. Belli bir alanı bir yandaş sermaye grubuna, firmaya imara açarak bir rant sağlanacak, bu net.” diye konuşmuştu.

Ancak bu Milletvekili ve partisinin, iktidar tarafından gerçekleştirilen bu yasa değişikliğinin Anayasaya aykırılığı için herhangi bir girişimde bulundukları da görülmemiştir.

Oysa siyasi iktidar, 4343 sayılı yasaya yaptığı eklemeyle yetinmeyip, davalı bakanlık eliyle Mera Yönetmeliğine de eklemeler yaparak bu peşkeşin yasal alt yapısını oluşturmaya devam etmektedir. Açıkça hukuka aykırı keyfi işlemler yapılmaktadır.

10- Bilindiği gibi, Anayasa’nın “Tarım, Hayvancılık ve Bu Üretim Dallarında Çalışanların Korunması” başlıklı 45. Maddesinde;

“Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.

“Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” hükmü öngörülmüştür.

Oysa yukarıda belirtilen yasa ve yönetmeliğe yapılan eklemelerle; Anayasa ile öngörülen “çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek” amacı ihlal edilmektedir. Yine bu eklemelerle devletçe; “bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alma” görevi de bertaraf edilmektedir.

Yine Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” nü öngören 11. maddede; Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir.

Çevrenin, doğal alanların ve bu alanların ekolojik varlığına uygun olarak yapılan hayvancılığın, devletin pozitif sorumluluğu altında bulunduğu açıktır. Çağdaş çevre ekollerinde, çevrenin ekosantrik anlayışla, (bizzat çevrenin ve onun bir parçası olan hayvanların kendisi için) korunması perspektifi geliştirilmiştir. Doğal alanlar, doğal alanların canlı-sansız tüm bileşenlerinin korunması görevi bu nedenle anayasal pozitif bir yüküm olarak devlete verilmiştir.

Ancak bu amaçla ve konusu bu amacın geliştirilmesi olacak yasal/idari düzenlemeler yapmakla bağlı ve sınırlı yetkisi anayasa tarafından çizilen idarenin buna aykırı dava konusu düzenleyici işlemi “amaç” ve “konu” unsurları yönünden açıkça hukuka aykırı düşmektedir.

Düzenleyici işlemin sebebi rant elde etmek olduğundan, kamusal alana ve kamu yararına yönelmesi zorunlu olan yönetsel “konu”ya ekonomik saikle yaklaşım da idare hukuku teamüllerinde, “sebep yönünden hukuka aykırılık” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla iptalini istediğimiz düzenleyici işlem, “sebep” unsuru yönünden de hukuka aykırıdır.

Temel haklara ilişkin bir geriye gidiş hiçbir biçimde kabul edilememekle birlikte, anılan konudaki “bir hakkın sınırlanması” ancak kanunla düzenlenebileceğinden davaya konu işlem “şekil” yönünden de hukuka aykırı olup, yasam fonksiyonun gaspı niteliğindedir.

Bir hukuka aykırılık biçimi olarak “fonksiyon gaspı” işleminin öznesi olan bakanlığın böyle bir yetkisi (yasam yetkisi) de olmadığından, dava konusu işlem “yetki” yönünden de hukuka aykırıdır.

Anayasanın bu açık, kesin ve emredici hükümlerine rağmen siyasi iktidar Anayasa’ya aykırı kanunlar çıkarma ısrarını sürdürmektedir. Bunun karşısında meclisteki muhalefet partileri de yeterli yargısal denetimin sağlanması için üzerlerine düşen görevi yapmadıklarından, halkın çıkarlarının savunusu bakımından, müvekkil parti ve kendisi de üretmen bir köylü olan Antalya İl Başkanı adına işbu davanın açılması zorunlu olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM…………: Yukarıda ayrıntılıca sunulan nedenler;

Davalı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, 31/7/1998 tarihli ve 23419 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mera Yönetmeliğinin 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (a) bendine (10) numaralı alt bent olarak eklenen ve 30 Ekim 2015 tarih ve 29517 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Mera Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden hukuka aykırılığı sebebiyle İPTALİ ile,

Anılan değişiklik; Hukuka açıkça aykırı olmakla birlikte, uygulanması halinde Ekolojik Dengeye dolayısıyla Çevre Hakkı bağlamında Kamu Yararına, Kamu Sağlığına, ciddi tahribatlar verileceğinden ve bu uygulamanın telafisi mümkün olmayan doğal ve sosyal zararlara neden olacağı çok açık olduğundan öncelikle YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA, 

Karar verilmesini, Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesini vekaleten saygıyla arz ve talep ederiz.25/11/2015

Davacılar Halkın Kurtuluş Partisi ve Hikmet Yılmaz

Vekilleri

Av. Tacettin ÇOLAK