Ne diyoruz hep? Seversen, acı çekersin…

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Bu sabah saat 08.00 gibi ocağa çaydanlığı koymuştum, Sultan’ıma ufak tefek yardımda bulunayım diye. Salona geldim, dün işte şu resmini gördüğünüz hasta kedi yatıyor elektrik sobasının önünde.
Sokağımızdan üç dört yüz metre kadar ileride, bir kaldırımın üzerinde kösülmüş, yatıyormuş. İşe gitmekte olan, yan apartmanda çocukluğundan itibaren içtenlikle sevdiğimiz için hayvansever yaptığımız bir sevimli kızımız görmüş bu yavruyu, patili canı.
Kimi arayacak?
Tabiî ki eşim, Sultan’ım, Hoca Teyzesini…
Başka kimden derman gelir ki bu patili canlara?..
Aramış telefonla; “Hoca Teyze, burada hasta bir kedi var hareketsiz yatıyor”, diye.
Zaten evde de, sokakta da hastalananlar vardı, onları Üsküdar Patili Dostlar Kliniğine götürüyordu eşim ve yardımcı olan Yoldaşlarım. Onun hazırlığı içindeyken, onu da yolda alıp götürmüşler kliniğe. Bakmış veteriner; “çok kötü durumda, umutsuz ama yine de bir şeyler yaptık”, demiş. Hiçbir şey yemiyor, sadece su içebiliyor dünden bu yana, yarın tekrar gidecek.
İşte bu hayvana, yavruyken, bir komşumuz, onda da azıcık bir hayvanseverlik duygusu oluştu, çalıştığı işyerinin önünde bulunan hasta, şu yaramaz patili veledi alıp getirmiş.
Gece 01.00 gibi zilimiz çaldı indik; “E, amca, bu benim oradaydı, hasta, orada ölmesin diye size getirdim.”
Yahu bizde bir sürü var yavrum, niye, sen al evine götür.
“Amca, bizimkiler bakamaz.”
Anlaşıldı mesele… Onu da alıp getirmiştik, büyüdü şimdi, yaramaz bir velet oldu.
Bu, dün gelen ağır hasta kıza musallat olmuş, erkek ya velet… Biz de dedik, o can derdinde sen başka şey derdindesin, uzaklaş oradan. Uzaklaşmadı. Biz de alıp salondan dışarıya atalım, dedik. Ama hiç beklemediğimiz davranış koyarak elimizi böyle façalayıverdi tırnağıyla. Mecburen kalkıp, giyinip Haydarpaşa Numune Hastanesinin acil servisine gittik. Orada genç doktor yeğenlerimiz reçete yazdılar. Ama daha aralık ayı sonunda da böyle bir durumla karşılaşıp, aynı acile gelip orada kuduz ve tetanos aşıları yaptırdığımız için şu anda aşıya gerek görmediler. Ben de zaten aynı nedenden aşı taraftarı değildim. “Antibiyotik yazalım amca, merhem yazalım, ağrı kesici yazalım”, dediler. Reçeteyi aldık gittik, Eski Kadıköy Salı Pazarı’nın yakınında bulunan bir nöbetçi eczane bulduk. Baktılar eczanede çalışan erkekler, kadınlar araştırdılar; “Amca bu reçetede protokol numarası ve teşhis yazılmamış, o yüzden ilaç veremeyiz.”
Ne olacak?
Ancak parayla alabilirsiniz bunları.
Kaç lira?
Baktılar, sadece antibiyotik 450 lira. Bizim cepte var, 250 küsur lira. Kalsın, dedik.
Tekrar geldik Haydarpaşa Numuneye, durum böyle böyle…
Yürüyerek geldik tabiî, arabamız falan yok, hiç de olmadı. Çünkü biz, Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileriyiz. O zaman Usta’mız; “kaloriferli apartmanlarda teori kesenler”, diye, kendisine saldıranları eleştiriyordu. Yani “kaloriferli apartmanlarda oturanlar bile halkın üstünde bir yaşam sürmektedir”, diyordu. O yüzden biz de halkımızın hep en yoksulları düzeyinde bir hayat sürdük bugüne kadar.
Yeni reçeteyle yeni nöbetçi eczane bulduk, Paşa Kapısı Cezaevinin bitişiğindeymiş. Oradan ilacımızı alıp eve geldik saat 16.15 olmuş.
Yolda yine, evin 5-6 yüz metre uzağında otobüsten indiğimizde, hasta bir kedicik gördük. Ağzı berbat durumda, salyalar akıyor. Başını okşayıp kaldırdım, ağzı çok kötü, hiçbir şey yiyecek durumda değil. Elimde kafes yok içine koyup getiremem. Yarın dedim, nasıl olsa bizim evde gidecek olan üç tane hasta hayvan var. Bu kış ağır geçtiği için hayvanları kırıp geçiriyor hastalıklar. Onları götürürken yol üzerinde onu da buluruz herhalde, alıp götürürüz, diye düşündüm. Ve öyle de yapacak eşim ve yoldaşlarım, arabası olan yoldaşlarım.
Evet, hep ne diyoruz biz?
Seversen acı çekersin.
Hani güzel bestemizi yapan şairlerimiz, müzisyenlerimiz;
Her aşkın sonunda gözyaşı vardır
Akar damla damla sel olur gider.
diye boşuna dememişler.
İnsan sev, patili canları sev, vatanı sev, halkı sev bunlar için mutlaka acılara katlanmak zorundasın.
Her sevginin bir bedeli var! Onu ödemeyi peşinen kabulleneceksin. Biz de kabullenmiş durumdayız zaten. İşte bu patili canlarımız da bizi bir yıl içinde, sanıyorum üç kere façalamışlar böyle. Ve her seferinde gitmişiz Haydarpaşa Numuneye.
Oradaki sevimli aşı odasındaki görevli hemşire kızımız;
“Amca ya, kendini düşün biraz. Bu kadar bu hayvanlarla iç içe olma. Bak habire gelmişsin, üç defa gelmişsin son bir yıl içinde”, dedi.
Ne yapalım yavrucuğum, seviyoruz işte, dedim.
“İyi amca da kendini de düşün”, dedi.
Biz; “bazı düşünürlerin dediği gibi; “Aşk, bir akıl hastalığıdır”, yavrucuğum, ne yapalım… İşte biz de böyleyiz. başka türlü davranamıyoruz. Ayda yılda bir önümüze gelen yiyeceğimiz iyi yiyecekleri bile, bunlar gelip istediği zaman, dayanamıyoruz paylaşıyoruz, daha fazlasını bunlarla. Biz de bundan mutluluk duyuyoruz ve insanlığımızın hakkını böyle yaparak da verdiğimizi düşünüyoruz. İnsan olmanın sorumluluğunun gereğini yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. “Sorumluluk almak”, Jean Paul Sartre’ın da dediği gibi, “eyleme geçmek” demektir. Biz de hep eylem içindeyiz, dedik.
Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Bugün bambaşka şeyler anlatacaktım size.
Bu Tayyipgiller adlı ABD yapımı, mafyatik, çıkar amaçlı Ortaçağcı suç örgütünün trilyonlarca dolarlık kamu malını tüm avaneleriyle birlikte nasıl aşırdıklarından söz edecektim ama işte bu günümüzde böyle geçti.
Kalın sağlıcakla…
13 Nisan 2025