Kızıl Savaş Bayrağı Hikmet Kıvılcımlı anıldı!

11.10.2017
296
A+
A-

Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Yoldaş, aramızdan bedence ayrılışının 46. Yılında, düşünce oğulları ve kızları olan Halkın Kurtuluş Partililer tarafından mezarı başında anıldı.

Anma etkinliğine DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde direnen Real Market Direnişçileri de katıldı.

Topkapı Mezarlığı önündeki yolda oluşturulan kortejin yürüyüşü ile başlayan etkinlik sırasında sık sık; “Kıvılcımlı Yaşıyor, HKP Savaşıyor”, “Kıvılcımlı Usta Ölümsüzdür”, “Kahrolsun AB-D Emperyalizmi”, “Katil AB-D Ortadoğu’dan Defol”, “Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşımız”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Şeriat Ortaçağdır”, “İşgal Grev Direniş, Yaşasın Kurtuluş Partimiz” sloganları atıldı.

Hikmet Kıvılcımlı’nın mezarı başında yoldaşlarımız ile bir araya gelerek, öncelikle devrim şehitleri için saygı duruşunda bulunduk.

Yoldaşlarımız gündemi değerlendiren ve Hikmet Kıvılcımlı’nın mücadelesini anlatan konuşmalar gerçekleştirdiler.

İlk konuşmayı Sancaktepe İlçe Yöneticimiz Erdinç Bin Yoldaş gerçekleştirdi.

Erdinç Yoldaş, Hikmet Kıvılcımlı’nın Marksizm-Leninizmin 20. Yüzyıldaki en büyük geliştiricisi olduğunu belirterek, Kıvılcımlı’nın aramızdan bedence ayrılmasına rağmen, teorik ve pratik eserlerinin, günümüzün en karmaşık sorunlarında bile önümüzü bir fener gibi aydınlattığını vurguladı.

HKP’nin bu sayede en tutarlı biçimde günümüz meselelerini çözdüğünü, Hikmet Kıvılcımlı’yı anlamak konusunda çaba sarf etmeyen burjuva ve küçükburjuva solların ise karmaşık sorunlar karşısında aciz bir biçimde teorik çöküntüye uğrayarak, emperyalizmin yedeğindeki programlara doğru yöneldiğini sözlerine ekledi.

Erdinç Yoldaş, Meclisteki dört AB-D’ci partiye ve onların efendilerine karşı kararlıca mücadele etmekte olan tek partinin HKP olduğunu ortaya koydu ve “İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı kazanacak, Demokratik Halk Devrimini başarıya ulaştıracak, Sosyalizmin bayrağını ülkemizin burçlarında dalgalandıracağız” diyerek sözlerini tamamladı.

Konuşmanın ardından Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut Yoldaş söz alarak, gündemi değerlendiren bir konuşma gerçekleştirdi.

Nurullah Ankut, sözlerine ABD Emperyalizminin dünya halklarının güvenliğinin en büyük tehlikesi olduğunu ve Tarihteki en vahşi soykırımların sorumlusu olduğunu hatırlatarak başladı. Bugün ABD Emperyalizminden BOP doğrultusunda silah desteği alan ABD’ci Kürt Hareketi’nin ve ibrikçilerinin, HKP’ye karşı “Kürt düşmanı” şeklindeki karalamasına şu sözlerle yanıt verdi.

“Kürt halkının gerçek dostu biziz. Biz Amerikan uydusu, Amerikan uşağı yeni bir İsrail benzeri Kürt devletine karşıyız. Yoksa eşit, özgür, onurlu Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti’ni savunuyoruz biz. Edirne’den Çin sınırına kadar… Sen Amerikan uşaklığı, yandaşlığı yapıyorsun. Siyonist İsrail’in yandaşlığını yapıyorsun. Halklara düşmanlık yapıyorsun.”

Nurullah Ankut, konuşmasının bir bölümünde bir hareketin niteliğinin sağlam olduğu sürece, niceliğin önemi olmadığına yönelik vurgusunu çeşitli örneklerle açıkladı. Bu mücadelede devrimci olmanın ABC’sinin emperyalizm karşıtlığı olduğunun altını çizdi.

ABD’nin uyguladığı vize ambargosu meselesini, Kaçak Saraylı’nın çıkmazda kalarak Şangay beşlisi ve müttefikleri ile yaptığı ortak çalışmalar dolayısıyla uslandırma harekâtı şeklinde gerçekleştiğini belirtti. Nurullah Ankut, Kaçak Saraylı’nın her türlü şartta mutlak sona yaklaştığını vurguladı. Ancak ne yazık ki, gelecek iktidarın da emperyalizm yörüngesinde olacağını ortaya koyarak sözlerine son verdi.

Bu konuşmanın sonrasında Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencisi, İşçi Sınıfı Önderi İsmet Demir’in mezarı başında toplandık.

Burada da gerçekleşen saygı duruşu sonrasında İsmet Demir’in mücadelesinden kesitler aktaran konuşmayı, Nakliyat-İş Sendikası Örgütlenme Sekreteri Erdal Kopal gerçekleştirdi.

Erdal Kopal, konuşmasında İsmet Demir’in mücadele bayrağının bugün İşçi Sınıfından yana sendikacılık yapan Nakliyat-İş’in elinde olduğunu ve son Real Direnişindeki tavrı ile bunu tekrar kanıtladığını belirtti.

DİSK’in sarı sendikacılık anlayışı doğrultusunda, Nakliyat-İş’e karşı tüm yalnızlaştırma politikalarına rağmen, Nakliyat-İş’in İşçi Sınıfından güç alarak büyümeye devam edeceğini vurguladı.

Anma etkinliğindeki son konuşmayı sarı sendika-patronlar işbirliği ile tazminatsız olarak işten atılan Real Market Direnişçilerini temsilen İdris Polat gerçekleştirdi.

İdris Polat, mücadelelerine destek olan Nakliyat-İş ve Halkın Kurtuluş Partisi’ne teşekkür etti. Onların desteği mücadelemizi yükseltiyor. Başarıya ulaşacağımıza inanıyoruz, dedi. Konuşmanın sonrasında Real Market mücadelesini destekleyen sloganlarla konuşma sona erdi.

İsmet Demir Yoldaş’ın anmasının ardından, tekrar kortej oluşturarak, sloganlar eşliğinde mezarlığın dışına doğru yürüyüşe geçtik ve mezar başı anma etkinliğimizi sona erdirdik.

Kıvılcımlı Usta Ölümsüzdür!

Posted by Halkın Kurtuluş Partisi – HKP on Wednesday, October 11, 2017

Bir kez daha Usta’mıza söz veriyoruz: Demokratik Halk Devrimini gerçekleştireceğiz. Halklarımızı eşit, özgür, kardeş toplumuna ulaştıracağız.

Kurtuluş Partililer

 

Türkiye Devriminin Önderi Hikmet Kıvılcımlı,

Bedence Aramızdan Ayrılışının 46’ncı yıldönümünde İzmir’de Anıldı

HKP İzmir İl Örgütü olarak, Türkiye Devrimi’nin Önderi Kıvılcımlı Usta’yı gerçek ve tek savunucuları olarak İzmir’de andık. Daha doğrusu devrimci kavgamızda yaşatmaya devam ediyoruz. Ve hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. Kıvılcımlı’nın düşünce ve davranış oğulları-kızları olarak her anma yıldönümünde olduğu gibi bu yıl da aynı heyecan ve coşku ile Usta’mıza layık öğrenciler olarak öncelikle yaptığımız afiş çalışmaları ile İzmir’i donattık. 11 Ekim’e kadar, yani Usta’mızın bedence aramızdan ayrıldığı tarihe kadar gece-gündüz demeden devam etti afişleme çalışmalarımız.

11 Ekim’de Karşıyaka Çarşı’da stant açarak Usta’mızı anma çalışmamız devam etti. Yine aynı gün Karşıyaka Çarşı’da saat 18.00’de yoldaşlarımızın katılımıyla bir eylem yaptık. HKP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Av. Tacettin Çolak’ın konuşma yaptığı eylemde sık sık, “Kıvılcımlı Yaşıyor HKP Savaşıyor”, “Kızıl Savaş Bayrağı Hikmet Kıvılcımlı”, “Yeni Sevr’e Karşı Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşımız”, “Katil ABD Ortadoğudan Defol”, “Emperyalistler İşbirlikçiler Geldikleri Gibi Gidecekler”, “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek” sloganları atıldı.

İzmir’den

Kurtuluş Partililer

Mezarbaşı Anmasında yapılan konuşmaları aynen yayımlıyoruz:

Doğan Yoldaş:

Sevgi ve saygıdeğer yoldaşlar,

Bugün burada, Kızıl Savaş Bayrağı, Türkiye Devrimi’nin Önderi Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı anmak için toplanmış bulunmaktayız.

Öncelikle hepinizi başta Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı gelmek üzere tüm devrim şehitlerimiz nezdinde 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

(Saygı duruşu…)

Selam Olsun Bizden Önce Geçene

Selam Olsun Savaşırken Düşene!

***

Yol ver ölüm

Çök yıkıl ey Mezar!

Bak Devrim dev gibi dimdik,

İnsan ateştir;

Yanarken yakar!

Anıları mücadelemize örnek olacaktır.

(Sloganlar…)

Yoldaşlar,

Biz biliyoruz ki, Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı anmak, sadece ve sadece, kendisinin bedence aramızdan ayrılış tarihinde mezarına gelip bildiriler okuyup gitmek değildir, Sahte Solcuların yaptığı gibi.

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı gerçekten anmak; onun teorisini özümsemek, Halkların ve İşçi Sınıfının arasında yaygınlaştırmak ve Türkiye’de gerçek bir devrimi sağlamaktır. Biz Kurtuluş Partililerin görevi budur. Bunu başarmak üzere buradayız yoldaşlar.

Biliyorsunuz ki, Kıvılcımlı Usta’mız hayatını İşçi Sınıfı Mücadelesine adamış, gerçek, yiğit bir devrimcidir.

Peki, İşçi Sınıfı mücadelesi nedir, yoldaşlar?

İşçi Sınıfı Mücadelesi, işte bugün Real İşçileri’nin, kendilerini sözde hileli iflas adı altında işten atan Beğendik, Metro Mağazalarına karşı giriştikleri onurlu ve şerefli mücadeledir.

Bu mücadele ki, insanlık tarihinin en onurlu ve şerefli mücadelesidir.

Biz Kurtuluş Partililer, buradan tekrardan söylüyoruz ki onlara, onların bu haklı, bu şanlı, bu şerefli mücadelelerinde her zaman, ama her zaman yanlarında olacağız. Onların mücadelesi zafere ulaşana kadar yanarında olacağız. Asla onları bırakmayacağız ve biliyoruz ki, bu insanlık tarihinin en onurlu mücadelesi her zaman olduğu gibi bugün de zaferle taçlanacaktır.

Şan olsun Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’ya!

Şan olsun Kurtuluş Partililere!

Şan Olsun Ekmeği ve Onuru İçin Direnen Real İşçilerine!

(Sloganlar…)

Yoldaşlar, Usta’mızın mezarı başındaki açıklamayı gerçekleştirmek üzere Sancaktepe İlçe Yöneticimiz Erdinç Yoldaş’a sözü bırakıyorum.

Erdinç Yoldaş:

Merhaba yoldaşlar,

Bugün buraya, bundan 46 yıl önce bedence aramızdan ayrılan Türkiye Devrimi’nin Ustası Hikmet Kıvılcımlı’yı anmak için toplanmış bulunuyoruz.

Yoldaşlarım bu görevi bana verdiklerinde çok heyecanlandım, aynı zamanda gururlandım.

Heyecanlandım, kolay değildir bir Devrim Ustası’nın yanında onu anlatmak…

1902 yılında, Makedonya’nın Priştina şehrinde doğdu. Doğar doğmaz onu işgaller, isyanlar, baskınlar karşıladı. Daha çocuk yaşta babasız kaldı. Savaş ve işgal yıllarında annesi ve teyzesi ile birlikte Türkiye’ye göç etti. Ege’de öğrencilik ve zorunlu işçilik yaptı.

Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nda, emperyalist sömürgecilere karşı eğitimini yarıda bırakarak, Kuvayimilliye gönüllüsü, işgale karşı silahlı direnişçi, Yörük Ali Efe’nin kızanı, 17 yaşında Köyceğiz Kuvayimilliye Askeri Kumandanı oldu.

Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı yıllarında sırım gibi genç bir delikanlı olan Kıvılcımlı, sosyalizmle tanıştı. Türkiye Komünist Partisi kurucuları arasında yer aldı. 1921’de TKP’nin “en genç kurucu” üyesi, 1925’te TKP 2. Kongresi’nde Merkez Komitesi’ne seçilerek “Genç Komünistler Birliği Reisliği” görevini üstlendi.

Çocukluğunun sürgün ve savaş yıllarında bir elinde silah emperyalizme karşı mücadele verirken, bir yanda da okumayı hiç bırakmadı. 1921 yılından itibaren, kimi zaman değişik isimlerle; Kurtuluş, Aydınlık, Bursalı Yoldaş, Vazife Dergilerine yazılar yazdı. Yoldaşlarıyla beraber TKP’nin Merkez Yayın Organı’nı çıkardı.

Gerici Şeyh Said’in başını çektiği Kürt İsyanları nedeni ile 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile birlikte İstiklal Mahkemesinde yargılandı, komünist olması tutuklanmasına yetti, 10 yıl kürek cezası aldı. 1 yıl hapis yattıktan sonra çıkan afla serbest kaldı. Özgürlüğü çok sürmedi. 1927 yılında Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir‘in partiden ayrılması ve parti arşivini polise teslim etmesi ile birlikte yeniden tutuklandı. Bir süre sonra serbest kaldığında yeniden partiyi ayağa kaldırmak için çalışmalara girişti.

Devrim cephesini bir an bile terk etmemiş, kendi tabiri ile “Kara toprağın kuru öküzü” gibi yaşamıştı.

27 yaşında “ameleden adamları başa getirmek suçundan” yargılandı. 4,5 yıl hapis cezası veren Mahkeme Heyetine; “4,5 yıl Kızıl bir profesör olmak için iyi bir süre” cevabını verdi ve sözünde de durdu. Elazığ zindanını kızıl bir üniversiteye çevirdi. 1933 yılında Elazığ cezaevinden, onlarca cilt çeviri ve orijinal eserler üreterek çıktı. “Yol” adlı 7 ciltlik anıt eserini “Elâzığ Üniversitesinde” kaleme almış ve bu serinin içinde yer alan Kürt Sorunu’na devrimci çözüm sunduğu “Yedek Güç Ulus: Doğu (İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark)” çalışmasını burada tamamlamıştır.

Çıkışından sonra bir an bile ara vermeden devrimci mücadeleye devam etti. 1935 yılında “Marksizm Bibliyoteği Yayınevi”ni kurdu. 1936 yılında “Emekçi Kütüphanesi”nden seri kitaplar yayımlamaya başladı.

1938 yılında, “Askeri isyana teşvik” suçundan Kemal Tahir ve Nazım Hikmet’le birlikte yargılandığı Donanma Davasında savcının; “Doktor Hikmet için delil arayacak kadar saaafdil değiliz” diyerek istediği ve mahkemenin verdiği 15 yıl ağır hapis cezasını, Hatay, İstanbul, Çankırı, Amasya ve Kırşehir cezaevlerinde tamamladı.

Kızıl bir savaş bayrağı, “Devrimin iliklerine işlediği Adam”dı Kıvılcımlı. 1950 Yılında afla çıktığında, cezaevinde kaldığı 12 yıl boyunca hiç boş durmamış. İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Tarih Tezi çalışmalarını yapmıştı.

29 Ekim 1954 yılında Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümüne atıfla Kerim Korcan, Zihni Anadol gibi arkadaşları ile birlikte Vatan Partisi’ni kurdu ve Genel Başkanlığını üstlendi.

Ünlü “Eyüp Konuşması”nı Vatan Partisi Genel Başkanı olarak yaptı. “Eyüp Konuşması” nedeniyle Kıvılcımlı hakkında “Dini Siyasete alet etmekten” dava açılmış ve o tarihe kadar ilk kez bir devrimci, sosyalist dini siyasete alet etmek suçundan yargılanmıştı. Kıvılcımlı, 1957’de tutuklanmış, parti bizzat Adnan Menderes’in talimatıyla kapatılmış, Kıvılcımlı dâhil 25 üyesi tutuklanmıştı.

Harbiye Askeri Cezaevinin zindanlarında hiç güneş ışığı görmeden 2 yıl tutulmuş, “Komünist teşkilatı organize etmek” suçlamasıyla Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmıştı.

Hikmet Kıvılcımlı, tahliye olduktan sonra Demokrat Parti’nin iktidarını deviren 27 Mayıs Politik Devrimi’ni selamladı ve lideri Orgeneral Cemal Gürsel’i Vatan Partisi Genel Başkanı sıfatıyla telgrafla kutladı. “İkinci Kuvayimilliyeciliğimiz” adıyla Milli Birlik Komitesi’ne açık mektup yazdı ve “Anayasa Teklifi” sundu. Ve tabiî yine anlaşılamadı. Bu davranışları nedeniyle Türkiye Solunun çeşitli kesimleri tarafından cuntacılıkla suçlandı.

Hikmet Kıvılcımlı, Marksizm-Leninizmin 20’nci Yüzyıldaki en büyük geliştiricisiydi. İşçi Sınıfı Biliminin kurucuları Marks-Engels Ustalar ve Devrimler Kartalı Lenin Usta gibi kendi doğru bildiği yolda devam etti.

1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınlarını kurdu ve yönetti. Kıvılcımlı Usta’mızın en sadık öğrencilerinden, tüm yaşamını İşçi Sınıfının Kurtuluş Mücadelesine adayan İsmet Demir ve yoldaşları Yapı İşçileri Sendikası’nı kurdular.

1967 yılında “Sosyalist” Gazetesi çıkarılmış, yine aynı yıl “İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD)” kurulmuş, büyük kentlerde mitingler gerçekleştirilerek devrimci mücadele devam ettirilmiştir.

Kıvılcımlı, 1970’te Şanlı 15-16 Haziran Direnişi’ne önderlik ediyordu. 1970 yılının sonbaharında Sosyalist Gazetesini tekrar çıkarmaya başlamıştı.

Kıvılcımlı yaşıyor ve savaşıyor

Hikmet Kıvılcımlı, yaklaşan 12 Mart Faşist Darbesini önceden görmüş, uyarılarda bulunmuştu. 27 Mayıs Politik Devrimi’nin rövanşı alınmak isteniyordu. Ama nafile, Kıvılcımlı’nın uyarılarını dikkate almak beri dursun, pasifistlikle suçlandı. Slogan hazırdı: “Devrime gidiyoruz teoriye ayıracak vakit yok!”

Tüm bunlar yaşanırken Kıvılcımlı bir de kanser illeti ile mücadele ediyordu.

Ömrünün 22,5 yılını Türkiye zindanlarında geçiren, 1 dakika olsun ülke dışına çıkmayan, nöbet yerini bir an olsun terk etmeyen Kıvılcımlı, tedavi olmak için illegal yollardan yurtdışına çıktı. İsmail Bilen’in Sovyetler’e verdiği yalan, iftira ve ihanet dolu bilgiler sebebi ile Sovyetler’e kabul edilmiyordu. Tedavisini Tito’nun Yugoslavya’sında mücadeleye başladığı yerde, doğduğu topraklarda devam ettirdi.

İşte yoldaşlar her sloganımızda söylüyoruz ya; “Kıvılcımlı yaşıyor ve savaşıyor” diye. Kıvılcımlı aramızdan bedence ayrıldı. Teorik ve pratik eserleri önümüzü bir fener gibi aydınlatmaya devam ediyor.

Usta’mız sayesinde, O’nun eşsiz teorik hazinesinin ışığında, günümüzün en çetrefilli sorunlarını bile hemen gün gibi aydınlatıyoruz teorinin gücüyle.

Usta’mızın bedence aramızdan ayrılışı üzerine, O’ndan bayrağı devraldığımız günden bugüne kadar, ister sol içi, ister ülke geneli, ister dünya ölçeğindeki gelişmelerde, en doğru düşünce ve davranışı sergilemeyi başardık hep.

Ama burjuva-küçükburjuva solları, en basit sorun karşısında bile tökezledi. Daha çetrefil sorunlar karşısında ise yerlerde sürünür hale geldi. Zaten köklü bir teorileri olmadığından, eklektik, bütünlüklü olmayan, her gün, her an, her cümlede birbiriyle çelişen düşünce yapıları artık tamamen çökmüş durumda. İdeolojik olarak tam bir iflası yaşıyorlar. Siyaseten emperyalist politikaların yedeğine düşerek acılı ve acınası bir şekilde can çekişiyorlar.

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı zaten hiç anlamadılar. Anlamak için hiç çaba sarf etmediler. Usta’mıza düşmanlık yapmayı, O’nu karalamayı “keskin” devrimcilik sandılar.

Bu yüzden devamcıları olduklarını iddia ettikleri Mahirler’iDenizler’i de yeteri kadar anlamadılar. Mahirler’le, Denizler’le; Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı, 27 Mayıs Politik Devrimi, Türk Ordusu, Şeriat Tehlikesi ve Laiklik gibi konularda aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Fakat onların devamcısı olduklarını iddia edenler bu konularda onları reddettiler. Mahirler’in, Denizler’in “Öncü Savaşı” gibi ayrı düştüğümüz noktalardaki düşünce ve davranışlarını da terk ettiler zaten. Kıvılcımlı’ya düşmanlıkları yetmezmiş gibi Mahirler’den, Denizler’den de koptular. Sadece onların kahramanlıklarını riyakârca sömürüyorlar şimdi. Bu da onları bulundukları bataklığın daha da derinliklerine itiyor sadece.

Nitelikçe gösterdiğimiz gelişmelerin başlıcaları şunlardır;

Sendikal Mücadele alanında Gangster-Sarı Sendikacılığın karşısında Devrimci Sınıf Sendikacılığının bayrağını dalgalandırdık yıllarca ve halen dalgalandırmaya devam ediyoruz.

İşte bir tarafta yıllarca aidat verdiği sendika Tez-Koop İş Sendikası olmasına rağmen, REAL İŞÇİLERİNİN MÜCADELESİNE YOLDAŞLARIMIZ SAHİP ÇIKMAKTADIR. Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine altın harflerle kazınacak onlarca Örgütlenme-İşgal-Grev-Direniş armağan ettik. Burjuva-küçükburjuva solları ise bize karşı bazen bizzat sarılaşmayı, bazen de bizle birlikte davranacakları yerde, sarılarla birlikte davranmayı tercih ettiler.

Biz Proletarya Sosyalistleri, “Sosyalist Kamp’ın” çökmesinden sonra ABD ve AB Emperyalistlerinin dünyayı 1000 devlete bölme planı olan “Project Democracy” ve Ortadoğu’ya emperyalist çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirdikleri “Büyük Ortadoğu Projesi” planlarını teşhir edip ona karşı cepheden mücadele bayrağını açarken; burjuva-küçükburjuva solları “Project Democracy”nin; “azınlık hakları”, “mezhep ve inanç hakları”, “kadın hakları”, “çevre hakları”, “cinsel tercih hakları” gibi dolmalarını yutarak emperyalizmle enternasyonalizmi karıştırdılar.

“Project Demokrasi” ile emperyalizmin eskiden en büyük tehlike olarak gördüğü Komünizm yerine artık “Ulusal Devlet”i geçirmesini, en terörist hareketler olarak da “Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri”ni görmesini gafilce paylaşır oldular.

“Dünyayı 1000 devlete” bölmeye yönelik bu emperyalist planının ülkemizin payına düşen en az üç parçaya bölme yönündeki Yeni Sevrci emperyalist girişimlerine, “Faşist T.C. dağılsa kötü mü olur?” solcu palavrasıyla yandaşlık yapar hale geldiler.

Ergenekon kumpası kanıtlandı

BOP’un ülkemize düşen kısımlarını uygulamak için uydurdukları “Ergenekon”, “Balyoz” adlı sözde yargılamaların bir CIA operasyonu olduğunu, 02.07.2008 tarihinde yayınladığımız bildiride belirttiğimiz gibi, Yeni Sevrci saldırı karşısında duracak en güçlü direnç noktası olan Mustafa Kemalci Ordu Gençliği’ni etkisizleştirmeyi hedeflediğini göremediler. Yargılanan hiçbir darbecinin olmamasına, Kontrgerillacı olarak bilinen bir iki kişinin dışında Antiamerikancı, Yurtsever, Kemalist subayların, aydınların esir edilmelerini sevinç gösterileriyle alkışladılar “PAŞA PAŞA YARGILANSINLAR”, dediler. Emperyalistlerin, Fethullahçıların, Tayyipgiller’in “darbeciler yargılanıyor, Kontrgerilla yargılanıyor” korosuna katılmalarını eleştirince bize hakaretler yağdırdılar.

Ama gelin görün ki yoldaşlar; Gerçekler inatçıdır ve ilelebet gizlenemezler.

İşte biz Kurtuluş Partililerin Usta’mızın teorisinin gücüyle 2008 yılında gördüğümüz ve cepheden mücadele ettiğimiz Ergenekon kumpasını kanıtlayan açıklamalar yoldaşlar;

Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, 22 Şubat 2012’de Haber Türk televizyonundan Ece Üner’in, 23-24 Şubat 2012 tarihinde ise Vatan’dan Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladı.

Bayramoğlu, söz konusu iki röportajda özetle şöyle dedi:

“Emniyet ve yargı içinde otonom (özerk) bir yapı var. Bu yapı, 6-7 yıldır aynı kadrolardan oluşuyor. Bunların büyük çoğunluğu aynı camiadan. Emniyet-yargı içinde bu yapının hakim-savcıları elde ettikleri güçle yasadışı uygulamalara girişiyorlar. Otonom yapı AKP’nin alet kutusudur ve cemaatin iktidar savaşındaki devlet gücüdür. Hedefi TSK’yi tuşa getirmek, yargı ve üniversiteyi kontrol altına almak, gazetecileri tutuklamaktır. Çalışma yöntemleri yetki gaspı, hukuk ihlali, şüpheli delil üretme, operasyon, tutuklama ve yasal sınırları aşan yargılamadır. Otonom yapının geldiği nokta iktidar alanını genişletmek otoriterleşmek, kontrol dışı mekanizma üretmektir” dedi.

Bir itiraf da Kaçak Saraylı’dan;

Kaçak Saraylı, 19 Mart 2015’de Harp Akademileri Komutanlığını ziyaret ederek, askerlere yaptığı konuşmasında çarpıcı itiraflarda bulunarak Balyoz ve Ergenekon davalarına değindi. Yakın geçmişte eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ ve komutanların tutuklandığı, yargılandığı operasyonlara değinen Kaçak Saraylı, “Kurumlarımızın içinde örgütlenmiş bir yapının yürüttüğü bir kumpasa hep birlikte maruz kaldık” dedi. Sanki daha düne kadar “Ben bu davanın savcısıyım” diyen kendisi değilmiş gibi…

Sevrci Sol, Ergenekon meselesini anlamadığı gibi, Ermeni Meselesi’ni de anlamadı.

Hrant Dink’in ABD ve AB Emperyalistleri tarafından öldürüldüğünü, bu cinayetin de BOP sürecinin bir parçası, arkasında yatanın ise “Büyük Ermenistan” olduğunu, bunun da halklara kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyeceğini söylediğimizde hakaretlerle karşılık verdiler.

Emperyalist çakallar tarafından “umut kaynağı” olarak nitelendirilmekten utanacaklarına; CIA güdümlü Fethullahçı yargıyı alkışlayarak CIA operasyonuna yandaşlık yapmaktan vazgeçeceklerine; Bizi “Ulusalcı”, “İP”çi ilan ettiler. Üstelik dışımızdaki tüm siyasetler 1992 1 Mayısı’nda İP’in (o zamanki SP’nin) kuyruğunda seyretmelerine ve bizim hiçbir koşulda, hiçbir zaman bunlarla bir araya gelmememize rağmen bize bu iftirayı atabiliyorlar. Bazıları daha da ileri giderek geçmişte ve günümüzde, bulunduğumuz her alanda, antifaşist mücadelede en ön safta savaşmamıza, bu uğurda onlarca şehit vermemize ve bunu bilmelerine rağmen, utanmadan bizleri “faşistlikle, MHP’lilikle” itham ettiler. Biz Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfına, onun ideolojisi Şeriata ve şeriatın simgesi olan Türbana karşı mücadele ederken; onlar, türbanı “kıyafet ve inanç özgürlüğü” olarak değerlendirip Tefeci-Bezirgân Sermayenin yedeğine düştüler.

Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının örgütleri Mazlum-Der, Özgür-Der gibi örgütlerle ortak paneller, eylemler düzenlediler. Sivas Katliamı’nın yıldönümünde düzenlenecek protesto gösterisine onları (yani katliamcıların örgütlerini de) çağırdılar. Kendilerini eleştirince, Şeriatın bir tehlike olmadığını savunarak, bizi “Kemalistlikle”, demokrasisinin olmazsa olmazlarından olan laiklik bir suçmuş gibi “laiklikle” suçlamaya kalktılar. Bugün ise “Laiklik Eylemleri” düzenleyip bir taraftan da Mustafa Kemal’e hakaret etmekten geri durmamaktadırlar.

Kısacası; biz İşçi Sınıfı Sosyalistleri, biz Hikmet Kıvılcımlı’nın Düşünce Oğulları-Düşünce Kızları,

Üç Temel İlkemizi: ANTİEMPERYALİZM, ANTİFEODALİZM, ANTİŞOVENİZM İlkelerimizi,

Günümüzdeki Sınıflar Kavgasının aldığı hâle göre biçimlendirirken;

Biz, Antiemperyalizmin, sadece ABD Emperyalizmi değil, Irak, Afganistan, Libya, Suriye gibi ülkelerde onunla tüm canavarlıklara ortak olan AB Emperyalizmine de, Japon Emperyalizmine de karşı çıkmaktan geçtiğini; Kürt Sorunu’nda Amerikancı ve AB’ci çözüme karşı çıkmaktan geçtiğini savunurken;

Onların bir kısmı “Emeğin Avrupası” palavrasıyla AB’cilik yapmakta, bir kısmı da “Bijî Obama Bijî Amerika” sloganı atan Amerikancı Kürt Hareketinin dolayısıyla da Kürt Sorunu’nun Amerikancı ve AB’ci çözümünün yanında yer almaktadır. Adeta Amerika’ya karşı söylenen her cümleyi kendilerine hakaret saymaya başladılar.

Biz, Antifeodalizmin, Tefeci-Bezirgân Sermayeye, onun ideolojisi Ilımlı İslam’a (yani ülkemizi Ortaçağ karanlığına götürecek olan Şeriata) ve onun simgesi Türbana, Mazlum-Der gibi onun tüm örgütlerine karşı mücadele ederek tümünü tasfiye etmekten geçtiğini savunurken;

Onlar “Şeriat diye bir tehlike yoktur, laiklerin abartmasıdır, türban özgür olmalıdır” diyerek Tefeci-Bezirgân Sermeyenin ideolojisine destek olmakta, irtica örgütleriyle eylem birlikleri yapmaktadırlar.

Biz, Antişovenizmin, tam bir eşitlik temelinde Edirne’den Çin Sınırına uzanacak Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti’ni savunurken, Kürt Halkının Kendi Kaderini Tayin Hakkına da sonuna kadar saygı duymaktan geçtiğini savunurken; Onların bir kısmı Kürt düşmanlığı, Bir kısmı da Emperyalist çözümün yedeğine düşerek Türk ve Arap düşmanlığına, yani bölge halklarının kardeşliği yerine onların boğazlaşmasına çanak tutmuş olmaktadır.

Geçmişte birçok eyleme birlikte imza attığımız, faşizm zindanlarında birlikte direndiğimiz, yeri geldiğinde birlikte ölümü göze aldığımız ve öldüğümüz bu burjuva-küçükburjuva sollarının, Devrimci Derleniş’in bu potansiyel bileşenlerinin bugün içinde bulundukları bu batak, bu Sevrci Solculuk, bizleri elbette ki derinden yaralamaktadır. Çünkü bu ideolojik ve pratik çöküşleri, Devrim Cephesini zayıflatıp Karşıdevrim Cephesini güçlendirmektedir ne yazık ki. Onları bu bataktan kurtarmak için teorinin kurtarıcı ışığını üzerlerine yollarken, ideolojinin acımasız kızgın kılıcıyla da irinleşen yaralarını dağlamaktan başka bir şey elimizden gelmez.

Türkiye’de de fiilen 2’li bir yönetim var

Yoldaşlar,

Günler ağır, günler acı günlerdir.

Emperyalistler durmuyor bir taraftan Venezuela’da darbe yapıp halkçı iktidarı devirmek, sosyalizme gitmelerini engellemek istiyor

Bir taraf dan da Sosyalist Kore’ye savaş açmakla tehdit ediyor.

Diğer bir taraftan da bölgemizde BOP’u uygulamaya çalışıyor. İşte yanı başımızda Suriye 6,5 yıldır emperyalistler tarafından işgal edilmiş, Suriye Halkları ve onların  yiğit önderi Beşşar Esad canını dişine takmış bu işgale karşı mücadele ediyor. BOP planına göre Suriye’yi en az üçe böleceklerdi. Rusya’nın da devreye girmesiyle birlikte Suriye’nin 3’e bölünmesi şimdilik engellenmiş oldu ama fiilen Suriye 2’ye bölündü. Görünen o ki emperyalistlerin planları işliyor.

Sıra maalesef bizde yoldaşlar…

Bizde de bunun altyapısını yıllardır hazırlıyorlar. BOP’a göre Türkiye’yi de en az üç parçaya bölecekler. Bunun aslında bir bölümünü gerçekleştirmiş durumdalar… Türkiye’de de fiilen 2’li bir yönetim vardır. Kürt Halkımızın yoğun olarak yaşadığı illerde artık Devlet hakimiyetini kaybetmiş durumda. Sadece Irak’ta olduğu gibi bir referandum ile işi resmileştirmeleri kaldı.

İşte yukarıda değindiğimiz üzere bu gidişatı Türkiye’de bizden başka durduracak kimse de maalesef yoktur, yoldaşlar.

Ortak paydası Amerikancılık olan Meclisteki 4’lü çetenin temsilcileri hepsi birden ABD ve AB Emperyalistlerine bize de görev ver diye adeta yalvarmaktadır.

Kaçak Saraylı; “Biz BOP’un eşbaşkanıyız. Suriye’de YPG ile değil bizle hareket et”, diyor.

MHP ise zaten, Kontrgerilla tarafından kurulmuş, her an kullanılmaya hazır. En son Referandumda gördüğümüz üzere AKP’nin yedek lastiğidir.

“GANDİ” Kemal bir kaset operasyonuyla CHP’nin başına getirildiğinde ne diyordu Efendilerine;

“Biz Beşşar Esad yönetimine AKP’den daha karşıyız onun gitmesini daha çok istemekteyiz.”

Tabiî efendilerine yaranmak için durup dinlenmeden çalışması gerekiyordu Soroscu Kemal’in.

30 Ekim 2012’de yaptığı bir konuşmada; “Esad’ın Suriyede kendi halkına yaptığı ile RTE’nin Türkiye’de halkına yaptığı zülüm arasında ne fark var? Aslında Tayyip Erdoğan’ın adının başına Esad’ı da ekleyip Esad Tayyip Erdoğan demek lazım” diyor ve sinsice Esad’a saldırmaya devam ediyor.

Eylül 2010’da Almanya’ya yaptığı gezi sırasında bir Alman gazeteci Kemal Kılıçdaroğlu’na sordu:

“Laikliğin tehdit altında olduğunu düşünüyor musunuz?”

Kılıçdaroğlu bu soruya şu yanıtı verdi:

“Hayır. Bugün için Türkiye’de laiklik tehlikededir diyemem, böyle bir tehlike görmüyoruz”

Aynı günün öğle yemeğinde buluştuğu Türk gazetecilerden biri aynı soruyu bir kez daha sorunca, Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyler:

“Gerçekten böyle bir tehlike görmüyorum. Aksini söylersem bunun altını doldurmak lazım, askıda kalır, gerekçelendiremem.”

22.04.2011 Cuma akşamı Kemal Kılıçdaroğlu’na, Habertürk televizyonunda katıldığı “Türkiye’nin Nabzı” programında şu soru soruldu:

“Türkiye’de irtica tehdidi var mı?”

Kılıçdaroğlu, anında, kendinden emin tok sesle, “Hayır” cevabını verdi.

Yine bir konuşmasında, “CHP 1930’ların CHP’si değildir” diyerek artık M.Kemal’in ve 1. Kuvvayimilliyenin partisi olmadığını, değiştiğini söylüyordu.

Kürt hareketinin temsilcisi HDP ise Amerika’nın Ortadoğu’daki 2. Müslüman İsrail devletinin temsilcisi olmak istiyor.

İşte daha yakın süreçte ABD, 3000 TIR dolusu silahı, ağır silahlar da dâhil olmak üzere, PKK’nin Suriye’deki uzantısı YPG’ye gönderdi. (Hem de tek kuruş almadan…)

İşte 18.05.2017 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberde, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’nin Rojava Bölgesi’ndeki ilişkilerinin devam edeceğini belirterek, “Şu ana kadar yoğunlukla askeri boyutta olan ilişkiler, artık diplomatik ve siyasi boyuta geçmeye başladı” dedi.

İşte yoldaşlar, bunlara daha çok örnekler verilebilir.

Ama asıl olan; Biz Proletarya Sosyalistlerinin, biz Kıvılcımlı’nın Düşünce Oğulları-Düşünce Kızlarının, biz Kurtuluş Partililerin, vazgeçilemez, ertelenemez, kotarılması mutlak bir zorunluluk, bir hayat-memat meselesi olan görevlerimizin üstesinden gelmeliyiz.

Nedir Görevimiz Yoldaşlar?

Daha çok Örgütlenme! Daha çok Örgütlenme! Daha çok Devrimcilik!

Ülkemizde Devrim yapmakla görevli parti olarak, başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere tüm emekçileri, gençliğimizi, kadınlarımızı örgütleyerek; Kürdüyle-Türküyle tüm emekçi insanlarımızı sömürünün, yalanın, yoksulluğun, yolsuzluğun, zorbalığın olmadığı, eşit kardeşlerden oluşan Sosyalist bir aileye kavuşturmak… Tarihin omuzlarımıza yüklediği Demokratik Halk Devrimini başarmak!

Bunu başaracağımıza inancımız tamdır…

İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı kazanacak, Demokratik Halk Devrimini başarıya ulaştıracak; Sosyalizmin bayrağını ülkemizin burçlarında dalgalandıracağız

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Yaşasın Halkın Kurtuluş Partisi!

***

 

Doğan Yoldaş: Yoldaşlar öncelikle hepinizi Devrimci Yapı-İş Sendikası’nın önderi, Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın öğrencisi İsmet Demir Ağabeyimizi, Yoldaş’ımızı anmak için bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

(Saygı duruşu)

Yoldaşlar açıklamayı yapmak üzere Nakliyat-İş’ten Yoldaş’ımız Erdal Kopal’a sözü bırakıyorum.

Erdal Kopal Yoldaş:                 

Değerli yoldaşlar, Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın bedence aramızdan ayrılışının 46’ncı yıldönümünde mezarı başındayız.

Yine aynı şekilde Türkiye İşçi Sınıfına önderlik yapmış, Usta’mızın yiğit, fedakâr, cefakâr öğrencisi İsmet Demir ağabeyimizi anmak için mezarı başındayız.

İsmet Ağabeyimiz, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde bir işçi çocuğu olarak doğdu. Yaşamı boyunca hep işçilik yaptı.

Yapı-İş kolunda inşaatlarda, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çalıştı. Emek verdi. Gece gündüz oradaki haksızlıklara, adaletsizliklere, sömürüye ve zulme karşı mücadele etmeye çalıştı.

Usta’mızla tanıştıktan sonra İşçi Sınıfı içerisinde “Yapı İşçileri Sendikası”nı kurarak örgütlenme mücadelesine başladı.

Yapı İşçileri Sendikası olarak, Ankara’da 5 bin işsiz işçiyle birlikte Meclise yürüyerek, yalın ayak yürüyerek; İşçilerin “Yalın Ayak İsmet” Ağabeyisi olmuş, önderlik yapmıştır.

Devamında İskenderun Demir Çelik Fabrikası’ndan Ereğli Demir Çelik Fabrikaları’nın yapımına, İzmir Aliağa Petrol rafinerisinden, boru hattından İzmit TÜPRAŞ rafinerisine, Ambarlı rafinerisinde ve Türkiye’de çeşitli işyerinde uluslararası tekellere, Amerikan, İtalyan, Fransız tekellerine, uluslararası şirketlerine karşı tüm baskılara, gözaltılara ve işkencelere rağmen yılmadan, bıkmadan kararlı bir şekilde, orada sendikal örgütlenmeyi, işçilerin ekonomik ve demokratik örgütlenmesini gerçekleştirmeye çalışmıştır.

Önemli grevler örgütlemiş ve zaferle sonuçlandırmıştır. Direnişler örgütlemiş ve o direnişleri zaferle sonuçlandırmıştır.

Yine aynı şekilde Yapı-İş Sendikası’nın İstanbul Çağaloğlu’ndaki yerinde, üst katında, bir yatak bir döşek, ayağında postalıyla, üzerinde parkasıyla yaşamını profesyonel bir devrimci olarak devam ettirme kararlılığı, fedakârlığı ve çabasıyla hiç sekmeden, geri durmadan ve bıkmadan Usta’sına layık bir öğrenci olarak Devrimci Sınıf Sendikacılığı anlayışını, bulunduğu her alanda dövüştürmeye çalışmıştır.

Bu da yetmemiş Dev-Genç’li öğrencileri, devrimci gençliği yine sendikada işçilerle buluşturarak, kaynaştırarak İşçi-Gençlik mücadelesini birlikte yürütmeye çalışmıştır.  Örnek bir mücadeleyi ortaya koymuştur.

Deniz Gezmiş Yoldaşların kurduğu Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)’e yer vermiştir, sendikanın bir odasını vermiştir. DÖB orada faaliyet yürütmüştür.

İsmet Demir Yoldaş’ımızla beraber anacağımız bir diğer Yoldaş’ımız, 1970’de yine Yapı İşçileri Sendikası’nın Genel Başkanlığını yapmış ve Usta’mızın öğrencilerinden, yılmaz neferlerinden, cesaret ve yiğitliği sonucu, patron çakallarıyla, kiralık katilleriyle katledilen Necmettin Giritlioğlu Yoldaş’ımızdır.

O da yaşamını Usta’mızın bir öğrencisi olarak İşçi Sınıfı içerisinde mücadeleye adamış ve sermaye sahiplerinin, Parababalarının kiralık katilleri tarafından mücadele alanında, grev alanında katledilmiştir.

Onların bizlere bıraktığı mirası biz Kurtuluş Partililer, Kurtuluş Partili İşçiler ve İşçi Sınıfı içerisindeki öncüler olarak devam ettirmeye çalışıyoruz.

İşte tarihimizde Aras Kargo işgalleriyle, Grev ve Direnişleriyle devam eden, Türkiye’nin en büyük Parababası olan Koç Holding’in; “yer gök bir araya gelse buraya DİSK Nakliyat-İş Sendikası giremez”, dediği yerde (Arçelik’te), oraya girmiş ve 7 aylık bir Direniş sonucunda mücadeleyle toplusözleşme imzalanmış ve örgütlenmiştir.

Yine dünyanın en büyük Parababası olan ve ABD Emperyalizminin simgesi olan Coca-Cola’ya karşı İşgalle, Direnişle mücadele etmiş ve destansı bir mücadeleyle zaferle sonuçlandırmıştır.

Nakliyat-İş’li, Kurtuluş Partili Yoldaşlarımızın, Kurtuluş Partili İşçilerin önderlik yaptığı her Grev, her Direniş her İşgal, İşçi Sınıfı Tarihine altın harflerle yazılmıştır.

Metal işkolunda, Petrokimya işkolunda, Tekstil işkolunda yani bulundukları her alanda mücadeleyi inançlı ve kararlı bir şekilde Usta’mıza ve Usta’mızın öğrencilerine, Partimizin Önderlerine layık bir şekilde yapmaya devam etmektedir.

Bugün ne yazık ki Real İşçilerinin de içinde bulunduğu mücadelede yaşanıldığı gibi Sarı Sendikalar cehennemini, gittikçe daha da fazla uçurumun kenarına savrulan, Parababaları cephesine savrulan ve işçiyi satmakta artık yüzsüzlük, çürümüşlük ve yozlaşmışlığı ayyuka açığa çıkan sendikaların ihanetlerinin daha da fazla arttığı bir dönemden geçiyoruz.

Bugün Nakliyar-İş Sendikası’nda olan Kurtuluş Partili Önderlerimizin de mücadele anlayışıyla birlikte, Sarı Sendikalar Avrupa’larda sözümona dayanışma için uluslararası dayanışmaya giderken, Nakliyat-İş’in Genel Başkanı, Suriye’de emperyalist savaşın devam ettiği, hiçbir Sarı Sendikacının gitmeyi göze alamadığı yerde, Suriye’de savaş ortasında Suriye İşçi Sınıfı’yla, Suriye Halkıyla dayanışmaya gitmektedir. Suriye’nin yiğit, antiemperyalist önderi Başkan Beşşar Esad’la görüşmektedir.

Yine aynı şekilde Filistin’e, İsrail Siyonistlerinin barikatlarını aşarak, sokaklarından geçerek Filistin Halkıyla dayanışma için gitmiştir. O devrimci inancıyla, emperyalizmin; İşçi Sınıfını, dünya emekçi halklarımızı sömürmesine, katliamına, kanlara ve gözyaşlarına boğmasına rağmen mücadeleyi, enternasyonal dayanışmayı Filistin’e de taşımış, oradaki emekçi halklarla, İşçi Sınıfıyla dayanışmaya gitmiştir.

Yine bugün Hindistan’da, dünyanın çeşitli yerlerinde sömürge ve yarısömürge ülkelerde uluslararası dayanışmayı da devam ettiriyoruz. Onun da mücadelesini, Türkiye’de ne yazık ki tek başımıza bizim verdiğimiz, önderlik yaptığımız bir mücadeleyi yürütüyoruz.

İşte Real İşçileri bugün Nakliyat-İş önderliğinde, Kurtuluş Partililerin önderliğinde sarı sendikalara büyük bir ders vermektedir.

Çünkü Sarı Sendikalara karşı, her ne kadar bunlara karşı yalnızlaştığımızı zaman zaman ifade etsek de, Nakliyat-İş; İşçi Sınıfıyla, yığınlarla, kitlelerle buluşarak, onlara gerçek bir önderlik yaparak, devrimci bir önderlikle buluşturarak onları yalnızlaştıracak.

Onları  on binlerce lira maaş aldıkları sınıftan, tabandan, kitleden koptukları, çürüyüp yozlaştıkları için, bu sarı-gangster anlayışları mahkûm etmeye, bunlara karşı mücadele etmeye, teşhir etmeye ve Devrimci Sınıf Sendikacılığını gerçek anlamda hayata geçirmeye devam edeceğiz.

Real İşçilerinin onurlu bir şekilde sarı sendikal anlayışlara karşı verdiği mücadeleye ve uluslararası bir şirket olan Metro, Real ve Beğendik patronlarına, Parababalarına karşı açtıkları bu mücadele bayrağını Kurtuluş Partili İşçiler olarak zaferle sonuçlandıracağımıza burada, Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın mezarı başında ve İsmet Demir ağabeyimizin mezarı başında bir kez daha söz veriyoruz.

Devrimci Sınıf Sendikacılığı anlayışını gerçek anlamda hayata geçiren Kurtuluş Partililer olarak, sarı sendikacılara korku salmaya ve İşçi Sınıfına önderlik yapmaya, dostlarımıza daha fazla cesaret vermeye devam edeceğiz.

Çünkü biz haklıyız!

Onların korkusu olmaya, teşhir etmeye ve Parababalarının dikensiz gül bahçesi gibi gördükleri ülkemizi onlara dar etmeye, yine İşçi Sınıfına bir zafer daha armağan etmeye söz veriyoruz!

İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız!

Yaşasın Devrimci Sınıf Sendikacılığı anlayışımız!

Yaşasın Nakliyat-İş!

Yaşasın Kurtuluş Partisi, diyorum.

Teşekkür ediyorum…

(Sloganlar…)

Doğan Yoldaş: Yoldaşlar, şimdi sözü ekmeği ve onuru için direnen Real İşçilerinden İdris Polat Arkadaşa bırakıyorum.

Real İşçisi İdris Polat:

Ben burada Real İşçileri adına, Türkiye Devrim Önderi Hikmet Kıvılcımlı ve Yoldaşlarını saygıyla selamlıyorum.

Onların mücadelesi İşçisi Sınıfına, emekçilere umut olmuştur, umut olmaya da devam ediyor.

Aynı zamanda sendikal faaliyetlerinde hayatını kaybeden tüm devrim şehitlerini de burada saygıyla selamlıyoruz.

Aynı zamanda İşçi Sınıfının Önderi İsmet Demir’i de burada Real İşçileri adına ve emekçileri adına saygıyla anıyoruz.

Onların mücadelesi bizim de mücadelemizdir. Biz kendi mücadelemizi, onların bize ışık tuttuğu, önderlik yaptığı mücadelelerden, bilgi ve birikimlerinden cesaret alarak yürütüyoruz.

Real İşçileri, 1700 işçi. Real Hipermarketler, Alman bir sermayeye bağlı, Metro Markete bağlı bir işyeriydi. Daha sonra bu, Türk şirketi olan Beğendik’e, Kayseri Merkezli olan bir şirkete satıldı. O şirket tarafından da hileli bir şekilde, bir buçuk iki yıl içerisinde batırıldı. Kendi diğer şirketlerini, parasını hortumlayıp kurtardı.

Biz burada, Real İşçileri olarak 1700 kişi alanda değiliz, fakat 1700 kişinin sesiyiz burada.

Bizler diyoruz ki; bir şekilde işçilerin parasını gasp eden Real ve Metro’dan hesap soracağız. Sonuna kadar da hesap sorup alacaklarımızı da alacağız.

Onun için bu mücadelede bizlere önderlik yapan, bizi maddi manevi destekleyen Nakliyat-İş’e teşekkür ederiz ve Halkın Kurtuluş Partisi’ne ve aynı şekilde onların emekçilerine.

Onların bize yaptığı destekten onur duyarız, şeref duyarız. Kendilerine de burada teşekkür ederiz. Emeklerini saygıyla selamlıyoruz Real işçileri adına.

Bundan sonra da bu mücadelemiz siz gibi değerli dostlarımızla beraber devam edecektir. Real İşçileri bu mücadeleyi kazanacak! Kazanacağımıza inanıyoruz!

Herkesi saygıyla selamlıyorum. Buradaki insanları rahmetle anıyoruz. Hikmet Kıvılcımlı Yoldaş’ı ve İsmet Demir Yoldaş’ı ve bütün emekçileri, sessiz sedasız Türkiye’nin her tarafında mücadele eden, Türkiye’nin kuruluşundan bugüne kadar mücadele eden bütün emekçileri, isimsiz kahramanları saygıyla anıyoruz.

Herkese teşekkür ederim.

 

(Sloganlar…)

Doğan Yoldaş: Yoldaşlar, biz de Kurtuluş Partililer olarak, Real İşçilerinin mücadelesi zafer kazanana kadar yanlarında olacağımızı tekrardan bildirmek istiyoruz.

Usta’mızın dediği gibi yoldaşlar; Ya İkinci Kurtuluş Savaşı ya da en soysuzca köleleşmenin mezar taşı!

Biz Kurtuluş Partililer bu ülkede; Antiemperyalist, Antifeodalist, Antişovenist bir cephe kurup, Türk ve Kürt Halk Cumhuriyeti’ni zafere ulaştıracağız ve Sosyalizm bayrağını ülkemizin en ücra köşelerinde dalgalandıracağız! Buna inancımız tamdır.

Katıldığınız için, desteğiniz için hepinize teşekkür ederim…