Toplum Ortaçağ karanlıklarına sürüklendikçe Kadına ve çocuğa yönelik cinayetler, taciz ve tecavüzler artıyor, artar da

26.08.2019
167
A+
A-
Toplum Ortaçağ karanlıklarına sürüklendikçe  Kadına ve çocuğa yönelik cinayetler, taciz ve tecavüzler artıyor, artar da

Son bir hafta içinde dört kadın canice eşleri, eski eşleri ya da babaları tarafından katledildi, bildiğimiz gibi.

En çok yansı uyandıran, Kırıkkale’de Emine Bulut’un boğazı kesilerek canavarca bir ruhiyata sahip eski eşi tarafından, 10 yaşındaki kız çocuğunun önünde katledilmesi oldu.

Ardından Samsun’da bir erkek eski eşi ve çocuğunu vurarak katletti.

6 gün önce de, Ağrı’nın Patnos ilçesinde bir kadın, kimliği henüz tespit edilemeyen biri tarafından vurularak katledildi.

Bilindiği gibi, arkadaşlar; bu kadın cinayetleri dur durak bilmiyor.

Üç beş yıl önce bir istatistik yayınlanmıştı, AKP iktidarı süresince kadın cinayetlerinin yüzde 1400 oranında artış gösterdiğini ortaya koyan.

Evet, bizce de bu istatistik doğru bir tespitte bulunuyor.

Ülke dincileştikçe, Ortaçağ karanlığına doğru bayır aşağı yuvarlandıkça, aynı oranda kadın cinayetleri de, kadına ve çocuğa yönelik, kız erkek ayrımı yapmayan taciz ve tecavüzler de artmaktadır.

Buna karşın, nüfusun çoğunluğunun ateist olduğu Hollanda’da kadın cinayetine rastlanmamaktadır. Kuzey Avrupa ülkelerinde de yok denecek kadar azdır kadın katliamları.

Bunun sebebi nedir?

Batı toplumları, burjuva devrimlerini 15’le 19’uncu Yüzyıl arasında yapıp kesin sonuçlara ulaşmışlardır. Yani burjuva ekonomik düzenini yani kapitalist ekonomiye dayanan toplum biçimini bütünüyle egemen kılmışlar, Antika yani Ortaçağ kalıntısı sınıf ve tabakaları kazıyarak onların ekonomik hayattaki varlıklarına son vermişlerdir.

Kapitalizm, kadını da işgücünü satarak üretime katılan, böylece de artıdeğer yaratan özgür birey haline getirmiştir. Kapitalist ekonominin doğası bunu emretmektedir zaten.

Bunun üzerinde yükselen kültür, ahlâk, sanat, din, felsefe ve kadın erkek ilişkilerini belirleyen kural ve adetler de bütünüyle altyapıyı oluşturan kapitalist ekonomik sistemle uyum içindedir.

Yani burjuva toplumu kadın erkek ilişkilerinin ya da aile ilişkilerinin üzerindeki kutsal peçeyi kaldırıp atmış ve bu ilişkileri salt çıkar ilişkilerine indirgemiştir, Komünist Manifesto’da belirtildiği gibi.

İşte bu kurallar, anlayış, kültür ve dünya görüşü çerçevesinde sürmektedir Batının burjuva toplumlarında kadın erkek ilişkileri. Bu sebeple de kadına yönelik katliamlar, tecavüzler pek görülmemektedir oralarda.

Oysa bizim gibi burjuva devrimini 20’nci Yüzyıl’da yani kapitalizmin dünya çapında devrimci barutunu tükettiği emperyalizm çağında yapan Doğu Toplumları, devrimlerini hep yarım bırakmışlardır.

Yani Antika Tefeci-Bezirgân Sınıfların egemen olmamakla birlikte toplumda tüm dişleri ve tırnaklarıyla kanlı canlı biçimde varlığını sürdürmesine göz yummuşlardır, hatta bunun da ötesinde onunla ittifaka girmişlerdir.

Demek ki ekonomide ve iktidarda belirleyici olan Finans-Kapital Zümresi, onun yedek gücü ise Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıdır bizim gibi ülkelerde.

İşte bu sınıf ilişki ve çelişkileri de üst yapıya aynen yansıyarak oradaki aile, ahlak, kültür, din, felsefe, sanat ve politika ilişkilerini belirlemektedir kesince.

İşte bu sebeple de kadın, bizde ve bizim gibi toplumlarda işgücünü dilediğince satan ve kapitaliste artıdeğer yaratan özgür birey olamamıştır tam olarak. Kapitalizm öncesi toplumlarda olduğu gibi kadın, erkeğin malı durumundadır bir anlamda. Dolayısıyla da erkeğe tabi olmalıdır, erkeğin emrinden çıkmamalıdır, eğer çıkar ise o zaman büyük suç işlemiş sayılır, şiddete uğrar ve hatta öldürülür…

Kutsal kitapların; her birini sorgulayan-aydınlık düşünen bir akılla incelediğimiz zaman, bunların çelişkiler tekrarlar ve Sümer, Asur, Babil, Hitit, Mısır mitolojileriyle dolu, insan yapımı olduğunu, ortaya çıktıkları çağın sınıf ilişki ve çelişkilerini, sosyal düzenlerini, kültürlerini, dünya görüşlerini, ahlâklarını, sanatlarını ve tabiî bunlarla birlikte aile ilişkilerini de yansıttıklarını açıkça görürüz.

Prof. Dr. Ziya Kazıcı’nın “Hz. Muhammed’in Aile Hayatı ve Eşleri” adlı kitabından kısa birkaç bölüm aktaralım.

Hz. Muhammed’in üçüncü eşi Hz. Aişe’yi anlatırken bir yerde şöyle der İlahiyatçı Ziya Kazıcı:

“Sonuç olarak onun, Hz. Hatice’nin vefatından sonra ve hicretten üç sene önce Resulullah ile evlendiğini, o zaman altı yaşında bulunduğunu, nikâhlarının bi’set’in onuncu senesi Şevval ayında kıyıldığını, zifaflarının da Medine’de yine Şevval ayında Hz. Aişe dokuz yaşında iken hicretin ilk yılında olduğunu söyleyebiliriz.

“Hz. Aişe, Resulullah ile çok küçük yaşta nikâhlandı. Bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber’in Aişe ile evlenmesi vahiy neticesinde olmuştur. Nitekim İbn İshak ve Buhari’de bulunan bir rivayete göre Hz. Peygamber’e iki defa rüyasında Aişe gösterilmiş ve “Bu senin hanımındır” denilmiştir. Hz. Peygamber’in kendisi ile evlendiği yegâne bakire olan Hz. Aişe bununla iftihar ederek;

“Ya Resulullah! Bir vadiye insen ve orada ağaçlar görsen, bu ağaçların bir kısmında develet yayılıp otlamış olsalar, bir kısmında da hiçbir şey olmazsa sen deveni hangi ağaca götürürsün? Resulullah, elbette otlatılmamış olana götürürüm demiştir. Bununla o, Hz. Peygamber’in kendisinden başka bir bakire ile evlenmediğini söylemek istemiştir.” (age, s. 144)

Hz. Muhammed, Aişe’yle 9 yaşında zifaf yapar ve 9 yıl evli kalır. Hz. Muhammed 63 yaşında vefat ettiğinde Hz. Aişe 18 yaşındadır.

Nedir, Hz. Muhammed’in bu yaptığı?

Sünnet, değil mi?

Yani en değerli yaşama biçimine ilişkin örnek uygulama.

Şimdi siz buna inandığınız anda “çocuk gelin”lerden şikâyet etme hakkınız otomatikman ortadan kalkar. O zaman ne Muhammed Mursi’ye dokuz yaşında evliliği yasallaştırdı diye kızma hakkınız kalır, ne de Alpaslan Kuytul’a.

Ziya Kazıcı, Hz. Muhammed’in on iki eşinin özelliklerini ve yaşayışlarını, Hz. Muhammed’le ilişkilerini anlatır bu kitabında.

Hz. Muhammed’in yedinci eşi Hz. Zeyneb binti Cahş’tır. Hz. Zeyneb, Hz. Muhammed’in halasının kızıdır. Yani her ikisinin de dedesi Abdülmuttalip’tir.

Bilindiği gibi, Zeyneb Hz. Muhammed’in evlatlığı Zeyd’le evlendirilmiştir, bizzat hz. Muhammed tarafından. Sonrasındaysa Zeyd onu boşamış, Hz. Muhammed almıştır, Zeyneb’i. Bu, zamanın Arap töresine aykırıdır: Evlatlığı da olsa bir insanın geliniyle evlenmesi, Müslümanlar arasında bile infiale benzer bir tepkiye neden olur.

Hz. Muhammed bu tepkiyi, Ahzab Suresi’nin 37’nci Ayetiyle bastırır. Şöyle denir o ayette:

“Allah’ın açığa çıkarıcı olduğu her şeyi kalbinde gizliyordun. Ve halktan korkuyordun. Hâlbuki korkulmaya en ziyade layık olan Allah’tır. Zed, o kadından alakasını kesince biz onu sana zevce yaptık ki, müminlere evlatlıklarının kendilerinden alakalarını kestikleri (boşadıkları) zevcelerini almakta bir müşkilat olmasın. Allah’ın emri yerine gelecektir.”

Görüldüğü gibi, Hz. Muhammed’le evlatlığının eşi Zeyneb’i nikâhlayan, bu ayete göre Allah’tır…

Arada elçilik yapan da Cebrail’dir…

Son derece alımlı ve güzel bir kadın olduğu anlatılan Hz. Aişe, Hz. Muhammed’e şöyle demekten kendini alamaz, Ahzab Suresi’nin bu ayetini kast ederek:

“Yâ Rasülallah! Vallahi bana öyle geliyor ki, Rabb’in (kadınların değil) ancak senin arzunu/rızanı, hoşnutluğunu tahakkuk ettirmek için böyle çabuk davranıyor.” (Buharî, Nikâh, 29; Müslim, Reda’ 49)

Burada görüldüğü gibi, Aişe aslında ayetlerin Allah kelamı olduğuna inanmıyor… Açıkça eleştiriyor ve karşı çıkıyor o ayetlerin emrettiklerine.

Yine Ahzap Suresi’nin 50’nci ve 51’inci ayetlerini de aktaralım:

“Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verip de elinin sahip olduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını, kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadını -ki sonuncusu diğer müminlere değil, zatına mahsustur- sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip oldukları kadınları hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. Sana mahsus olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir.” (Ahzap Suresi, 50’nci Ayet, Diyanet İşleri Meali)

“Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın. Uzaklaştırdıklarından birini tekrar istemende senin için bir sakınca yoktur. Bu hüküm onların mutlu olmaları, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdiğine razı olmaları için en uygun olanıdır. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir.” (Ahzap Suresi 51’inci Ayet, Diyanet İşleri Meali)

Burada da görüldüğü gibi, Hz. Muhammed’e eş olarak sayısız cariye, kendini hibe etmek isteyen Müslüman kadın ve bir yığın da eş dost, hısım akraba kızı, kadını helal kılınıyor.

Çocuk denecek yaştaki kızların babalarından daha büyük erkeklerle evlenmeleri de o günün Arap gelenekleri arasındadır. Mesela Hz. Ali’nin çocuk yaştaki kızı Ümmügülsüm’ü de babasından yaşça daha büyük olan Hz. Ömer nikâhlayıp alıyor eş olarak. Tabiî kaçıncı eşi olarak…

Hz. Muhammed’in sekizinci eşi, üzerine sefer yapıp yendiği Ben-i Müstalık Kabilesi’nin Reisi olan Haris’in kızıdır. Savaş ganimeti olarak esas adı Berre olan ve sonradan Hz. Muhammed tarafından Cüveyriye olarak değiştirilen kadın da vardır esirler, dolayısıyla da köleler arasında.

Cüveyriye de çok güzel bir kadındır, anlatıldığına göre. Bu kadınla Hz. Muhammed’in nasıl evlendiğine ilişkin Ziya Kazıcı, adı geçen kitabında şunları anlatır:

“Resulullah Cüveyriye’ye bakınca onun güzelliğini gördü. Bu bakış caizdi, çünkü Cüveyriye o esnada hür değil köleydi. Kölelere bakmak ise caizdir. Cüveyriye o esnada hür olsaydı ona bakmazdı. Ayrıca onunla evlenmek istediği için de bakmak caizdir.” (age, s. 361)

Özetçe; Hz. Muhammed bedelini öder, Cüveyriye’yi özgürleştirir ve onunla evlenir…

Hz. Muhammed’in Hayber’in fethiyle sonuçlanan seferinde, Hayber Kalelerinin tümü fethedilir, 90 kişi öldürülür, Müslümanlar da 15 kayıp verirler. Pek çok da kadın ve erkekten oluşan esir alınır. Bu esirler arasında, Hayber Yahudi Reislerinden birinin kızı olan Safiyye de vardır.

Yeni evlenmiştir, 17 yaşındadır. Fakat savaşta kendisini pek çok seven babası, kardeşi ve eşi öldürülür.

Hz. Muhammed, kendine gösterilen bu cariyeyi hemen beğenir ve yeni bir eş olarak alır. O anda kendisi 60, Safiyye ise 17 yaşındadır.

Dönüş yolunda Hayber’den biraz uzaklaşır uzaklaşmaz onunla gerdeğe girmek ister. Ama harbin ve tüm ailesinin katledilmiş cesetlerinin yanından geçerken kapıldığı dehşetin etkisiyle, doğal olarak, hemen ilişkiye girmeyi reddeder.

Hayatta kalmak ve kölelikten kurtulmak için Hz. Muhammed’in teklifini mecburen kabul eder…

Safiyye’nin gerdek teklifini reddedişi karşısında sesini çıkarmaz, Hz. Muhammed. Ama bir müddet daha gittikten sonra, teklifini tekrarlar ve kabul ettirir. Yani Hayber’le Medine arasındaki üç günlük yol müddetince bile sabredemez. Hemen Safiyye’yle gerdeğe girmek ister.

Konuya ilişkin İslam Tarihçileri, bütün allayıp pullamalarına rağmen, olayı süsleyip meşrulaştırmaya çalışmalarına rağmen, Safiyye açısından yaşanan trajediyi ortaya semrekten kurtulamazlar.

Yine İlahiyat Profesörü Ziya Kazıcı’nın anılan kitabından konuya ilişkin birkaç paragraf aktaralım:

“(…) Enes diyor ki, biz, Hayber’i zorla yani harp yapmak suretiyle ele geçirdik. Derken Dihye gelip:

“Ey Allah’ın eliçisi, bana esirlerden bir cariye ver” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “git bir cariye al” dedi. Dihye, Safiyye binti Huyey’i aldı. Bir adam Hz. Peygamber’e gelerek:

“Ey Allah’ın eliçisi! Dihye’ye Beni Kureyza ile Beni Nadir’in hanımefendisi olan Saffiye binti Huyey’i mi verdin? Halbuki o senden başkasına münasib olmaz” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

“Onları çağırın” buyurdu. Biraz sonra Dihye, Safiyye’yi getirdi. Hz. Peygamber ona baktı ve Dihye’ye:

“Esirlerden başka bir cariye al” dedi.

“Enes diyor ki, Peygamber, Safiyye’yi azad etti ve onunla evlendi. Sâbit, Enes’e hitaben:

“Ya Eba Hamza, Peygamber, Safiyye’ye mehir olarak ne verdi?” diye sordu. Bu soruya cevaben Enes:

“Safiyye’nin nefsini, onu azad etti ve onunla evlendi” dedi.” (age, s. 288-289)

“Müslim’de bulunan başka bir rivayete (Nikâh, 14) göre, Hz. Safiyye, Dihye’nin hissesine düşmüştü. Hz. Peygamber, onu, beş kişi, İbn Mâce (ticaret, 57)’ye göre yedi kişi karşılığında satın almıştı. Sonra onu çekip çevirmek ve evliliğe hazırlamak üzere Ümmü Süleym’e teslim etmişti.” (age, s. 291)

“Ümmü Süleym, onu taramış, süslemiş ve kokulamıştı. Bu haliyle Hz. Safiyye güzel bir gelin olmuştu. Gözleri kamaştırıyordu. Hatta bu sebeple Ümmü Sinan el-Eslemiyye, kadınlar arasında ondan daha göz kamaştıran birinin olmadığını söyleyecektir.” (age, s. 292)

“(…) Bunun üzerine Ümmü Süleym ile diğer hanımlar, Hz. Safiyye’yi hazırladılar. Fakat anlatıldığına göre yanlarında iyi bir çadır olacak fazla malzeme bulunmadığından basit şeylerle iki ağaç arasında onu Resulullah’a takdim etmişlerdi. Hz. Peygamber, geceyi onunla birlikte geçirdi.” (age, s. 287)

Esas adı Ebu Eyyub Halid bin Zeyd olan ve bizde genellikle Eyyüb el- Ensari ya da Eyüp Sultan adıyla bilinen, mezarı orada olduğu için İstanbul Eyüp Semtine adını veren sahabe de, elinde kılıç sabaha kadar o çadıra benzetilen yerin yanında hiç uyumadan nöbet tutuyor.

Ziya Kazıcı’nın konuya ilişkin anlatımı şöyledir:

“(…) Bu, Ensar’dan biri olan Ebu Eyyub Halid b. Zeyd idi. Resulullah’ın, Hz. Safiyye ile gerdeğe girdiği çadırın etrafında bütün bir gece uyumayarak elinde kılıcı ile nöbet tutmuştu. Durumdan haberdar olmayan Hz. Peygamber, sabahleyin Ebu Eyyub Halid b. Zeyd’i bu şekilde görünce ona ne yaptığını sormuş o da:

“Ey Allah’ın elçisi, bu kadın sebebiyle senin için korktum. Sen onun babasını, kardeşini, kocasını ve kavmini öldürdün. O, küfür dönemine henüz çok yakındır. Daha yeni Müslüman olmuştur. Ondan sana bir kötülük gelmesinden korktum” dedi. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd’in bu sözlerini duyan Hz. Peygamber, güler ve Ebu Eyyub’a dua eder.” (age, s. 293)

Şimdi İslam Tarihine ilişkin olarak bunlar anlatılınca durup dinlenmeden; ona içtenlikle inananlar da oradaki uygulamaları yani yaşam tarızını, kadın-erkek ilişkilerini benimserler. Dolayısıyla da kadınların kesinlikle erkeklere tabi olması, erkeklerin sözünden çıkmaması sonucunu çıkarırlar buradan.

Kaçak Saraylı Reis de ne diyordu?

“Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir.” (https://t24.com.tr/haber/dunya-medyasi-erdoganin-kadin-ve-erkek-esit-degildir-sozlerini-nasil-yorumladi,278264)

İşte çocuk yaşından itibaren yani aklı erdiği andan itibaren bu anlayış, bu inanış, bu dünya görüşü benimsetilen erkekler de büyüyüp ellerine güç geçtiği anda kadınların kendilerine kesinkes tabi olmalarını isteyeceklerdir.

Orada bir anlaşmazlık ya da başkaldırıyla karşılaştıkları anda da Emine Bulut’un cellatının söylediği gibi kendilerini kaybedip anında kadını boğazlayacaklardır. Ya da onu yapmaya çalışacaklardır, onu akıllarından geçireceklerdir, onun heveskârlığı içinde olacaklardır.

İşte kadınlarımızın, çocuklarımızın trajedisi bu ekonomik, sosyal sınıf temelinden kaynaklanmaktadır. Altyapıdaki bu sınıfların varlığını ortadan kaldırmadan, acıdır ki, bu katliamların önüne geçmek, onları sonlandırmak mümkün görülmemektedir.

Yani çözüm ve kurtuluş, bu sınıfların ekonomideki varlığına son veren, tekrarlarsak, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıyla modern Finans-Kapitalistler İttifakının hüküm sürdüğü bu yapıyı, toplumun ekonomik temelinden söküp atmadan, bu felaketler son bulmaz.

Öyleyse kurtuluş, bunların ekonomideki, siyasetteki, kültürdeki, dindeki, felsefedeki, ahlâktaki varlıklarını, anlayışlarını ortadan kaldırmaktır.

Devrimci Demokratik Halk İktidarıyla kesince mümkün olabilecektir bu kurtuluş, düzlüğe çıkış.

İşte bu sebepten biz diyoruz ki; Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

26 Ağustos 2019

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı