Birleşik Kamu İş Konfederasyonu 3. Olağan Genel Kurulu’nu yaptı

17.12.2014
223
A+
A-

Bünyesinde 9 sendikayı barındıran, Biz Halkçı Kamu Emekçilerinin de üyesi bulunduğumuz Birleşik Kamu İş Konfederasyonu, 3. Olağan Genel Kurulunu 13-14 Aralık 2014 tarihlerinde Ankara Sürmeli Otel’de gerçekleştirdi.
Açılış konuşmalarının ardından Genel Kurula davet edilen kurumlar adına yapılan konuşmalara geçildi. Aralarında CHP milletvekillerinin de bulunduğu konuşmacılar kamu çalışanlarının çeşitli sorunlarına değindiler.
Konuk konuşmacılar kapsamında Halkın Kurtuluş Partisi Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran da bir konuşma yaptı. Konuşmasına dünyadaki ve ülkemizdeki bütün kötülüklerin kaynağının AB-D Emperyalistleri ve yerli satılmışlar olduğunu belirterek başlayan Kıran, Tayyipgiller İktidarının ülkemize Yeni Sevr’i dayattığını, Ortaçağcı bir toplum inşa etmeye çalıştığını vurgulayarak tüm bu saldırılara karşı birlikte, ortak bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini dile getirdi.
Kongre’de Halkçı Kamu Emekçileri olarak kamu emekçileri mücadelesine bakış açımızı anlatan bir bildiri dağıttık. Genel Kurul’a katılan delegeler bildirimize yoğun ilgi gösterdi. Dağıttığımız bildiri metni aşağıdadır:

DEVRİMCİ-MÜCADELECİ-KİTLESEL BİR BİRLEŞİK KAMU iŞ İÇİN!
Kongremizi gerçekleştirdiğimiz bugünlerde ABD ve AB Emperyalistleri sömürü düzenlerini daha da perçinlemek için, “Büyük Ortadoğu Projesi” ile halkları birbirine düşürmekte, Ortadoğu’yu kan ve gözyaşına boğmaktadırlar. Bu amaçla Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi parçaladıkları gibi ülkemizi de en az üçe bölerek, Sevr Antlaşması’nı tekrar hayata geçirip coğrafyamızda güçsüz kukla devletler oluşturmak istemektedirler.
Tayyipgiller Hükümeti de ülkemizin yeraltı-yerüstü kaynaklarını emperyalistlere peşkeş çekerken, aynı zamanda şefleri Tayyip, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını yapmaktadır.
Yakın Tarihimize bakarsak; yerli Parababaları özellikle 24 Ocak (1980) Kararları ile özelleştirmelere hız verirken, bir yandan da 12 Eylül Faşizminin ürünü 1982 Anayasası ile İşçi Sınıfına tanınan hakları yok etme çabası içine girmişlerdir.
12 yıldır ülkemizi yöneten AKP, uyguladığı ekonomi politikaları ile yoksul halkımızı; işçimizi, çiftçimizi, esnafımızı, memurumuzu ve diğer emekçilerimizi daha da yoksullaştırmış ve köleleştirmiştir.
Taşeronluk sisteminin yaygınlaştırılması, işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli önlemleri almaması nedeniyle her yıl yüzlerce çalışanımız, emekçimiz hayatını kaybetmektedir. En yakın olarak Soma’da resmi rakamlara göre 301 madencimizin, İstanbul Mecidiyeköy’de 10 inşaat işçimizin, Ermenek’te 18 Madencimizin hayatı Parababalarının kâr hırsına kurban gitmiştir.
Tayyipgiller Hükümeti bir yandan vurgunlarını yapıp küplerini doldururken, bir yandan da antiemperyalist, Mustafa Kemalci, yurtsever, demokrat ve namuslu askerleri, bilim insanlarını, gazetecileri, aydınları Ergenekon-Balyoz adı verilen CIA Operasyonları ile sesini çıkartamaz ve yerinden kımıldayamaz hale getirmektedir. Tayyipgiller hırsızlıklarının, yolsuzluklarının duyulmaması, bilinmemesi için de kendi hukuk bürolarına dönüştürdükleri yargıdan çıkarttıkları haber yasaklarıyla medyayı susturmakta veya olmadı satın alarak yandaşlaştırmaktadırlar.
Tayyipgiller, bir yandan yargı çalışanlarına siyasi baskılar uygularken, bir yandan da hâkim ve savcılara yüksek zamlar yaparak yargıyı iyice ele geçirip, kendi hukuk bürolarına çevirmeye çalışmaktadırlar.
“Sağlıkta Dönüşüm” adı altındaki uygulamalar ile sağlık ticarileştirilerek alınıp satılan bir metaya dönüştürülmüştür. Sağlık çalışanlarının mevcut sorunları dururken, 11.10.2011 tarihli 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı, başta Yunanistan olmak üzere yurtdışından “ithal hekim”’ getirmeye çalışmaktadır. Tabiî bu kararname ile asıl amaçladıkları;
– Sağlığı özelleştirmek ve piyasalaştırmak,
– Hekimlerin örgütlü direncini kırmak,
– Ücretleri düşürüp, işsiz hekim furyası oluşturmak
– Tıp fakültelerini ve devlet hastanelerini işlevsiz kılmaktır.
Kamuda, Yardımcı Hizmetler Sınıfında görev yapan çalışanların hak gaspları, 4b ve 4c statüsünde çalıştırılan kamu emekçilerinin iş güvenliğinin olmaması ve ücret adaletsizliği de kamu çalışanlarının çözüm bekleyen diğer sorunları arasında yer almaktadır.
Eğitim alanında yapılanlara baktığımızda; 27 Aralık 1949 tarihinde “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma” ile Milli Eğitim çökertilmiş, milli olmaktan çıkarılmıştır.1954’te Menderes Hükümeti tarafından, çağdaş eğitim kurumları olan Köy Enstitüleri kapatılmıştır. İşte bu tarihlerden itibaren eğitim-öğretim, emperyalistlerin tekeline sokulmuş ve dünyaya örnek gösterilen eğitim sistemimiz hızla yozlaşmaya, gericileşmeye başlamıştır.
Eğitim alanındaki bu gericileştirme politikaları Ortaçağcı Tayyipgiller döneminde hız kazanmıştır:
– Öğretmen Okulları kapatılmış, Fen Liseleri arka plana itilmiş, bilimden ve bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılarak bilim dışı hurafeler eğitim sisteminin temelini oluşturmuştur.
– 4+4+4 sistemi ile İmam Hatip Okullarının sayısı artırılmış, Ortaçağcı eğitim kurumları yaygınlaştırılmıştır.
– Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) ile A grubundaki tercihlerine yerleşemeyen öğrenciler, B grubunda İmam Hatip Liselerine yerleştirilmiştir. Bazı öğrenciler ise evlerinden çok uzakta olan bir eğitim kurumuna gönderilerek mağdur edilmişlerdir. Bildiğimiz gibi TEOG yerleştirmeleriyle gayrimüslim öğrencilerimiz bile İmam Hatip Liselerine yerleştirilmiştir.
– Ortaöğretimde (liselerde) dini derslerinin sayısı artırılarak, Arapça, Kur’an-ı Kerim, Hz Muhammed’in Hayatı (Hz. Muhammed’in insan, hayvan, doğa sevgisini anlatmazlar, anlattıkları da Hz Muhammed’i ifade etmez) gibi dersler zorunlu-seçmeli dersler haline dönüştürülmüştür.
– Daha birkaç ay önce, 22 Eylül tarihinde MEB’e bağlı okullardaki kılık kıyafet ile ilgili yönetmelikte yapılan değişiklikle “türban yasağı” kaldırılarak laik eğitime bir darbe daha vurulmuş, medrese eğitiminin önündeki bir engel daha kaldırılmıştır.
– Özel okullara 2500 ile 3500 lira arasında yapılan devlet desteği ile bir yandan eğitimdeki özelleştirmenin önü açılırken, bir yandan eğitimde eşitlik ilkesine aykırı davranılmaktadır. Amaç, devlet okullarını tümüyle kaldırarak yerine özel sektörün açtığı okul görünümlü ticarethaneler getirmektir.
– Son olarak “19. Milli Eğitim Şurası” adını verdikleri din şurasında kendine sendika süsü vermiş bir ajan örgüt olan Eğitim-Bir-Sen kanalıyla akıl ve bilim dışı öneriler yapılmış, kararlar alınmıştır. MEB’in kabul etmesinin kesin olduğu bu “tavsiye” kararlarında din dersinin ilkokul 1’inci sınıftan başlatılması, anaokullarında “değerler eğitimi” adı altında din eğitimi verilmesi, ortaöğretimde Osmanlıcanın zorunlu olması, karma eğitimin kaldırılması gibi Ortaçağcı adımların atılması öngörülmektedir.
Dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 1225 lira, yoksulluk sınırının ise 3990 lira olduğu bu dönemde, Tayyipgiller’in bir kurumu haline gelen, sendikacı görünümlü hainlerden derleşik Memur-Sen’in toplu satış sözleşmesi ile kamu çalışanlarının ücretleri, enflasyon rakamlarının bile gerisinde bırakılmıştır.
Kısacası kamu emekçilerinin kazanılmış birçok hakkı gasp edilmiş, eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetleri özelleştirilerek piyasacı bir ekonomiye terkedilmiş, emekçilerimiz yoksulluğa mahkûm edilmiştir.
Tüm bu ihanetlerin altına imza atan Tayyipgiller erken bayram etmesinler. Bu ülkede kamu emekçilerinin hak mücadelesinin geleneğini yaşatanlar da vardır ve onlar bu hainane gidişe karşı kararlıca mücadelelerini sürdürmektedirler.
Bizler Halkçı Kamu Emekçileri olarak; sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışı ile antiemperyalist, antifeodal ve antişovenist ilkelerden taviz vermeden mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu bakış açısıyla, insan onuruna yakışır bir yaşam için tüm kamu çalışanlarını örgütlü mücadeleye çağırıyoruz!
Türkiye’de İşçi Sınıfı açısından yıllardan beri nasıl bir “sendikalar faciası” yaşanıyorsa, bugün Kamu Emekçileri Cephesinde de bir “sendikalar faciası” yaşanmaktadır. Bu durumun ana sebeplerinden biri, sendikaların, sürece müdahale edici, geniş, kapsamlı, somut, militan, doğru taktikler geliştirebilen; üyeleri tarafından netçe anlaşılmış ve içselleştirilmiş açık, net, sürekliliği olan ve mutlaka sonuç alıcı örgütlenmeler ve mücadele stratejilerinin dolayısıyla da politikalarının olmayışıdır. Bu özellikler kimi tüzük ve programlarda yer almış olsalar da kâğıt üzerinden yaşama geçip ete kemiğe bürünememişlerdir. Etkin sendikal stratejiler ancak içinde yaşanılan toplumun sınıf ilişki ve çelişkilerini doğru tahlil ederek uygulanabilirler. Ayakları yere basmayan, diğer ülkelerden ithal program, ithal strateji ve politikalarla bu iş yürümez. Kısacası üretilecek sendikal stratejiler kendi ülke orijinalitemizi yansıtmalıdır.
Bilindiği gibi strateji sözcüğü bir askercil savaş terimidir. Ama zamanla insanoğlunun her alanındaki davranışlarında, özellikle de sınıflar savaşı alanında kullanılagelmiştir. Klasik anlamıyla strateji denince akla, özgücün başlıca vuruşunun yönünü belirlemek ve dolayısıyla da bir aşama sırasında vurucu güçlere yerlerini aldırışı düzenlemek gelir. Daha da netleştirirsek; strateji belirli bir hedefe veya amaca ulaşmada en etkin ve başarılı olan ya da olacak yolların ana hatlarıyla ortaya konması ve içinin doğru ve etkin çeşitli taktik, parola ve yöntemlerle doldurulmasıdır. Doğal olarak doğru strateji, doğru politikaların, pratik mücadele yol ve yöntemlerinin oluşturulmasını kolaylaştıracaktır. Bu yüzden de madde ve manaca İşçi Sınıfına yakın olan Kamu Çalışanları (memurlar) sendikalarında doğru sendikal politikalarla donanarak sendikal örgütlenme ve militan bir sendikal mücadele yürütmelidir. Bunun yolu da Devrimci Sınıf Sendikacılığı anlayışını sendikalarda etkin kılmaktan geçer.
Bu sendikal anlayışın temel belirleyicileri şunlardır:
1. Sınıf sendikacılığı: İşçi Sınıfının işverenlerle olan çatışmasını yalnızca işyeri sınırları içinde tutmakla kalmaz. Mücadelenin toplum yaşamının tüm kesimlerine yansıdığını kabul eder. Mücadeleyi diğer işkollarıyla, diğer emekçilerle, genel ülke ve dünya sorunlarıyla, politik-ideolojik mücadeleyle bütünleştirir. Sınıf sendikacılığı, sınıf mücadelesi temeline dayanır. İşgücü-sermaye işbirliğini savunan sarı sendikacılıkla mücadele eder.
2. Kitle sendikacılığı: Siyasi, dini, felsefi görüş ve ulusu ne olursa olsun tüm emekçileri kapitalist sömürüye karşı örgütler, yönlendirir ve mücadeleye sokar.
3. Devrimci sendikacılık: Sendikal hareketin sınıf mücadelesi temeline oturup oturmadığına bakar. Devrimci sendikacılığın amacı, İşçi Sınıfının kapitalist sömürüden temelli olarak kurtulmasıdır. Bugün Kamu Emekçileri cephesinde de yaşanan “sendikalar faciası”nın biricik ilacı “Devrimci Sınıf Sendikacılığı”dır.
Devrimci Sınıf Sendikacılığının uğruna mücadele edeceği en temel talepleri ve ilkeleri de şunlardır:
1. Başta İşçi Sınıfımız olmak üzere Kamu Emekçileri dâhil tüm halkımızın örgütlenmesinin önündeki her türlü engelin kaldırılmasını hedeflemek,
2. Fiili ve meşru mücadele anlayışını savunmak ve kendisini antidemokratik yasalarla sınırlamamak,
3. Ülkemizin ekonomik-toplumsal-kültürel-yeraltı-yerüstü tüm zenginliklerinin emperyalist talanına ve sömürüsüne karşı mücadele etmek,
4. İşçi Sınıfıyla, diğer emekçilerle ve gençliğimizle dayanışmaya girmek,
5. Başta halkımızı taa can evinden vuran kanser illetinden beter İşsizlik-Pahalılık olmak üzere geniş halk yığınlarını ve gençliğimizi ilgilendiren tüm sorunlara karşı mücadele etmek,
6. Bilimsel düşünce ve davranış kurallarını, sendikal mücadelede en etkin bir araç olarak kullanmaya çalışmak,
7. İşçi Sınıfının devrimci mirasına sahip çıkarak, sınıf dayanışmasını güçlendirmek için ulusal ve uluslararası birlikler/platformlar oluşturmak ve ortak eylemler gerçekleştirmek,
8. İşçi Sınıfının kanı, canı pahasına yaratılan ve kazanılan günlerin kutlanmasına ve bu uğurda kaybettiğimiz devrim şehitlerinin, halk kahramanlarının anmalarına aktif olarak katılmak,
9. Emperyalizme, Feodalizme, Şovenizme karşı savaşımı demokrasi güçlerinin manifestosu olarak görmek.
10. Yardımlaşma sandıkları kurmak, paranın enflasyon-devalüasyon gibi oynaklıklarında işgücünün değerini gözeten denetimi sağlamak,
11. Her türlü ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele etmek,
12. İşsizlik sigortasını daha işlevsel kılmak ve benzeri sigortaların kurulması için mücadele etmek,
13. Bugün için memur sendikacılığı henüz literatürdeki sendika aşamasına gelememiştir. Sendikanın olmazsa olmazı Toplusözleşme ve Grev’dir. Mücadelenin ana eksenlerinden bir tanesi de Grev ve Toplusözleşme hakkının elde edilmesidir. Bu hakkın kazanılması için aktif mücadele yürütmek,
14-Konfederasyonumuz henüz kurumsallaşmasını tam anlamıyla gerçekleştirememiştir. Devrimci sınıf sendikacılığı ilkelerinin yaşama geçebilmesi için bağlı sendikaların konfederasyonlarla ilişkisi vücudun diğer organlarla ilişkisi gibi tam bir uyum içerisinde olmalıdır. Konfederasyona bağlı her sendika yöneticisi kendisini konfederasyona bağlı diğer sendikaların yöneticisi gibi görmeli ve öyle davranmalıdır. Her sendikamız örgütlenme çalışması yaparken üyesi olduğu sendika ile birlikte konfederasyona bağlı diğer sendikalara da örgütlenme ve üye yapmalı onları da kendi bütününün parçası olarak görmelidir.
Yukarıda saydığımız, bir anlamda sendikal örgütlenme politikamızın da temellerini oluşturan Devrimci Sınıf Sendikacılığının ilke ve taleplerine, örgütlenme prensiplerini de eklemeliyiz:
* Sendikaların örgütlenme alanları işyerleridir.
* Sendikal örgütlenmeler İşyeri Komiteleri esas alınarak yürütülmelidir.
*Her şubede birer örgütlenme komitesi oluşturulmalıdır. Bu komiteler işyeri örgütlenmelerinde, Şube Örgütlenme Sekreterliği ve Genel Merkez Örgütlenme Sekreterine bağlı olarak çalışmalıdır.
* Şube Örgütlenme Komitesi aylık çalışma raporunu, Şube Yönetim Kuruluna ve Şube Temsilciler Kuruluna sunmalıdır.
* Sendikaların gücü örgütlenme kapasiteleri ve üyeleriyle arasındaki bağın sağlamlığıyla ölçülür. Bu yüzden kitlenin günlük sorunlarıyla yakından ilgilenilip en küçük talepler önemsenmelidir. Sendikal politikaları oluştururken kitlenin somut talepleri üzerinden hareket edilmelidir.
* Örgütlenme, sürekli olması gereken bir süreçtir. Sadece yetki zamanları yaklaştığında örgütlenme faaliyetleri yoğunlaşmamalıdır.
* Genel bir üye, üye olmayanlar ve potansiyel üyeler profili çıkarılıp işyerlerinde bu veriler ışığında çalışmalar yürütülmelidir.
* Gerekiyorsa bu konuda profesyonel örgütlenme uzmanları eğitilip istihdam edilebilir. Ama bu kişilerin hedefi örgütü nitelikçe ve nicelikçe büyütmek olmalı ve maaşları da o işkolundaki çalışanların maaşlarının ortalamasından yüksek olmamalıdır.
* Sendika üye aidatlarının elden toplanması yöntemine geri dönülmelidir. Aidatların kaynaktan kesilmesi yöntemi, uygulama sonuçları da göstermiştir ki, bu yöntem üye ile sendika arasındaki ilişkiyi zaafa uğratmaktadır.
Kamu Çalışanları olarak kendimizin, İşçi Sınıfının ve gençliğimizin yakıcı, acil sorunlarının yanında; Yeni Sevrci kuşatma, Şeriatçı tırmanış, Kürt Sorunu, Kadın ve Çevre sorunu vb. gibi ülkemizin birçok sorununda çok şeyler yapabiliriz. Yapmalıyız da.
AB-D Emperyalizminin Ilımlı İslam (Şeriat) maşasıyla başlattığı Yeni Sevrci saldırısına karşı Antiemperyalizm, Antifeodalizm, Antişovenizm ilkelerinden zerrece ödün vermeden;
Dillerde pelesenk olan Devrimci Sınıf Sendikacılığı ve Demokratik Merkeziyetçi yığın örgütü, laf olmaktan çıkarılıp hayata geçirilerek;
Birleşik Kamu-İş’i bukağı gibi sımsıkı saran kahredici eylemsizlik kabuğu acilen kırılmalı;
Düşmanı güldürmekten, dostu yormaktan başka sonuç doğurmayan “Büyük Hedef”lere bir türlü ulaşamayan minik eylemlerden derhal vazgeçilmeli.
Yasak savıcı bir eylemcik değil, küçük-büyük hedefler uğruna ama mutlaka sonuç alıcı eylemlerle kitle seferberliği sağlanarak başarmaya kitlenen militan bir mücadele hattına sıçranmalı an geçirmeden.

Yeni Sevr’e Karşı Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşı!
Şeriat Ortaçağdır!
Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!
Yaşasın Devrimci Sendikal Mücadelemiz!
Yaşasın BİRLEŞİK KAMU-İŞ!

Halkçı Kamu Emekçileri