Nakliyat-İş üyesi Topkapı Ambarları İşçileri, Toplu İş İlişkileri Yasasını protesto etmek için işbaşı yapmayarak eylem yaptı >>> 15.10.2012

15.10.2012
205
A+
A-

Kurtuluş Yolu/İstanbul

 Topkapı Nakliyeciler Sitesi girişinde saat 10.30’da toplanan işçiler, sendikanın İstanbul Şubesi’nin bulunduğu 4. Blok’a kadar sloganlarla yürüdü.

Kitlesel ve coşkulu bir biçimde gerçekleşen eylemde, “DİSK”, “Sendikal Barajlar Kaldırılsın, Sözleşme Hakkımız Engellenemez”, “Kahrolsun Sarı Sendikacılık”, “Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz, “İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız” pankartları ve “TÜRK-İŞ+HAK-İŞ Yönetimi İhanetinin Bedelini İşçi Sınıfımıza Verecektir”, “İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız”, “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek”, “AKP’nin Kölelik Yasalarına Boyun Eğmeyeceğiz”, “Kölelik Yasalarına Hayır” dövizleri açıldı.

Protesto eyleminde DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu bir açıklama yaptı.

Eyleme,  DİSK eski Genel Başkanı CHP Milletvekili Süleyman Çelebi, Devrimci Yapı İş Sendikası Genel Başkanı Dursun Açıkbaş ve Genel İş Sendikası Şube Başkan ve yöneticileri destek verdi.

Protesto eyleminde Süleyman Çelebi de bir konuşma yaptı.

S. Çelebi konuşmasında, Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısında büyük oyunlar olduğunu söyleyerek; barajın % 10’dan % 1’e indirilmesinin de bir oyun olduğunun altını çizdi. Bu büyük oyuna karşı Nakliyat-İş Sendikası’nın bugüne kadar kararlı bir şekilde mücadele ettiğini ifade etti. Tüm sendikaların kitlesini alanlara indirmesi gerektiğini vurgulayarak, “Dışarıda gücünüz neyse parlamentoda da onu görürsünüz. Mücadelenizi ne kadar birleştirirseniz, parlamentoda da o kadar destek alırsınız”, dedi.

Aşağıda DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun yaptığı açıklamayı olduğu gibi yayımlıyoruz:

 Yerli-yabancı Parababaları kâra doymuyor.

Ülkemizi kendileri için “dikensiz gül bahçesine, ucuz işgücü cennetine” çevirmek istiyor.

Başta TOBB olmak üzere, TİSK gibi işveren örgütleri ve onların siyasi iktidarı olan AKP, Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısıyla sözde işçi örgütleri olan sarı konfederasyonlarla el ele vererek bu sürece ortak olmaktadır.

1980 yılında 12 Eylül Faşizmi, ABD Emperyalizminin bir projesi olarak hayata geçmiştir. CIA tarafından koşulları hazırlanmış ve Finans-Kapitalistlerin en gerici-açık diktatörlüğü olan faşist cunta işbaşına gelmiştir. 1961 Anayasasının tüm demokratik düzenlemeleri ile beraber, sendikalar ve toplu iş sözleşmesi yasaları bizzat TİSK (Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonu) temsilcileri tarafından İtalyan Faşist Mussolini’nin yasalarından esinlenerek değiştirilmiştir. 274 Sayılı Sendikalar Yasasının yerine 2821 Sayılı Yasa, 275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Yasasının yerine de 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev-Lokavt Yasası çıkartılmıştır.

 Değerli Basın Emekçileri;

1980 öncesi Türkiye nüfusu 45 milyon, sendikalı-toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanan işçi sayısı farklı rakamlar olmakla birlikte 1,2-1,5 milyon arasındadır. Bu da toplam işçi sayısının % 25- % 30’udur. İşçilerin-emekçilerin ulusal gelirden aldıkları payı ise % 33’lerdedir.

2012 yılında ise Türkiye nüfusu 75 milyon, sendikalı-toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanan işçi sayısı 500-600 bindir. TİS kapsamındaki sendikalı işçilerin SGK’ye kayıtlı işçilere oranı % 5-6’dır. TÜİK’e göre kayıt dışı çalışanların oranı ise % 48 civarındadır. TİS kapsamındaki sendikalı işçilerin, SGK’ye kayıtlı ve kayıtlı olmayan toplam işçilere oranı ise % 3’lere düşmektedir. İşçi ve emekçilerin ulusal gelirden aldıkları pay ise % 10’lara düşmüştür.

Forbes Ekonomi Dergisi’ne göre Türkiye’de 2011 verilerine göre Dolar milyarderlerinin sayısı 39’a, zenginlikleri ise 87 milyar Dolardan 104 milyar Dolara çıkmıştır.

Türkiye, ulusal gelirin paylaşımında dünyanın en adaletsiz ülkelerinin başında gelmektedir. En zengin % 20’lik kesim milli gelirin % 50’ye yakınını almaktadır. En yoksul % 20’lik kesim ile en zengin % 20 arasında 11 kat fark bulunmaktadır.

Ülkemizde yine İş Yasasına göre haftalık çalışma süresi 45 saat olmasına karşın AB İstatistik Kurumu Eurostat’a göre bu 52.1 saate çıkmaktadır. Türkiye’de işçiler, Avrupa ülkeleri ortalamasına göre haftada 12 saat fazla çalışmaktadırlar.

Her gün iş cinayetleri sonucu işçi ölümleri giderek artmaktadır. 2012 yılında SGK verilerine göre ilk 6 ay içinde iş cinayetleri sonucu yaşamını yitiren işçi kardeşlerimizin sayısı 363’tür. Bu sayıya kayıt dışı sigortasız çalışan işçi ölümleri dâhil değildir. Bunun sayısı bilinmemektedir. Yalnız Eylül ayı içerisinde iş cinayetlerinden ölen işçi sayısı 83’tür.

Ayrıca, güvencesiz, kuralsız, esnek çalışma bir kural haline gelmiştir. Ülkemizde Ulusal İstihdam Stratejisi Programının (Yeni Ucuz İşgücü Stratejisinin) hayata geçmesi ile bu çalışma biçimi daha etkin ve yasal duruma gelecektir.

 Değerli Basın Emekçileri;

İşçi Sınıfımız giderek daha ağır koşullarda, güvencesiz, örgütsüz, uzun çalışma saatleri, iş cinayetleri ile karşı karşıya kalarak düşük ücretle kölelik koşullarında çalışmaya mahkûm edilmektedir. İşçi Sınıfımız yoksullaşırken, sermaye sınıfı daha da zenginleşmektedir. Sermeye sınıfı yerli-yabancı Parababaları kâra doymamakta, sömürüsünü giderek artırmaktadır.

Böylesi bir tabloda hangi adaletten, sosyal devletten, hukuk devletinden söz edilebilir?

TBMM gündemindeki “Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı” ile ekonomik-demokratik haklarına sahip çıkmaya çalışan örgütlerin, sendikal mücadeleci işçi kitlesinin de tasfiye edilmesi amaçlanmaktadır. İşçi Sınıfı Sendikalarını, sermaye düzeninin örgütleri durumuna dönüştürmenin hesabı yapılmaktadır. Sendikaların sermaye düzenine karşı mücadele örgütleri değil, işçilerin yardımlaşma derneği, vakfı vb. duruma getirildiği bir düzen yaratılmak istenmektedir.

 Bir kez daha söylüyoruz;

DİSK Araştırma Enstitüsünün (DİSK-AR’ın) raporuna göre,

– Bu yasa Tasarısının yasalaşması durumunda kayıtlı işçilerin % 58’inin (6.5 milyonun) bulunduğu 8 iş kolunda işçiler sözleşme yapabilecek sendika bulamayacaktır.

– Kayıtlı işçilerin % 28.5’i tek sendikaya üye olmak zorunda kalacak, yani sendika seçme özgürlüğü geçmişte kalan bir özgürlük olarak kalacaktır.

– Şu an % 10 olan süre içerisinde % 3 olacak olan iş-kolu barajı bazı iş kollarında % 24’e yükselecektir. Yasanın çıkması ile ilk olarak 30 bin, sonraki dönemlerde ise 276 bin işçi sözleşme hakkını kaybedecek.

– TÜRK-İŞ’e bağlı 17, HAK-İŞ’e bağlı 5, DİSK’e Bağlı 6, Bağımsız 1 sendika yetkisiz kalacaktır.

– 51 yetkili sendikadan 29’unun yetkisi düşecektir.

– Üyelikte getirilen e-devlet yöntemi ile işçi ile sendikası arasına baştan devlet-işveren girmektedir.

– Grev yasakları genişleyerek devam etmektedir.

– Sendikaların işleyişine, örgütlenme, toplu iş sözleşmesi, grev hakkına devletin müdahalesi her aşamada getirilen düzenlemelerle daha da artmaktadır.

 Sendika üyesi olanların iş güvencesi ortadan kaldırılmaktadır.

 Değerli Basın Emekçileri;

Kara taşımacılığı işkolunda 2009 Çalışma Bakanlığı verilerine göre çalışan işçi sayısı 140.000,  % 10 işkolu barajı ise 14.000’dir. Yasa ile kara, hava, demiryolu taşımacılığı, Taşımacılık İşkolu adında birleştirilmektedir. İşçi sayısı 700.000’e, % 3 barajı 21.000’e çıkmaktadır. Ve % 3 işkolu barajı ile TİS yapacak sendika kalmamaktadır.  % 10 olan baraj sözde % 3’e düşmekte ama aslında bu işkolunda  % 15’e çıkmaktadır.  Hem yasa ile hem de işkolu birleşmesi ile işçiler ve sendikalar iki kez cezalandırılmaktadır. Tümden örgütsüz bırakılmaktadır.

Çalışma Bakanlığındaki işyerlerinin hangi işkoluna girdiğine ilişkin tespitleri ile buralarda çalışanlarla ilgili verilen veriler hiçbir gerçekliği yansıtmamaktadır. Bu durum Çalışma Bakanlığı bürokratları tarafından da kabul edilmektedir. İşyerinin hangi işkoluna girdiğini belirleyen tescil, tamamen işverenlerin beyanları üzerine yapılmaktadır. Sağlıksız bir veritabanı üzerinden sendikaların barajı aşıp aşmadığına karar verilmektedir.

Kendisine İşçi Konfederasyonu diyen ancak yaptıkları protokol ve sendikacılıkla sermeye düzeninin bir parçası durumuna düşen TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ yönetimleri bu sürece ortaktır. TOBB, TİSK, Çalışma Bakanı ile imzalanan protokol bir ihanet belgesidir. Bunun hesabı İşçi Sınıfına verilmelidir. Bunlar için İşçi Sınıfı çıkarları yerine asıl olan sermaye düzeninin çıkarlarına sahip çıkmaktır.

 Değerli Basın Emekçileri;

İşçi Sınıfı Mücadelesi evrenseldir. Sendikaların örgütlenmesinde, sözleşme ve grev haklarına ilişkin uluslararası kriterlerde, sözleşmelerde ILO normları esas alınmalıdır. Demokrasiden, işçi, sendika,  insan haklarından söz ediyorsak yapılması gereken budur.

Ülkenin, ekonomik, toplumsal gelişmesi, ekonomik eşitliğin ve adaletin sağlanması ancak İşçi Sınıfının ekonomik, demokratik mücadelesinin gelişmesi ile mümkündür. Dünyadaki ülkelerin toplumsal ve ekonomik gelişmeleri de böyle olmuştur.  İşçi Sınıfının mücadelesi toplumsaldır. Sermaye Sınıfı ancak kendi dar sınıfsal çıkarlarını düşünür, daha fazla sömürü ve kârı amaçlar.

DİSK olarak her türlü baskıya, polis barikatlarına, gaz bombalarına, biber gazına, ihanete karşın, İşçi Sınıfımızın tarihsel haklılığıyla, deneyimlerimizle, geleneklerimizle, mücadelemize devam edeceğiz. DİSK kurulurken kimseden icazet almadı. DİSK’i İşçi Sınıfımızın mücadelesi yaratmıştır. 15-16 Haziran Şanlı Direnişlerimiz, DGM Direnişleri, Faşizme karşı ihtar eylemleri, gerici MC iktidarlarına karşı Grevlerimizle, direnişlerimizle dopdolu bir mücadele tarihidir DİSK’in tarihi.

İşçi Sınıfımızın, DİSK’in mücadeleci sendikacılığının cendereye alınmasına, tasfiye edilmesine karşı kararlılıkla mücadelemiz devam edecektir.

 İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!

Yaşasın DİSK!

                                                                                                                             Nakliyat-İş Sendikası

                                                                                                                                 Genel Merkezi