Bekir Coşkun; bu şartlarda şiddetle ihtiyaç duyulan ama sayıları pek az olan Namuslu, Yurtsever, Mustafa Kemal’ci, yiğit aydınlarımızdan biriydi, Unutulmayacak!

19.10.2020
87
A+
A-

İnsan erozyonunun çok yoğun yaşandığı günlerde yaşıyoruz. Gericilik rüzgârlarının alabildiğine soldan sağa, yukarıdan aşağıya, yüksekten alçağa savurduğu “aydın”larda yaşanan enflasyonunun, ekonomideki enflasyonla atbaşı gittiği acılı günlerden geçiyoruz. Ne acıdır ki bugün “Vatan aşkının söylemekten korkar hale gelmektense ölmeyi yeğ tutarım” diyen aydınlar, gazeteciler, bilim insanları, yazarlar çizerler sayıyla ifade edilebilecek kadar azaldı. Kendine aydın diyen niceleri gittikçe küçüldü, gün geçtikçe alçaldı, özellikle AB-D Emperyalistleri tarafından iktidara taşınan, BOP’un Eşbaşkanı, bir proje partisi AKP’giller iktidarında. Korku ikliminin estirdiği rüzgarlara teslim oldular çoğunluğu. Ölmemek için, dünyalık için, daha çok sefa sürmek için sattılar aydın gururlarını, devrimci namuslarını, insana özgü onurlarını.

İşte Bekir Coşkun bir aydında, bir yurtseverde, bir insanda olması gereken bu değerleri kaybetmeyen bir insandı. Zor olanı başardı, insan olarak geldiği bu dünyada ömrünü insan olarak tamamlayan nadir insanlar arasında aldı yerini.

Antiemperyalistti. İnsan soyunun en büyük düşmanları AB-D Emperyalistlerinin bütün kötülüklerin kaynağı olduğunu bilen namuslu bir gazeteciydi Bekir Coşkun.

“ABD’nin Türkiye’dekinin binde biri kadar terörü, Türkiye’de durmadan akan kandan daha önemli olabilir mi?..

“ABD’nin Ortadoğu’daki emperyalist hedefleri, Türkiye’nin bütünlüğünden daha mı önde?..

“ABD’nin Arap Yarımadası’ndaki petrol çıkarları, Türkiye’nin ulusal varlığından daha mı öncelikli?..”

Bu soruları sorabilecek namuslu, yiğit bir cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili arıyordu, bulamayacağını bile bile.

Kararlı, direngen bir yurtseverdi. Kapamadı gözlerini, gün geçtikçe yitirdiğimiz değerlerimize. Kanla suladığımız, kanla vatan yaptığımız topraklarımızın AB-D Emperyalistlerine peşkeş çekilmesine, yerli satılmışlar tarafından talan edilmesine sessiz kalamadı. Kendi cephesinden, aydın olmanın önemli bir ölçütü olan örgüt adamlığı yönü eksik olsa da, namuslu bir aydın, gazeteci olmanın bilinciyle, gücünün yettiğince karşı durdu.

Mustafa Kemal’ciydi Bekir Coşkun. Bu topraklarda yaşayıp, gazeteci, aydın, bilim insanı olma iddiasında olup da; emperyalistlerin gururunu kıran, Vahdettin’leri, Damat Ferit’leri, Ali Kemal’leri, Nemrut Mustafa Paşa’ları Emperyalist Yedi Düvelin gemilerine bindirip gönderen Mustafa Kemal’e sahip çıkmayacak, Mustafa Kemal’ci olmayacak, bir aydın olur mu?

Oluyor maalesef. En azından kendilerine aydın süsü veriyor, kimi Amerikan uşakları.

Çünkü AB-D Emperyalistlerinin kimin oturacağını belirlediği iktidar koltuğunda bugün, Vahdettin’lerin, Damat Ferit’lerin, Ali Kemal’lerin, Nemrut Mustafa Paşa’ların torunları olan AKP’giller oturuyor. Ellerine geçti fırsat; ağababaları AB-D Emperyalistlerinin direktifleri doğrultusunda Mustafa Kemal’in, İsmet İnönü’nün, Birinci Kuvayimilliye’nin izini tozunu silmeye uğraşıyorlar. “Aydın”, “Gazeteci”, “Bilim İnsanı” geçinen niceleri Mustafa Kemal’e ve silah arkadaşlarına küfretme korosuna katıldılar, dünyalıklarını kaybetmemek için, hapislere düşmemek için. İşte Bekir Coşkun o koroya katılan çoğunluktan olmadı. Azınlıkta kalıp insan olmayı, yiğit olmayı, aydın olmayı seçti. Tarafını insanlıktan yana belirledi.

Elbette Laikti Bekir Coşkun. Laik Cumhuriyet’e karşı azgınca saldırıların sonuç verdiği, Laik Cumhuriyet’in yerle bir edildiği bugünlerde net, kararlı bir tutum sergiledi. Bir an olsun taviz vermedi bu tutumundan, anlayışından, düşüncesinden. Yapamazdı, yapmadı. Yiğitliği engeldi, namus anlayışı engeldi, Yurtseverliği, Halkseverliği engeldi.

Laik Cumhuriyet’e son vuruşun yapıldığı 15 Temmuz ve sonrasında, sadece FETÖ’ye küfredip, AKP’giller ve Reisini alkışlayanlar kervanına katılmadı. İlk andan itibaren 15 Temmuz’u her ne kadar bizim gibi “İki Vatan-Millet ve Halk Düşmanı, Amerikan yapımı Ortaçağcı gücün çarpışması, Ganimet Paylaşım Savaşı” şeklinde değerlendirmese de, açıkça sergiledi iki hain gücün Laik Cumhuriyet’i yıkan ortaklığını:

“Sonunda 2002’de gelen iktidarın görülen yanı AKP, görülmeyen yanı cemaattir…

“(…)
“Devlet cemaat ile AKP arasında paylaşılmış, nitekim bir sonraki seçimde Tayyip Erdoğan balkondan ‘Pensilvanya’ya teşekkür’ etmiştir…

“(…)
“Askeri hiyerarşiyi delerek, kuralları yıkarak, erkenden gidip Askeri Şura’da oturarak, cuma gecesinin darbecilerini o kritik yerlere getiren Tayyip Erdoğan’dır…

“(…)

“Bu darbecileri sırf yukarılara yerleştirmek için Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, ordu komutanları dahil, TSK’nın adam gibi subaylarını, düzmece kanıtlarla “terör örgütü” diyerek hapse attıran da odur… “Ben davanın savcısıyım” dediğini bu ülkede bilmeyen yoktur…

“(…)

“Asıl bundan sonra yapacağı; ne kadar muhalifi varsa, ne kadar hoşlanmadığı varsa, ne kadar sesi çok çıkan varsa, ne kadar sakıncalı gördüğü varsa “Fethullahçı terör örgütü” diyerek yok edecektir…

“(…)
“Artık cumhuriyet devrimlerinin kalanını da silmek kolaydır…

“(…)

“Bunların seçimi kaybetme ya da sandıkla gitme ihtimali yoktur… Seçimi kaybettiği an sela sesi gelecektir…”

Bekir Coşkun bizzat AKP’giller’in Reisinin ağzından tehditlere, karalamalara, saldırılara boyun eğmedi. Ülkeyi Ortaçağ’ın karanlıklarına götüren, bütün ahlâki, vicdani değerleri ayaklar altına alan, doğayı tahrip eden, ormanı yok eden, hayvanları katleden gerici anlayışı teşhir etmekten geri durmadı, geri adım atmadı, teslim olmadı.

Bu şartlarda şiddetle ihtiyaç duyulan ama sayıları pek az olan, Namuslu, Yurtsever, Mustafa Kemal’ci, yiğit aydınlarımızdan biri olduğu için kaybı bedencedir, unutulmayacaktır.

Ve Bekir Coşkun gerçek bir hayvansever, doğasever, ağaçseverdi. Aşıktı hayvanlara, doğaya, ağaca, bitkiye. Son yazısı “Dünya Hayvan Günü” nedeniyle hayvan sevgisi üzerine idi. Her zamanki üslubuyla, kısa cümlelerle ne kadar güzel ifade etmişti sevgiyi:

“(…)

“Barınağın demir kapısı açılıp da birileri içeri girdiğinde, evlerden atılmış köpekler “Beni almaya geldiler” diye sevinç çığlıkları atarlar… Sokağa atılmış canlar “buradayım” der gibi bağırırlar…

“Oyuncu küçük köpekler, kendilerini hatırlatmak için, o evlerde öğrendikleri takla atma, el verme gibi numaralarını yapmaya başlarlar.

“Hepsinin gözü kapıdan içeri girenlerdedir.

“Kimisi, “O gelenler bizimkiler, seninkiler değil…” dercesine yanındaki köpeği pataklar.

“Bir sevinç fırtınası eser barınakta.

“Kimisi kapatıldığı tel kafesin kapısına kadar koşup koşup döner.

“Kendilerini almaya geleni görmek için çırpınırlar, irili ufaklı köpekler, sevinç çığlıkları birbirine karışır…

“Ama kimse bir daha dönüp bakmaz…

“Gelenler gittiğinde, arkalarından bakıp, hüzünle tellerin arkasındaki köşelerine çekilirler… Bir özlem ve acının kahrı içinde, kuyruklarını dolayıp yüreklerine bastırarak, yeniden beklemeye başlarlar…

“Telef” olana kadar…

“(…)

“Kutlu olsun…

“Bugün hayvan hakları günü…

“Eğer diğer canlıları “can” gibi görmezseniz, kendi çocuklarınızın kanı sokaklardan eksik olmaz…

“Çünkü asıl “telef” olan insanın vicdanıdır.”

***

Köpeği “Pako’ya Mektuplardır” kitabının adı. Orda işler Hayvan, Doğa sevgisini:

“İşte böyle Pako. Gördüğüm her kuş, tanıdığım her yaratık, peşinden baktığım her tavşan, sırtüstü uzanıp seyrettiğim her şahin beni büyüledi. Yüreğimde inanılmaz fırtınalar koptu. Artık âşıktım Pako dağlara, ormanlara, ağaçlara, derelere, taşlara, kayalara, dikenlere âşıktım. Sevgimin öyküsünü anlatıyorum sana. Bizler, bizi sevenleri gözlerinden tanırız. Onların yüreklerindeki sevgi, güzel yüzlerine yansır. Onların gözlerini gördüğümüz zaman sevinip çılgına dönmemiz ondandır. Bizler; kimimiz evlerde, kimimiz barınaklarda, kimimiz sokaklarda, kimimiz karanlık bir kuytuda yaşayabiliyorsak, tümünü, bizleri seven o iyi insanlara borçluyuz. Onlar iyi insanlar.”

İşte bu özelliklerinden, Yurtseverliğinden, İnsanseverliğinden, Hayvan, Doğa, Ağaçseverliğinden, Mustafa Kemal’ciliğinden, Yiğitliğinden, Laikliğinden, Kararlılığından dolayı, 15 Mart 2012’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Türkiye’de Aydın Olmak” konulu Konferansımıza konuşmacı olarak çağırdık Bekir Coşkun’u.

Dürüstlükler Hareketi, Yiğitlikler Hareketi, Fedakârlıklar Hareketi, Emekçi Halk Hareketi olan İkinci Kurtuluş Savaşçılarının, HKP’lilerin konuğu da elbette Namuslu, Yiğit Bekir Coşkun olacaktı. Sevr’ci Soytarı Sahte Sol’un HKP’ye yönelik fiili saldırılarını arttırdığı dönemlerdi. Konferansın duyurusu için Hukuk Fakültesi bahçesine açılan standa saldırdılar önce. Tabiî ki her saldırılarında olduğu gibi cevaplarını aldılar. Azgın bir kalabalıkla, sayıca neredeyse kendilerinin üçte biri kadar olan genç yoldaşlarımızın üzerlerine saldırmalarına rağmen. Amaçları Konferansı provoke etmek, yaptırmamaktı. Bütün önlemlerimizi aldık. Konferansı yapacak, konuğumuzu koruyacak, saldırılarını boşa çıkartacaktık. Konferansımızı yaptık, konuğumuzun kılına zarar getirtmedik ve Sevr’ci soytarılara hak ettikleri cevabı verdik.

Sevrci Soytarı Sahte Solcular unutmuşlardı bizim yiğitlikler hareketinin tek temsilcisi olduğumuzu… Bizim “Vatan Aşkını Söylemekten korkar hale gelmektense ölmek yeğdir” diyen, korku nedir bilmeyen, kendini alevin kalbine atan Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileri olduğumuzu unutmuşlardı. Bizim önderimizin, “Sosyalist gazetesini sattırmayız” diyen Mihri’cilere “Arkadaşlar, biz satmaya gidiyoruz. Delikanlı olan gelir, orada sattırmaz. Nasıl sattırmazmış bir görelim bakalım. İsteyen gelsin oraya” diyen Gerçek Devrimci, Gerçek İnsan Nurullah Ankut olduğunu unutmuşlardı. Hak ettikleri cevabı alınca bazısı masanın altına sindi, bazılarının ayakları kaçarken kıçlarını dövdü, bazıları ise alçaldı “biz onlardan değiliz” diyerek.

Ve Bekir Coşkun acıdı bunların haline: “Bunların kime hizmet ettikleri belli” diyerek acıdı hallerine. Genel Başkan Yardımcımızla konuşa konuşa ayrıldı konferansımızdan.

Son röportajında Bekir Coşkun AKP’giller’i şöyle değerlendiriyordu: “Bu adamlar boş, ben söyleyeyim sana. Acıdan, ıstıraptan, haksızlıktan, hukuksuzluktan, yıkımlardan, gözyaşından, kandan başka ne bıraktılar? Bir bak bakalım…”

Bekir Coşkun bu boş insanlara karşı mücadeleyi miras bıraktı. Yiğitliği, Yurtseverliği, Mustafa Kemal’ciliği, Namuslu olmayı, İnsan, Hayvan, Doğa, Bitki Sevgisini bıraktı geride miras olarak. İnsan olarak geldi, insanlığının hakkını verdi, insan olarak terk etti bu dünyayı.

İşte bu insanlar unutulmazlar, işte bu insanlar yaşarlar Halkların aydınlık yarınlar için mücadelesinde.

Ne mutlu Bekir Coşkun’a!

19.10.2020

HKP

Genel Merkezi