Halkın Kurtuluş Partisi’nin haksız ve kanunsuz bir şekilde Seçimlere sokulmamasına karşı hukuk mücadelesi devam ediyor

27.04.2018
242
A+
A-

Halkın Kurtuluş Partisi’nin haksız ve kanunsuz bir şekilde Seçimlere sokulmamasına karşı hukuk mücadelesi devam ediyor:

Kurtuluş Partili Hukukçular bugün de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu Savcısı ve YSK üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu

Halkın Kurtuluş Partisi, Seçimlere katılma yeterliliğini yıllar öncesinden elde etmiş ve 2015 Seçimlerinden sonra örgütlendiği İl ve İlçe sayısını da 58’e çıkartmıştır.

Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu Savcısı ve onun yönlendirmesi ile hareket eden Yüksek Seçim Kurulu, hiç hakkı ve yetkisi olmadan yasakoyucu gibi davranmak suretiyle yasada aranmayan yeni kurallar yaratarak ve de varolan yargı kararlarını uygulamayarak suç işlemekte, yasaları çiğnemekte, görevi kötüye kullanmaktadırlar.

Bu duruma karşı Kurtuluş Partili Hukukçular, AKP’giller’in hâkim ve savcılarını, hiç değilse kendi kanunlarını uygulamaları doğrultusunda aylardır çabalamaktalar.

Bu çabaların son adımı da kanunlar ve Anayasa dışına düşmüş bu hâkim ve savcılar hakkında 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak suçunu işledikleri için TCK 257. Maddesi uyarınca Genel Hükümlere göre soruşturma yürütülerek cezalandırılmalarının sağlanması için Yargıtay ve Danıştayda suç duyurusunda bulunmak oldu.

Şunu çok iyi biliyoruz ki AKP’giller’i korkutan, HKP Genel Başkanı, nam-ı diğer HKP’li Dayı’nın korkusuzca ve yiğitçe TRT ekranlarında AKP’giller’in ipliklerini pazara çıkarışı oldu.

Bu isyan ve de somut kurtuluş önerileri 7 Haziran 2015 Seçimlerinden sonra Tayyipgiller’e talimatı verdirdi. Çünkü HKP’li Dayı Âşık İhsani’nin dizelerindeki gibi nasırlı yumruğunu masaya vura vura haykırdı yapacaklarını:

Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar

Geliyoruz, geleceğiz yakındır.

Kim nerede ne işliyor hepsini

Biliyoruz, bileceğiz yakındır

 

Bölüşmüşler memleketin varını

Gelsin hele bekliyoruz yarını

Elimizin nasır balyozlarını

Başlarına çalacağız yakındır.

27 Nisan 2018

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi

Suç Duyurusu Dilekçelerini olduğu gibi yayımlıyoruz:

YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULU’NA 

SUÇ DUYURUSUNDA 

BULUNAN……………: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

V E K İ L L E R İ…….:  Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN, Av. Ali Serdar ÇINGI,

Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ferit CÖHCE,

Av. Azime Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Pınar AKBİNA, v. Doğan ERKAN

Ortak adres: Sezenler Caddesi No: 4/15 Sıhhiye/ANKARA 

ŞÜPHELİLER……………: 1- Haluk BEŞER- Yargıtay Cumhuriyet Savcısı

(Yargıtay C. Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosunda görevlidir)

2- Fahrinaz ÜNLÜ

(Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosunda müdür)

SUÇ………………………: 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı

Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak.

(TCK; 257 maddesi.)

SUÇ TARİHİ…………….: 22 Nisan 2018 ve öncesi.

AÇIKLAMALAR……: I- OLAY:

1- Bilindiği gibi müvekkil HKP; 2820 Sayılı SiyasiPartiler Yasasının 36. ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasasının 14/11. maddelerinde aranan seçimlere katılabilme yeterliliğini sağlamış ve 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Yerel Seçimlere, daha sonra da 2015 yılında yapılan 7 Haziran Milletvekili Genel Seçimi ve 1 Kasım Milletvekili Erken Seçimine illerin tamamında ve 550 milletvekili sayısıyla katılmıştır.

Müvekkil parti, daha sonraki süreçte de örgütlenmesini çoğaltmıştır. Bugün itibariyle 58 ilde örgütlenmiş ve Genel Kurulu’nu da yapmış olmasına karşın, şüphelilerin hukuka uyarlı olmayan tasarruflarıyla bu örgütlenmeleri yok sayılmış, siyasi partiler siciline kaydedilen bazı parti örgütleri sicilden silinmiş, bazıları da hiç kaydedilmemiştir. Bu nedenle de müvekkil parti seçimlere katılma yeterliliğine sahip olan partiler arasından çıkartılmıştır.

2- Bu işlemlere ilişkin tarafımızdan Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2011/168 Esas sayılı dosyasında açılan davada mahkeme Başsavcılığın işlemini iptal etmiş ve bu karar 06.10.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan kararı ekte sunuyoruz. (EK-1)

Ankara 7. İdare Mahkemesince, bu kararında (mealen); “siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğüne karışılamayacağı, siyasi partilerin kimlerle nerede ve nasıl parti örgütü kuracaklarına dair savcılığın onayını almaları gibi bir yasal düzenleme bulunmadığı” yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

3- Şüphelilerin yönetimindeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyası Partiler Bürosu’nca yine aynı gerekçeyle, müvekkil partinin il ve ilçe örgütleri Siyasi Partiler Siciline kaydedilmemiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/01/2018 tarih, 5104747/2018/2 sayılı işlemine karşı da tarafımızdan Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 2018/128 E. Sayılı dosyasında iptal davası açılmış ve mahkemece 14/03/2018 tarihinde YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA KARAR VERİLMİŞTİR. Bu YD kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 19/04/2018 tarih 2018/299 Y.D. İtiraz Nolu kararı ile REDDEDİLMİŞTİR. (EK-2)

4- İşbu Yürütmenin Durdurulması kararının uygulanması için Cumhuriyet Başsavcılığına 18/04/2018 tarih ve 3656 sayılı dilekçe verilmiş ise de aynı gün öğleden sonra AKP ve MHP Genel Başkanlarınca seçimlerin 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacağı açıklanmıştır.

Bu olağanüstü durum karşısında Yargıtay C. Başsavcılığınca yürütmenin durdurulması kararı uygulanıp, müvekkil partiyi seçimlere katılma yeterliliğine sahip partiler arasında YSK’ya bildirilmesi gerekirken, bu yapılmamış ve maalesef devletin en yüksek yargı yeri YSK’ya yargı kararlarını ve yasal düzenlemeleri yok sayarak maddi gerçeğe aykırı bilgi göndermiştir.

5- YSK da 22/04/2018 tarih 264 sayılı kararı ile; 2820 sayılı yasanın 36. Maddesi ile 298 sayılı yasanın 14/11. Maddelerine yer vererek; “…Yukarıda açıklanan kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; siyasi partilerin bir ilde teşkilatlanmasının varlığından bahsedilebilmesi için, o ilin merkez ilçe dâhil ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmaları ve ilçe kongrelerini yapmaları; seçime katılma yeterliliğini sağlayabilmeleri için de illerin en az yarısında teşkilatlanmaları ya da Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” denilmek suretiyle müvekkil partiyi de seçime katılma yeterliliğine sahip olmayan partiler arasına dahil etmiştir.

6- YSK’nin bu yasaya ve maddi gerçeğe aykırı kararına karşı tarafımızdan 23/04/2018 günü saat; 15:00’da itiraz edilmesine karşın, YSK; 24/4/2018 tarih ve 279 sayılı kararlar reddedilmiş ve fakat işbu dilekçemizi yazana kadar tarafımıza kararını gerekçesi tebliğ edilmemiştir. Oysa bizimle aynı gün ve aynı saatlerde YSK’ya itiraz eden Hüda Par’ın talebi kabul edildiği gibi karar gerekçesi de 25/04/2018 tarihinden itibaren YSK sitesinde yayınlanmaya başlamıştır. Yani YSK üyeleri siyasi partiler arasında eşit davranmamaktadırlar.

HUKUKİ NİTELEME:

1- Şüpheliler gerek Anayasanın 138/ son ve gerekse 2577 sayılı İYUK’nun 28. maddesinde öngörülen emredici hükümlere açıkça aykırı davranmaktadırlar.

Bilindiği gibi, Anayasa’nın 138/son. maddesinde; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükmü öngörülmüştür.

Yine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 28. Maddesinde de; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” Denilmiştir.

Oysa devletin en yüksek yargı yerinde bulunan şüpheliler, bırakalım, bağımsız ve tarafsız kararlar almayı, hukuka aykırı olarak tesis ettikleri işlemlere karşı verilen Yürütmenin Durdurulması Kararlarını dahi keyfi olarak uygulamamaktalar. Her ne kadar İYUK 28. Maddede “otuz günü geçemez” denilmiş ise de bu en çok süredir. Yani birinci gün de YD uygulanabilir.

Tam da erken seçim kararı alınmış ve YSK tarafından seçime katılacak partilerin ilanı yapılacakken, şüphelilerin YD’ni uygulamamaları suç işleme kastlarının yoğunluğunu ve müvekkil partiye karşı siyasi Saiklerle yaklaştıklarını göstermektedir. Bu durum ne yargı görevi ile ne de kamu görevi ele bağdaşır.

2- Şüphelilerin, maddi gerçeğe, yasa ve yargı kararlarına aykırı olarak YSK’ya verdikleri bilgiler ve yaptıkları yönlendirmeler nedeniyle YSK; 264 sayılı kararı ile müvekkil partinin “ilçe kongrelerini yapmamış olması” nedeniyle seçimlere giremeyeceğini ilan etmiştir. Oysa bu durum, yasanın aradığı bir koşul değildir. Yasama organı eğer ilçe kongrelerini yapmış olmayı seçime katılma yeterliliği için aramış olsaydı bunu yasa hükmünde açıkça belirtirdi.

2820 sayılı yasanın “Siyasi partilerin seçimlere katılması” başlıklı 36. Maddesi: “Siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır.

Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.” hükmünü taşımaktadır.

298 sayılı Kanununun 14. Maddesinin 11. Fıkrasında ise:“ Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır. Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek.” denilmektedir.

3- Yukarıda alıntılanan yasal kuralların hiçbirisinde İL VE İLÇE KONGRELERİNİN YAPILMIŞ OLMASI KOŞULU GETİRİLMEMİŞTİR. Eğer aksi amaçlansaydı anılan yasa maddelerindeki hükümlerin “kongrelerini yapmış olmak” biçiminde düzenlenmiş olacağı açıktır.

4- Şüpheli Yargıtay Savcısı ve Müdürü ile YSK üyelerinin, her hukukçunun bilebileceği böylesi bir gerçeği atlayarak, zorlama yorumlarla müvekkil partiyi seçim dışı bırakmaları hukuksal değildir. Keyfidir.

Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 36. ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nın 14/11. Maddelerinde aranan seçimlere katılabilme yeterliliğini sağladığından 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Yerel Seçimlere, daha sonra da 7 Haziran 2015 tarihli Milletvekili Genel Seçimi ile 1 Kasım 2015 tarihindeki Milletvekili Erken Seçimlerine 550 milletvekili adayı ile katılmıştır. YSK’nın katılmasına karar verdiği müvekkil partinin yukarıda belirtilen seçimlerde de durumu aynı idi. Yasada her hangi bir değişiklik olmadığı halde tam tersi bir karar vermek açıkça görevini kötüye kullanmaktır. Bu durumda karar hukuki olmaktan çıkmakta, TAM KANUNSUZLUKLA MALUL OLMAKTADIR.

Başka bir ifadeyle; müvekkil partinin 2014 ve 2015 yıllarındaki seçimlerde 44 ilde örgütlenmesi olduğu halde seçime katılabileceğine karar veren Yargıtay Savcıları ve YSK üyeleri, örgütlenilen il sayısı 58’e çıktığında ise engel getirmektedirler. Yüksek yargıçlardan oluşan bu Anayasal kurulların, böylesine basit bir hukuki hata yapmaları düşünülemeyeceğine göre, ortada görevi kötüye kullanma yoluyla, siyasi iktidarın memnun olacağı kararlar alınması söz konusudur.

5- Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 22/5/1987 tarih 1986/17 E., 1987/11 K. Sayılı kararında: “… Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kimi zaman Anayasakoyucu tarafından, kimi zaman Anayasa’nın verdiği yetkiye dayanılarak yasama organı tarafından belirlenen sınırlı haklardır. Düzenlemenin, yasakoyucunun takdiri dışında bırakılan anayasal ilkeleri zedelememesi ve demokratik toplum düzeninin esaslarına aykırı olmaması gerekir. Hakkın özüne dokunan düzenlemeler gerçek anlamda bir seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırır. Seçime katılabilmeyi salt örgütlenme gücüne bağlamak uygun değildir. Böyle bir düzenleme, özellikle yeni kurulan siyasi partilerin seçimlere katılmasını önlemeye yönelik düzenleme, oldukça ağır sonuçlar doğuracak koşulları taşımaktadır. Yeni kurulan ve akçalı olanakları sınırlı olan bir partinin gösterilen il ve ilçe düzeyini aşması çok güç, genelde olanaksızdır. Demokrasinin vazgeçilmez öğesinin bu ölçüde sınırlanması, siyasi partilerle gerçekleşecek düzenin olabildiğince engellere bağlı tutulması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bulunmamaktadır. “Makul”, kabul edilebilir sınırların aşılması aykırılığı oluşturur. Böyle bir ortamda seçme ve seçilme hakkının zarar göreceği açıktır. Makûl ölçülerin aşılması bir iptal nedenidir. Bununla yasakoyucu yerine geçmek ya da yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm kurmak söz konusu olamaz. Denetlenen kuralın kabul edilebilir sınırda olmadığını belirtmek yeterlidir. Yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gerekir. Amaçla araç arasındaki makul ölçüyü aşmış görülen yeni sınırlamanın uygun olmadığı ortadadır. Nasıl il ve ilçelerin tümünde örgütlenme koşulu, savunulabilecek bir düzey değilse buna çok yakını oranda aynı niteliktedir. Bir siyasi partinin seçimlere katılmasını güçleştirmek ya da engellemek seçilme hakkının özüne zarar verir. 8. maddenin getirdiği sınırlama, amacı aşarak, seçme hakkının kullanılmasını demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde zorlaştırdığından Anayasa’nın 13. ve 67. maddelerine aykırıdır.

“2 – Anayasa’nın 68. maddesi yönünden inceleme:

“Siyasi partileri demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez öğesi sayan bu madde karşısında, seçimlere katılmalarına güçlükler çıkarılması doğru olamaz. İlkeyle bağdaşmayan uygulama başlıca aykırılıktır. Partilerin serbest çalışmaları, olağandışı engellere bağlı tutulmamaları demokratik hukuk devletinin doğal gereğidir. Kamu yaran için getirilen sınırları aşmayan düzenlemeler sakıncasızdır. Seçme ve seçilme hakkının kullanılmasını engelleyici boyuttaki sınırlamalar ise amaçla bağdaşmaz.

“Ülke genelinde baraj” ve “seçim çevresi barajı” ile yeterince sınırlama getirilmişken bunlara ek olarak seçime katılma koşullarım ağırlaştırmak demokrasiye uygun düşmemektedir. Siyasi partilerin amaçlarına ulaşabilmeleri için gerekli, yeterli olanaklara sahip olmaları zorunludur.” sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı da YSK’nun “makul, kabul edilebilir sınırları” aştığını ve giderek görevi kötüye kullanarak yasanın emredici kurallarına aykırı kararlar verildiğini kanıtlamaktadır.

6- Ayrıca ve önemle belirtelim ki; Yargıtay Cumhuriyet Savcısı İsmail Hakkı Şentürk tarafından kaleme alınmış 25/11/2014 tarihinde Hakemli, Dergi Park Dergisi’nde yayımlanmış “TÜRK HUKUKUNDA SİYASİ PARTİ SİCİLLERİNİN TUTULMASI” başlıklı makalede de; “Siyasi Parti Sicillerinin Tutulması Sırasında Yaşanan Sorunlar” başlığı altında konu incelenmiş ve; “Siyasi parti ilçe, il ve büyük kongrelerinin kanun ve tüzüklerinde gösterilen sürelerde yapmamaları ya da yapamamaları halinde siyasi partiyi kongre yapmaya zorlayan yasal bir müeyyide bulunmamaktadır.” denilmektedir. (Bkz. dergipark.gov.tr›download/article-file/155572)

Bir zamanlar kendisi de Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak Siyasi Partiler Bürosunda çalışmış olan ve aynı zamanda Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Doktora Bölümü öğrencisi olan yazarın bu makalesi 01/04/2014 tarihli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi’nin 4. Sayısında da yayımlanmıştır.

Görüldüğü gibi, yasa kurallarının objektif yorumu yapılınca “siyasi partilerin kongre yapmamalarının ya da yapamamalarının” herhangi bir müeyyidesi bulunmamaktadır. Ancak olayımızda YSK ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosunun şu anki görevlileri olan şüpheliler; siyasi partiyi seçimlere sokmamak gibi en ağır müeyyide ihdas etmektedirler. Böyle bir durumun hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, yasaların genelliği ve objektifliği ilkeleri ile uyuşmadığı açıktır.

7- Bir an için Yargıtay Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu ve YSK tarafından yasaya aykırı biçimde getirilen “ilçe kongrelerini yapmış olma” kuralı kabul edilse dahi bunu uygularken bile Siyasi Partiler arasında eşit davranma yükümlülüğü ihlal edilmektedir.

Örneğin İYİ Partinin anılan il ve ilçe kongrelerini tamamlamadığı bütün kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Nitekim kendisi de bir hukukçu olan Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol, 23/04/2018 tarihli yazısında kurulunuzun İYİ Parti ile ilgili kararını eleştirmiş ve şöyle demiştir:

“İYİ Parti seçimlere girmenin şartlarını gerçekleştirmişti:

– İllerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel belirli oranda teşkilat kurmuştu…

– Yine altı ay evvel kurucular büyük kongresini yapmıştı.

Evet il ve ilçe kongrelerini tamamlamaya vakit bulamamıştı ama bu seçimlere girmeye engel değildi.  

Nitekim Emine Ülker Tarhan’ın Büyük Anadolu Partisi (BAP) 14 Aralık 2014’te kurulmuş, kurucular kongresini yapmış ve hiçbir il ve ilçe kongresini yapmadan, sadece atanmış teşkilatlarla ve YSK kararıyla 7 Haziran 2015 seçimlerine girmişti.

BAP’ı seçimlere sokup da hukuki ve siyasi durumu daha kuvvetli olan İYİ Parti’yi seçimlere sokmamak düşünülemezdi. 

YSK’nın bu konuda tereddütler geçirmiş olması üzücüdür.”

Şüpheliler de çok iyi biliyor ki, T. Akyol’un yazısında adı geçen BAP ile müvekkil HKP de aynı durumdadır ve anılan seçimlere katılan partiler arasındadır.

Ayrıca diğer pek çok partinin aynı biçimde il ve ilçe kongrelerini tamamlamadığı ortadadır. Eğer yasaya aykırı olarak getirilen il ve ilçe kongrelerinin tamamlanması kuralı eşit olarak uygulanırsa mecliste grubu bulunan partiler dışında hiçbir parti seçime katılamaz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında görevli şüpheliler de YSK da yasakoyucunun yerine geçerek koydukları hukuk dışı kurallarla eşitlik ilkesini, objektif ve tarafsız olma kuralını ihlal ederek siyasi partiler arasında seçmece yapmaktalar ve istenilen partilerin seçime katılabileceğine hükmetmekteler.. Bu kararlar hiçbir şekilde hukuki değildir, siyasidir. Keyfidir.

Anayasal bir kurum olarak kendilerine emanet edilen siyasi parti sicillerini tutma görevlerini kötüye kullanmak suretiyle meclis dışında tutulan partilere engel çıkartılmaktadır. Kendilerini Anayasa ve yasa kuralları ile bağlı görmeyip, siyasi içerikli kararlar vermektedirler.

SONUÇ VE İSTEM……: Sunulan nedenlerle;

2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak suçunu işleyen şüpheliler hakkında TCK; 257 maddesi uyarınca Genel Hükümlere göre soruşturma yürütülerek cezalandırılmalarının sağlanmasını vekaleten arz ve talep ederiz. 27/04/2017

 

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ VEKİLLERİ

Av. Metin BAYYAR             Av. Sait KIRAN            Av. Azime Ayça OKUR

***

DANIŞTAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNA

Sunulmak Üzere

DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA  

SUÇ DUYURUSUNDA 

BULUNAN……………: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

V E K İ L L E R İ…….:  Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN, Av. Ali Serdar ÇINGI,

Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ferit CÖHCE,

Av. Azime Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Pınar AKBİNA, Av. Doğan ERKAN

Ortak adres: Sezenler Caddesi No: 4/15 Sıhhiye/ANKARA

ŞÜPHELİLER…………….: 1- Erhan ÇİFTÇİ-Danıştay Üyesi- (YSK Başkan Vekili)

2- İlhan HANAĞASI -Danıştay Üyesi- (YSK Üyesi)

3- Yunus AYKIN -Danıştay Üyesi- (YSK Üyesi)

4- Zeki YİĞİT -Danıştay Üyesi- (YSK Üyesi)

SUÇ………………………: 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı

Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak.

(TCK; 257 maddesi.)

SUÇ TARİHİ…………….: 22 Nisan 2018

AÇIKLAMALAR……: I- OLAY:

1- Bilindiği gibi müvekkil HKP; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasasının 14/11. maddelerinde aranan seçimlere katılabilme yeterliliğini sağlamış ve 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Yerel Seçimlere, daha sonra da 2015 yılında yapılan 7 Haziran Milletvekili Genel Seçimi ve 1 Kasım Milletvekili Erken Seçimine illerin tamamında ve 550 milletvekili sayısıyla katılmıştır.

Müvekkil parti, daha sonraki süreçte de örgütlenmesini çoğaltmıştır. Bugün itibariyle 58 ilde örgütlenmiş ve Genel Kurulu’nu da yapmış olmasına karşın, hukuka uyarlı olmayan bir tasarrufla bu örgütlenmeleri yok sayılmış, siyasi partiler siciline kaydedilen bazı örgütlerimiz sicilden silinmiş, bazıları da hiç kaydedilmemiştir. Bu nedenle de müvekkil parti seçimlere katılma yeterliliğine sahip olan partiler arasından çıkartılmıştır.

2- Bu işlemlere ilişkin tarafımızdan Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2011/168 Esas sayılı dosyasında açılan davada mahkeme Başsavcılığın işlemini iptal etmiş ve bu karar 06.10.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan kararı ekte sunuyoruz. (EK-1)

Ankara 7. İdare Mahkemesi, bu kararında (mealen); “siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğüne karışılamayacağı, siyasi partilerin kimlerle nerede ve nasıl parti örgütü kuracaklarına dair savcılığın onayını almaları gibi bir yasal düzenleme bulunmadığı” yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyası Partiler Bürosu’nca yine aynı gerekçeyle müvekkil partinin il ve ilçe örgütleri Siyasi Partiler Siciline kaydedilmemiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/01/2018 tarih, 5104747/2018/2 sayılı işlemine karşı da tarafımızdan Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 2018/128 E. Sayılı dosyasında iptal davası açılmış ve mahkemece 14/03/2018 tarihinde YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA KARAR VERİLMİŞTİR. Bu YD kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 19/04/2018 tarih 2018/299 Y.D. İtiraz Nolu kararı ile REDDEDİLMİŞTİR. (EK-2)

4- İşbu Yürütmenin Durdurulması kararının uygulanması için Cumhuriyet Başsavcılığına 18/04/2018 tarih ve 3656 sayılı dilekçe verilmiş ise de aynı gün öğleden sonra AKP ve MHP Genel Başkanlarınca seçimlerin 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacağı açıklanmıştır.

Bu olağanüstü durum karşısında Yargıtay C. Başsavcılığının yürütmeyi durdurma kararını uygulayıp, müvekkil partiyi seçimlere katılma yeterliliğine sahip partiler arasında YSK’ya bildirmesi gerekirken, bu yapılmamış ve maalesef devletin en yüksek yargı yeri YSK’ya yargı kararlarını ve yasal düzenlemeleri yok sayarak maddi gerçeğe aykırı bilgi göndermiştir.

5- YSK da 22/041/2018 tarih 264 sayılı kararı ile; 2820 sayılı yasanın 36. Maddesi ile 298 sayılı yasanın 14/11. Maddelerine yer vererek; “…Yukarıda açıklanan kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; siyasi partilerin bir ilde teşkilatlanmasının varlığından bahsedilebilmesi için, o ilin merkez ilçe dâhil ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmaları ve ilçe kongrelerini yapmaları; seçime katılma yeterliliğini sağlayabilmeleri için de illerin en az yarısında teşkilatlanmaları ya da Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” denilmek suretiyle müvekkil partiyi de seçime katılma yeterliliğine sahip olmayan partiler arasına dahil etmiştir.

6- YSK’nin bu yasaya ve maddi gerçeğe aykırı kararına karşı tarafımızdan 23/04/2018 günü saat; 15:00’da itiraz edilmesine karşın, YSK; 24/4/2018 tarih ve 279 sayılı kararlar reddedilmiş ve fakat işbu dilekçemizi yazana kadar tarafımıza kararını gerekçesi tebliğ edilmemiştir. Oysa bizimle aynı gün ve aynı saatlerde YSK’ya itiraz eden Hüda Par’ın talebi kabul edildiği gibi karar gerekçesi de 25/04/2018 tarihinden itibaren YSK sitesinde yayınlanmaya başlamıştır. Yani YSK üyeleri siyasi partiler arasında eşit davranmamaktadırlar.

HUKUKİ NİTELEME:

1- YSK’nın tamamen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu’nun yönlendirmesiyle aldığı bu karar yasanın açık hükmüne aykırıdır. Her ne kadar kararın gerekçesi tarafımıza bildirilmemiş ise de; “ilçe kongrelerinin yapılmamış olması” nedeniyle müvekkil partinin seçimlere sokulmaması sözkonusudur. Oysa bu durum, yasanın aradığı bir koşul değildir. Yasama organı eğer ilçe kongrelerini yapmış olmayı seçime katılma yeterliliği için aramış olsaydı bunu yasa hükmünde açıkça belirtirdi.

2820 sayılı yasanın “Siyasi partilerin seçimlere katılması” başlıklı 36. Maddesi: “Siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır. 

Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.” hükmünü taşımaktadır.

298 sayılı Kanununun 14. Maddesinin 11. Fıkrasında ise:“ Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır. Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek.” denilmektedir.

2- Yukarıda alıntılanan yasal kuralların hiçbirisinde İL VE İLÇE KONGRELERİNİN YAPILMIŞ OLMASI KOŞULU GETİRİLMEMİŞTİR. Eğer aksi amaçlansaydı anılan yasa maddelerindeki hükümlerin “kongrelerini yapmış olmak” biçiminde düzenlenmiş olacağı açıktır.

3- YSK üyelerinin, her hukukçunun bilebileceği böylesi bir gerçeği atlayarak, zorlama yorumlarla müvekkil partiyi seçim dışı bırakması hukuksal değildir. Keyfidir.

Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 36. ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nın 14/11. Maddelerinde aranan seçimlere katılabilme yeterliliğini sağladığından 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Yerel Seçimlere, daha sonra da 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimi ile 1 Kasım 2015 tarihindeki Milletvekili Erken Seçimlerine 550 milletvekili adayı ile katılmıştır. YSK’nın katılmasına karar verdiği müvekkil partinin yukarıda belirtilen seçimlerde de durumu aynı idi. Yasada her hangi bir değişiklik olmadığı halde tam tersi bir karar vermek açıkça görevini kötüye kullanmaktır. Bu durumda karar hukuki olmaktan çıkmakta, TAM KANUNSUZLUKLA MALUL OLMAKTADIR.

Başka bir ifadeyle; müvekkil partinin 2014 ve 2015 yıllarındaki seçimlerde 44 ilde örgütlenmesi olduğu halde seçime katılabileceğine karar veren YSK üyeleri, örgütlenilen il sayısı 58 çıktığında ise engel getirmektedirler. Yüksek yargıçlardan oluşan bu kurulun, böylesine basit bir hukuki hata yapmaları düşünülemeyeceğine göre, ortadan görevi kötüye kullanma yoluyla, siyasi iktidarın memnun olacağı kararlar alınması söz konusudur.

4- Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 22/5/1987 tarih 1986/17 E., 1987/11 K. Sayılı kararında: “… Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kimi zaman Anayasakoyucu tarafından, kimi zaman Anayasa’nın verdiği yetkiye dayanılarak yasama organı tarafından belirlenen sınırlı haklardır. Düzenlemenin, yasakoyucunun takdiri dışında bırakılan anayasal ilkeleri zedelememesi ve demokratik toplum düzeninin esaslarına aykırı olmaması gerekir. Hakkın özüne dokunan düzenlemeler gerçek anlamda bir seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırır. Seçime katılabilmeyi salt örgütlenme gücüne bağlamak uygun değildir. Böyle bir düzenleme, özellikle yeni kurulan siyasi partilerin seçimlere katılmasını önlemeye yönelik düzenleme, oldukça ağır sonuçlar doğuracak koşulları taşımaktadır. Yeni kurulan ve akçalı olanakları sınırlı olan bir partinin gösterilen il ve ilçe düzeyini aşması çok güç, genelde olanaksızdır. Demokrasinin vazgeçilmez öğesinin bu ölçüde sınırlanması, siyasi partilerle gerçekleşecek düzenin olabildiğince engellere bağlı tutulması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bulunmamaktadır. “Makul”, kabul edilebilir sınırların aşılması aykırılığı oluşturur. Böyle bir ortamda seçme ve seçilme hakkının zarar göreceği açıktır. Makûl ölçülerin aşılması bir iptal nedenidir. Bununla yasakoyucu yerine geçmek ya da yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm kurmak söz konusu olamaz. Denetlenen kuralın kabul edilebilir sınırda olmadığını belirtmek yeterlidir. Yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gerekir. Amaçla araç arasındaki makul ölçüyü aşmış görülen yeni sınırlamanın uygun olmadığı ortadadır. Nasıl il ve ilçelerin tümünde örgütlenme koşulu, savunulabilecek bir düzey değilse buna çok yakını oranda aynı niteliktedir. Bir siyasi partinin seçimlere katılmasını güçleştirmek ya da engellemek seçilme hakkının özüne zarar verir. 8. maddenin getirdiği sınırlama, amacı aşarak, seçme hakkının kullanılmasını demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde zorlaştırdığından Anayasa’nın 13. ve 67. maddelerine aykırıdır.

“2 – Anayasa’nın 68. maddesi yönünden inceleme:

“Siyasi partileri demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez öğesi sayan bu madde karşısında, seçimlere katılmalarına güçlükler çıkarılması doğru olamaz. İlkeyle bağdaşmayan uygulama başlıca aykırılıktır. Partilerin serbest çalışmaları, olağandışı engellere bağlı tutulmamaları demokratik hukuk devletinin doğal gereğidir. Kamu yaran için getirilen sınırları aşmayan düzenlemeler sakıncasızdır. Seçme ve seçilme hakkının kullanılmasını engelleyici boyuttaki sınırlamalar ise amaçla bağdaşmaz.

“Ülke genelinde baraj” ve “seçim çevresi barajı” ile yeterince sınırlama getirilmişken bunlara ek olarak seçime katılma koşullarım ağırlaştırmak demokrasiye uygun düşmemektedir. Siyasi partilerin amaçlarına ulaşabilmeleri için gerekli, yeterli olanaklara sahip olmaları zorunludur.” sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı da YSK’nun “makul, kabul edilebilir sınırları” aştığını ve giderek görevi kötüye kullanarak yasanın emredici kurallarına aykırı kararlar verildiğini kanıtlamaktadır.

5- Ayrıca ve önemle belirtelim ki; Yargıtay Cumhuriyet Savcısı İsmail Hakkı Şentürk tarafından kaleme alınmış 25/11/2014 tarihinde Hakemli, Dergi Park Dergisi’nde yayımlanmış “TÜRK HUKUKUNDA SİYASİ PARTİ SİCİLLERİNİN TUTULMASI” başlıklı makalede de; “Siyasi Parti Sicillerinin Tutulması Sırasında Yaşanan Sorunlar” başlığı altında konu incelenmiş ve; “Siyasi parti ilçe, il ve büyük kongrelerinin kanun ve tüzüklerinde gösterilen sürelerde yapmamaları ya da yapamamaları halinde siyasi partiyi kongre yapmaya zorlayan yasal bir müeyyide bulunmamaktadır.” denilmektedir. (Bkz. dergipark.gov.tr›download/article-file/155572)

Bir zamanlar kendisi de Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak Siyasi Partiler Bürosunda çalışmış olan ve aynı zamanda Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Doktora Bölümü öğrencisi olan yazarın bu makalesi 01/04/2014 tarihli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi’nin 4. Sayısında da yayımlanmıştır.

Görüldüğü gibi, yasa kurallarının objektif yorumu yapılınca “siyasi partilerin kongre yapmamalarının ya da yapamamalarının” herhangi bir müeyyidesi bulunmamaktadır. Ancak olayımızda YSK ve şu anki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu siyasi partiyi seçimlere sokmamak gibi en ağır müeyyide ihdas etmektedirler. Böyle bir durumun hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, yasaların genelliği ve objektifliği ilkeleri ile uyuşmadığı açıktır.

6- Bir an için Yargıtay Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu ve YSK tarafından yasaya aykırı biçimde getirilen “ilçe kongrelerini yapmış olma” kuralı kabul edilse bile bunu uygularken bile Siyasi Partiler arasında eşit davranma yükümlülüğü ihlal edilmektedir.

Örneğin İYİ Partinin anılan il ve ilçe kongrelerini tamamlamadığı bütün kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Nitekim kendisi de bir hukukçu olan Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol, 23/04/2018 tarihli yazısında kurulunuzun İYİ Parti ile ilgili kararını eleştirmiş ve şöyle demiştir:

“İYİ Parti seçimlere girmenin şartlarını gerçekleştirmişti:

– İllerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel belirli oranda teşkilat kurmuştu…

– Yine altı ay evvel kurucular büyük kongresini yapmıştı.

Evet il ve ilçe kongrelerini tamamlamaya vakit bulamamıştı ama bu seçimlere girmeye engel değildi.  

Nitekim Emine Ülker Tarhan’ın Büyük Anadolu Partisi (BAP) 14 Aralık 2014’te kurulmuş, kurucular kongresini yapmış ve hiçbir il ve ilçe kongresini yapmadan, sadece atanmış teşkilatlarla ve YSK kararıyla 7 Haziran 2015 seçimlerine girmişti.

BAP’ı seçimlere sokup da hukuki ve siyasi durumu daha kuvvetli olan İYİ Parti’yi seçimlere sokmamak düşünülemezdi. 

YSK’nın bu konuda tereddütler geçirmiş olması üzücüdür.”

T. Akyol’un yazısında adı geçen BAP ile müvekkil HKP de aynı durumdadır ve anılan seçimlere katılan partiler arasındadır.

Ayrıca diğer pek çok partinin aynı biçimde il ve ilçe kongrelerini tamamlamadığı ortadadır. Eğer yasaya aykırı olarak getirilen il ve ilçe kongrelerinin tamamlanması kuralı eşit olarak uygulanırsa mecliste grubu bulunan partiler dışında hiçbir parti seçime katılamaz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da YSK’da da yasakoyucunun yerine geçerek koydukları hukuk dışı kurallarla eşitlik ilkesini, objektif ve tarafsız olma kuralını ihlal ederek siyasi partiler arasında seçmece yapmaktalar ve istenilen partilerin seçime katılabileceğine hükmetmekteler.. Bu kararlar hiçbir şekilde hukuki değildir, siyasidir. Keyfidir.

Anayasal bir kurum olarak kendilerine emanet edilen seçim işlerinde görevlerini kötüye kullanmak suretiyle meclis dışında tutulan partilere engel çıkartılmaktadır. Kendilerini Anayasa ve yasa kuralları ile bağlı görmeyip, siyasi içerikli kararlar vermektedirler. Örneğin; Hüda Par’ın itirazının yıldırım hızıyla kabul edilerek gerekçesi hemen yayınlanırken, müvekkil partinin itirazının gerekçesinin bekletilmesi de bunun işaretidir.

SONUÇ VE İSTEM……: Sunulan nedenlerle;

2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ve 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulu Yasasının 3. ve 6. Maddelerindeki hükümleri ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak suçunu işleyen şüpheliler hakkında TCK; 257 maddesi uyarınca Genel Hükümlere göre soruşturma yürütülerek cezalandırılmalarının sağlanmasını vekaleten arz ve talep ederiz.

27/04/2018

 

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ VEKİLLERİ

Av. Metin BAYYAR            Av. Sait KIRAN Av. Azime Ayça OKUR

***

 

YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULU’NA

SUÇ DUYURUSUNDA 

BULUNAN……………: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

V E K İ L L E R İ…….:  Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN, Av. Ali Serdar ÇINGI,

Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ferit CÖHCE,

Av. Azime Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Pınar AKBİNA, v. Doğan ERKAN

Ortak adres: Sezenler Caddesi No: 4/15 Sıhhiye/ANKARA

ŞÜPHELİLER………..: 1- Sadi GÜVEN-Yargıtay üyesi- (Yüksek Seçim Kurulu Başkanı)

2- Muharrem AKKAYA –Yargıtay üyesi-(YSK Üyesi)

3- Z. Nilgün HACIMAHMUTOĞLU –Yargıtay üyesi-(YSK Üyesi)

4- Faruk KAYMAK –Yargıtay üyesi-(YSK Üyesi)

5- Cengiz TOPAKTAŞ –Yargıtay üyesi-(YSK Üyesi)

SUÇ………………………: 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı

Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak.

(TCK; 257 maddesi.)

SUÇ TARİHİ…………….: 22 Nisan 2018

AÇIKLAMALAR……: I- OLAY:

1- Bilindiği gibi müvekkil HKP; 2820 Sayılı SiyasiPartiler Yasasının 36. ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasasının 14/11. maddelerinde aranan seçimlere katılabilme yeterliliğini sağlamış ve 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Yerel Seçimlere, daha sonra da 2015 yılında yapılan 7 Haziran Milletvekili Genel Seçimi ve 1 Kasım Milletvekili Erken Seçimine illerin tamamında ve 550 milletvekili sayısıyla katılmıştır.

Müvekkil parti, daha sonraki süreçte de örgütlenmesini çoğaltmıştır. Bugün itibariyle 58 ilde örgütlenmiş ve Genel Kurulu’nu da yapmış olmasına karşın, hukuka uyarlı olmayan bir tasarrufla bu örgütlenmeleri yok sayılmış, siyasi partiler siciline kaydedilen bazı örgütlerimiz sicilden silinmiş, bazıları da hiç kaydedilmemiştir. Bu nedenle de müvekkil parti seçimlere katılma yeterliliğine sahip olan partiler arasından çıkartılmıştır.

2- Bu işlemlere ilişkin tarafımızdan Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2011/168 Esas sayılı dosyasında açılan davada mahkeme Başsavcılığın işlemini iptal etmiş ve bu karar 06.10.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan kararı ekte sunuyoruz. (EK-1)

Ankara 7. İdare Mahkemesi, bu kararında (mealen); “siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğüne karışılamayacağı, siyasi partilerin kimlerle nerede ve nasıl parti örgütü kuracaklarına dair savcılığın onayını almaları gibi bir yasal düzenleme bulunmadığı” yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyası Partiler Bürosu’nca yine aynı gerekçeyle müvekkil partinin il ve ilçe örgütleri Siyasi Partiler Siciline kaydedilmemiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/01/2018 tarih, 5104747/2018/2 sayılı işlemine karşı da tarafımızdan Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 2018/128 E. Sayılı dosyasında iptal davası açılmış ve mahkemece 14/03/2018 tarihinde YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA KARAR VERİLMİŞTİR. Bu YD kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 19/04/2018 tarih 2018/299 Y.D. İtiraz Nolu kararı ile REDDEDİLMİŞTİR. (EK-2)

4- İşbu Yürütmenin Durdurulması kararının uygulanması için Cumhuriyet Başsavcılığına 18/04/2018 tarih ve 3656 sayılı dilekçe verilmiş ise de aynı gün öğleden sonra AKP ve MHP Genel Başkanlarınca seçimlerin 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacağı açıklanmıştır.

Bu olağanüstü durum karşısında Yargıtay C. Başsavcılığının yürütmeyi durdurma kararını uygulayıp, müvekkil partiyi seçimlere katılma yeterliliğine sahip partiler arasında YSK’ya bildirmesi gerekirken, bu yapılmamış ve maalesef devletin en yüksek yargı yeri YSK’ya yargı kararlarını ve yasal düzenlemeleri yok sayarak maddi gerçeğe aykırı bilgi göndermiştir.

5- YSK da 22/041/2018 tarih 264 sayılı kararı ile; 2820 sayılı yasanın 36. Maddesi ile 298 sayılı yasanın 14/11. Maddelerine yer vererek; “…Yukarıda açıklanan kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; siyasi partilerin bir ilde teşkilatlanmasının varlığından bahsedilebilmesi için, o ilin merkez ilçe dâhil ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmaları ve ilçe kongrelerini yapmaları; seçime katılma yeterliliğini sağlayabilmeleri için de illerin en az yarısında teşkilatlanmaları ya da Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” denilmek suretiyle müvekkil partiyi de seçime katılma yeterliliğine sahip olmayan partiler arasına dahil etmiştir.

6- YSK’nin bu yasaya ve maddi gerçeğe aykırı kararına karşı tarafımızdan 23/04/2018 günü saat; 15:00’da itiraz edilmesine karşın, YSK; 24/4/2018 tarih ve 279 sayılı kararlar reddedilmiş ve fakat işbu dilekçemizi yazana kadar tarafımıza kararını gerekçesi tebliğ edilmemiştir. Oysa bizimle aynı gün ve aynı saatlerde YSK’ya itiraz eden Hüda Par’ın talebi kabul edildiği gibi karar gerekçesi de 25/04/2018 tarihinden itibaren YSK sitesinde yayınlanmaya başlamıştır. Yani YSK üyeleri siyasi partiler arasında eşit davranmamaktadırlar.

HUKUKİ NİTELEME:

1- YSK’nın tamamen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu’nun yönlendirmesiyle aldığı bu karar yasanın açık hükmüne aykırıdır. Her ne kadar kararın gerekçesi tarafımıza bildirilmemiş ise de; “ilçe kongrelerinin yapılmamış olması” nedeniyle müvekkil partinin seçimlere sokulmaması sözkonusudur. Oysa bu durum, yasanın aradığı bir koşul değildir. Yasama organı eğer ilçe kongrelerini yapmış olmayı seçime katılma yeterliliği için aramış olsaydı bunu yasa hükmünde açıkça belirtirdi.

2820 sayılı yasanın “Siyasi partilerin seçimlere katılması” başlıklı 36. Maddesi: “Siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır.

Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.” hükmünü taşımaktadır.

298 sayılı Kanununun 14. Maddesinin 11. Fıkrasında ise:“ Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır. Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek.” denilmektedir.

2- Yukarıda alıntılanan yasal kuralların hiçbirisinde İL VE İLÇE KONGRELERİNİN YAPILMIŞ OLMASI KOŞULU GETİRİLMEMİŞTİR. Eğer aksi amaçlansaydı anılan yasa maddelerindeki hükümlerin “kongrelerini yapmış olmak” biçiminde düzenlenmiş olacağı açıktır.

3- YSK üyelerinin, her hukukçunun bilebileceği böylesi bir gerçeği atlayarak, zorlama yorumlarla müvekkil partiyi seçim dışı bırakması hukuksal değildir. Keyfidir.

Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 36. ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nın 14/11. Maddelerinde aranan seçimlere katılabilme yeterliliğini sağladığından 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Yerel Seçimlere, daha sonra da 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimi ile 1 Kasım 2015 tarihindeki Milletvekili Erken Seçimlerine 550 milletvekili adayı ile katılmıştır. YSK’nın katılmasına karar verdiği müvekkil partinin yukarıda belirtilen seçimlerde de durumu aynı idi. Yasada her hangi bir değişiklik olmadığı halde tam tersi bir karar vermek açıkça görevini kötüye kullanmaktır. Bu durumda karar hukuki olmaktan çıkmakta, TAM KANUNSUZLUKLA MALUL OLMAKTADIR.

Başka bir ifadeyle; müvekkil partinin 2014 ve 2015 yıllarındaki seçimlerde 44 ilde örgütlenmesi olduğu halde seçime katılabileceğine karar veren YSK üyeleri, örgütlenilen il sayısı 58 çıktığında ise engel getirmektedirler. Yüksek yargıçlardan oluşan bu kurulun, böylesine basit bir hukuki hata yapmaları düşünülemeyeceğine göre, ortadan görevi kötüye kullanma yoluyla, siyasi iktidarın memnun olacağı kararlar alınması söz konusudur.

4- Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 22/5/1987 tarih 1986/17 E., 1987/11 K. Sayılı kararında: “… Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kimi zaman Anayasakoyucu tarafından, kimi zaman Anayasa’nın verdiği yetkiye dayanılarak yasama organı tarafından belirlenen sınırlı haklardır. Düzenlemenin, yasakoyucunun takdiri dışında bırakılan anayasal ilkeleri zedelememesi ve demokratik toplum düzeninin esaslarına aykırı olmaması gerekir. Hakkın özüne dokunan düzenlemeler gerçek anlamda bir seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırır. Seçime katılabilmeyi salt örgütlenme gücüne bağlamak uygun değildir. Böyle bir düzenleme, özellikle yeni kurulan siyasi partilerin seçimlere katılmasını önlemeye yönelik düzenleme, oldukça ağır sonuçlar doğuracak koşulları taşımaktadır. Yeni kurulan ve akçalı olanakları sınırlı olan bir partinin gösterilen il ve ilçe düzeyini aşması çok güç, genelde olanaksızdır. Demokrasinin vazgeçilmez öğesinin bu ölçüde sınırlanması, siyasi partilerle gerçekleşecek düzenin olabildiğince engellere bağlı tutulması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bulunmamaktadır. “Makul”, kabul edilebilir sınırların aşılması aykırılığı oluşturur. Böyle bir ortamda seçme ve seçilme hakkının zarar göreceği açıktır. Makûl ölçülerin aşılması bir iptal nedenidir. Bununla yasakoyucu yerine geçmek ya da yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm kurmak söz konusu olamaz. Denetlenen kuralın kabul edilebilir sınırda olmadığını belirtmek yeterlidir. Yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gerekir. Amaçla araç arasındaki makul ölçüyü aşmış görülen yeni sınırlamanın uygun olmadığı ortadadır. Nasıl il ve ilçelerin tümünde örgütlenme koşulu, savunulabilecek bir düzey değilse buna çok yakını oranda aynı niteliktedir. Bir siyasi partinin seçimlere katılmasını güçleştirmek ya da engellemek seçilme hakkının özüne zarar verir. 8. maddenin getirdiği sınırlama, amacı aşarak, seçme hakkının kullanılmasını demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde zorlaştırdığından Anayasa’nın 13. ve 67. maddelerine aykırıdır.

“2 – Anayasa’nın 68. maddesi yönünden inceleme:

“Siyasi partileri demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez öğesi sayan bu madde karşısında, seçimlere katılmalarına güçlükler çıkarılması doğru olamaz. İlkeyle bağdaşmayan uygulama başlıca aykırılıktır. Partilerin serbest çalışmaları, olağandışı engellere bağlı tutulmamaları demokratik hukuk devletinin doğal gereğidir. Kamu yaran için getirilen sınırları aşmayan düzenlemeler sakıncasızdır. Seçme ve seçilme hakkının kullanılmasını engelleyici boyuttaki sınırlamalar ise amaçla bağdaşmaz. 

“Ülke genelinde baraj” ve “seçim çevresi barajı” ile yeterince sınırlama getirilmişken bunlara ek olarak seçime katılma koşullarım ağırlaştırmak demokrasiye uygun düşmemektedir. Siyasi partilerin amaçlarına ulaşabilmeleri için gerekli, yeterli olanaklara sahip olmaları zorunludur.” sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı da YSK’nun “makul, kabul edilebilir sınırları” aştığını ve giderek görevi kötüye kullanarak yasanın emredici kurallarına aykırı kararlar verildiğini kanıtlamaktadır.

5- Ayrıca ve önemle belirtelim ki; Yargıtay Cumhuriyet Savcısı İsmail Hakkı Şentürk tarafından kaleme alınmış 25/11/2014 tarihinde Hakemli, Dergi Park Dergisi’nde yayımlanmış “TÜRK HUKUKUNDA SİYASİ PARTİ SİCİLLERİNİN TUTULMASI” başlıklı makalede de; “Siyasi Parti Sicillerinin Tutulması Sırasında Yaşanan Sorunlar” başlığı altında konu incelenmiş ve; “Siyasi parti ilçe, il ve büyük kongrelerinin kanun ve tüzüklerinde gösterilen sürelerde yapmamaları ya da yapamamaları halinde siyasi partiyi kongre yapmaya zorlayan yasal bir müeyyide bulunmamaktadır.” denilmektedir. (Bkz. dergipark.gov.tr›download/article-file/155572)

Bir zamanlar kendisi de Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak Siyasi Partiler Bürosunda çalışmış olan ve aynı zamanda Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Doktora Bölümü öğrencisi olan yazarın bu makalesi 01/04/2014 tarihli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi’nin 4. Sayısında da yayımlanmıştır.

Görüldüğü gibi, yasa kurallarının objektif yorumu yapılınca “siyasi partilerin kongre yapmamalarının ya da yapamamalarının” herhangi bir müeyyidesi bulunmamaktadır. Ancak olayımızda YSK ve şu anki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu siyasi partiyi seçimlere sokmamak gibi en ağır müeyyide ihdas etmektedirler. Böyle bir durumun hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, yasaların genelliği ve objektifliği ilkeleri ile uyuşmadığı açıktır.

6- Bir an için Yargıtay Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu ve YSK tarafından yasaya aykırı biçimde getirilen “ilçe kongrelerini yapmış olma” kuralı kabul edilse bile bunu uygularken bile Siyasi Partiler arasında eşit davranma yükümlülüğü ihlal edilmektedir.

Örneğin İYİ Partinin anılan il ve ilçe kongrelerini tamamlamadığı bütün kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Nitekim kendisi de bir hukukçu olan Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol, 23/04/2018 tarihli yazısında kurulunuzun İYİ Parti ile ilgili kararını eleştirmiş ve şöyle demiştir:

“İYİ Parti seçimlere girmenin şartlarını gerçekleştirmişti:

– İllerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel belirli oranda teşkilat kurmuştu…

– Yine altı ay evvel kurucular büyük kongresini yapmıştı.

Evet il ve ilçe kongrelerini tamamlamaya vakit bulamamıştı ama bu seçimlere girmeye engel değildi.  

Nitekim Emine Ülker Tarhan’ın Büyük Anadolu Partisi (BAP) 14 Aralık 2014’te kurulmuş, kurucular kongresini yapmış ve hiçbir il ve ilçe kongresini yapmadan, sadece atanmış teşkilatlarla ve YSK kararıyla 7 Haziran 2015 seçimlerine girmişti.

BAP’ı seçimlere sokup da hukuki ve siyasi durumu daha kuvvetli olan İYİ Parti’yi seçimlere sokmamak düşünülemezdi. 

YSK’nın bu konuda tereddütler geçirmiş olması üzücüdür.”

T. Akyol’un yazısında adı geçen BAP ile müvekkil HKP de aynı durumdadır ve anılan seçimlere katılan partiler arasındadır.

Ayrıca diğer pek çok partinin aynı biçimde il ve ilçe kongrelerini tamamlamadığı ortadadır. Eğer yasaya aykırı olarak getirilen il ve ilçe kongrelerinin tamamlanması kuralı eşit olarak uygulanırsa mecliste grubu bulunan partiler dışında hiçbir parti seçime katılamaz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da YSK’da da yasakoyucunun yerine geçerek koydukları hukuk dışı kurallarla eşitlik ilkesini, objektif ve tarafsız olma kuralını ihlal ederek siyasi partiler arasında seçmece yapmaktalar ve istenilen partilerin seçime katılabileceğine hükmetmekteler.. Bu kararlar hiçbir şekilde hukuki değildir, siyasidir. Keyfidir.

Anayasal bir kurum olarak kendilerine emanet edilen seçim işlerinde görevlerini kötüye kullanmak suretiyle meclis dışında tutulan partilere engel çıkartılmaktadır. Kendilerini Anayasa ve yasa kuralları ile bağlı görmeyip, siyasi içerikli kararlar vermektedirler. Örneğin; Hüda Par’ın itirazının yıldırım hızıyla kabul edilerek gerekçesi hemen yayınlanırken, müvekkil partinin itirazının gerekçesinin bekletilmesi de bunun işaretidir.

SONUÇ VE İSTEM……: Sunulan nedenlerle;

2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesi ile 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasının 14/11. Maddelerini ve 7062 sayılı YSK Yasasının 3 ve 6. maddelerini ihlal yoluyla Görevi Kötüye Kullanmak suçunu işleyen şüpheliler hakkında TCK; 257 maddesi uyarınca Genel Hükümlere göre soruşturma yürütülerek cezalandırılmalarının sağlanmasını vekaleten arz ve talep ederiz. 27/04/2018

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ VEKİLLERİ

Av. Metin BAYYAR            Av. Sait KIRAN Av. Azime Ayça OKUR