8 yaşında bir yavru, tam 1 yıl önce en sevdiği, en güvendiği kişiler tarafından boğularak katledildi…

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bundan tam 1 yıl önce yani 21 Ağustos 2024 yılında Diyarbakır’ın Tavşantepe Köyünde 8 yaşındaki Narin kızımız, en güvendikleri, en sevdikleri tarafından katledildi canavarca, boğularak.

8 yaşındaki bir kız yavrunun ne günahı, ne suçu olabilir?

O aile nasıl canavarlaşmış böyle, nasıl insanlıktan çıkmış, nasıl bu yavruyu acılar çektirerek boğarak katledebilir, canını alabilir?

Ama işte burada da kitabımızda anlattığımız gibi, derebeyleşmiş aşiretçiliktir o insanları insanlıktan çıkaran.

Köyün aşiret reisi kim?

Salim Güran. Ve katliamın birincil plandaki bir numaralı sorumlusu, suçlusu, mücrimi. Daha önce de katliamlar yapmış bu.

Biz bu sevimli, sevgi dolu, neşe dolu, hayat dolu ve zekâ küpü denebilecek düzeyde yüksek zekâya sahip bu yavrumuzun katline kahrolduk, mahvolduk. Defalarca gözyaşı döktük bu yavrumuz için. Ve cinayetin katillerini bir bir ortaya koyduk kanıtlarıyla bu kitabımızda.

Yine Ağrılı Leyla kızımız vardı değil mi?

4 yaşında, güzeller güzeli, masum, sevimli. Ona da ailesi kıyıyor, ona da amcası kıyıyor, o da canavarlaşmış derebeyliğin temsilcisi.

Ve düşünebiliyor musunuz?

Babası bile davacı olmuyor, şikâyetçi olmuyor, tâ Kanada’ya kaçmış. Sadece annesi şikâyetini sürdürüyor ve suçluların bulunmasını istiyor; katillerinin bulunmasını istiyor yavrusunun. Anne çünkü gerçek bir anne, Narin’in annesi gibi değil. Aile, avukatı bile tehdit ediyor, annenin avukatını bile, Leyla’nın avukatını bile tehdit ediyor. Memleketimi terk ettim onların korkusu yüzünden, diyor avukat, İstanbul’a geldim, şimdi İstanbul’da yaşıyorum, diyor. Öyle ki mahkemeyi bile kuşatmışlar, duruşmadan polis korumasında çıkabildik, diyor. İşte böyle derebeyleşmiş aşiretçilikte can zerre kadar önem taşımaz, hele hele kız çocuklarının canı. Kadının zaten bir önemi yok, bir değeri yok; bir meta kadın bunlar için. Erkeğin kölesi, kurban böyle ailelerde kadınlar, aşiretlerde kadınlar.

Narin evladımız 1 yıl önce bugün saat 03.30’ta katledildi. Aile on yıllardan bu yana 30-40 yıldır hep dinci oynuyor. Molla Necmettin tayfasından önceleri, sonra Tayyipgiller’e takılıyor, Tayyipgiller’le beraber oynuyor. İktidar kimdeyse bu derebeyleşmiş aşiret şefleri ona yanaşırlar. Bütün kriminal işlerini iktidara dayanarak, iktidarın aracılığıyla çözerler. Onlar için tek mesele budur siyasette. Desteklediklerini, oy verdiklerini açıkça kanıtladıkları iktidarın, kendilerinin yaptığı bütün kanunsuzlukların ortadan kaldırılması, görmezlikten getirilmesi, mahkemelerden beraat ettirilmesini sağlarlar; ona oynarlar hep, ona odaklıdırlar. Yoksa şu parti bu parti, şu siyaset bu siyaset umurlarında olmaz. Devlet gücüyle bağlantılarını sıkı tutmayı amaçlarlar, o sayede bütün cürümlerini devlet aracılığıyla olmamışa çevirmeye çabalarlar ve ne yazık ki büyük ölçüde de başarırlar.

Narin kızımızda başaramadılar bunu. Sosyal medya, Youtuber’lar, özellikle cinayetleri, kadın cinayetlerini araştıran Youtuber’lar, üzerine gitti konunun. Sonrasında Diyarbakır Barosu sahip çıktı kızımıza. Olaylar gerçeğiyle açığa çıkmaya başlayınca mahkeme de mecburen kanıtlar doğrultusunda karar vermek zorunda kaldı; amca Salim Güran’ı, Ağabey Enes Güran’ı ve anne Yüksel Güran’ı ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırdı. Çok doğru bir kararla ve diğer feri fail denebilecek, bu cinayette yardımcı olan aileye, mücrimlerine, Salim’in talimatıyla cesedi saklayan Nevzat Bahtiyar’a 4,5 yıl ceza verdi. Aileden diğer, cinayetini izleyenlerden, saklayanlardan elemanlara, kişilere 3 yıl, 1,5 yıl gibi cezalar verdi. Şimdi Yargıtay aşamasında karar, dava diyelim ya da. Fakat işte bugün DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu Nam Hafız, Mecliste bir basın toplantısı yaparak, ailenin bu davada, bu cinayette hiçbir suçu yok, diyor. Boş yere yatıyorlar, ben ailenin elemanlarıyla görüştüm tamamıyla. Salim’le de Enes’le de anne Yüksel’le de görüştüm, onların hiçbir suçu yok, bu çocuğu Nevzat öldürmüştür, diyor.

Yahu eşekler bile bilir ki, Nevzat o köyde bir yanaşma, bir sığıntı, Salim’in bir şamaroğlanı, ayak işlerini yapan bir eleman Nevzat. Nevzat, bırakalım ailenin çocuklarını öldürmeyi, onlara püf bile diyemez. Hatta ailenin tavuğuna bile taş atamaz Nevzat. Öylesine zavallı, emeğiyle (inşaat işçiliği yapıyor) ailesini geçindirmeye çalışan bir kişi Nevzat. Korkusundan Narin’in cesedini saklamak durumunda kalıyor. Çünkü cinayete tanık, Salim’in buyruğunu yerine getirmezse kendisinin de kurban olacağını adı gibi biliyor, Salim’in kişiliğinden ve bugüne kadarki yaptıklarından hareketle.  Ama bu Ömer Faruk Gergerlioğlu da bizce insanlıktan hiç nasiplenmemiş, vicdanı teşekkül etmemiş, teşekkül etmemiş büyük ölçüde. Kaldı ki azıcık var idi ise de o da yok olmuş. Tayyipgiller’in yargısı aileyi, Güran ailesini ve dolayısıyla aşiretini kurtaramadı ya, biz sahip çıkalım aileye kurtaramasak bile sahip çıktığımızı göstererek ailenin oylarını bundan sonra biz devşiririz; artık kendimize bağlarız hesabı yapıyor. Tamamen çıkar hesabı peşinde. Narin’le vesaireyle zerre ilgisi yok bunların, umurlarında olmaz bunların.

İşte böylelerinin ben, Çerçioğlu’giller’den zerre farklarının olmadığını görüyorum ve içim kalkıyor. Bunların suretini görmek, seslerini duymak…

Oysa adı gibi biliyor katilin aile olduğunu ama düzenbaz işte… Vicdan,  merhamet, insani değerler taşımayınca insana dair hiçbir varlık kalmıyor böylelerinde. Sureta, görünüşte insan, kalıp olarak insan ama içinde insan yok bunların. Çerçioğlu olsun, bu olsun, Sinanoğlan olsun, Teğmen Çelebi olsun, Kurtulmuş Numan olsun, Süleyman Soylu olsun, Kürşat Zorlu olsun, Önder Aksakal olsun, bunlar birer insan sefaleti.  İnanın patlamış bir gerizi görmek bunları görmekten daha az içimi kaldırır benim.

Neylersiniz…

6 bin yıllık Babil artığıdır Türkiye… Böyle insanlar da mebzul miktarda var ülkemizde ne yazık ki. Ve işte o yüzden Türkiye’ye binbir kötülük etmiş olan vatan satıcı, halkımızın kanını kurutucu, doğamızı, ırmaklarımızı, göllerimizi mahvedici ve avanesiyle beraber Türkiye’nin 23 yıl içinde 2 Yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hâsılasını iç edici, çalıcı hırsızı hâlâ sırtında taşıyor. Kamuoyu araştırmalarında yüzde 31,5 oya sahip çıkıyor bunlar. Ama işte ne yazık ki, halkımız ağır bir narkoz altında; çürüdü insanlarımız. Biz boşuna yazmadık “Çürütücüler” adlı kitabımızı. 2017’de yazmışız bu kitabımızı, büyük boy, ders kitabı ebadında gördüğünüz gibi, 300 sayfa.

Ne demişiz?

Yargıyı, orduyu, eğitimi, dini, ahlâkı, vicdanı, onuru, namusu çürüttüler, demişiz.

Dolayısıyla insanı da çürüttüler Tayyipgiller. Sokak röportajlarını izlerken rastladığım şu kadının hezeyanlarını bir izleyin:

***

Kafayı yakmış bir kadın: Peygamberimiz Tayyip Erdoğan. Muhammed’den sonra o geldi, başka peygamberimiz yok, Tayyip Erdoğan peygamberimiz. Biz ona tapıyoruz, ona tapıyoruz biz. Öyle diyeceğiz, öyle öyle, peygamberimiz Muhammed. Tövbe tövbesümme, haşa bizim peygamberimiz Tayyip Erdoğan. Tayyip Erdoğan peygamberimiz biz ona tapıyoruz ona.

***

İnsan ne diyebilir ki böylesine bir meczup için?

Cehalet ve narkoz denizinde mahvolmuş bu kadın. Söyledikleri aynı zamanda dinden çıkmayı gerektirir, kâfir olmayı gerektirir.

Ne diyor?

Tayyip Erdoğan peygamber, diyor. Yahu İslam’ın en temel kurallarından biri; Hazreti Muhammed son Peygamber. Ben Hatemül Enbiya’yım yani peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber falan gelmeyecek artık, diyor.

Bu kadının artık neresini düzeltirsiniz ki hezeyanlarının?

İşte bu hale getirdi insanlarımızın önemli bir bölümünü. Tayyipgiller gidecek artık, ne yaparlarsa yapsınlar ikinci parti çıkıyorlar, gidecekler ama bu çürüttüğü insanlar on yıllar boyu toplumda yaşamaya devam edecek ve leş kokularını, pisliklerini yeni kuşaklara aktarmaya devam edecekler.

İşte ülkemizin hazin gerçekleri böyle neylersiniz…

Kalın sağlıcakla…

21 Ağustos 2025