Kurtuluş Partililer Ustalarını O’na layık şekilde andılar

12.10.2012
202
A+
A-

Yine bir 11 Ekim günü… Bir tarafta Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılmasının yüreğimizde yarattığı hüzün, diğer tarafta O’nun, biz düşünce oğullarına ve kızlarına bıraktığı teorik-pratik mirasın yarattığı özgüvenle devrimci kavgaya daha da sıkıca sarılışımız…

Bir tarafta Usta’mızın destansı yaşamından belleğimize birer çivi gibi kazınmış olan devrimci pratikler, diğer tarafta O’na layık öğrenciler olabilmek için verdiğimiz mücadelenin bizlerde yarattığı ağır sorumluluk.

İşte bu duygularla karşılarız biz Kurtuluş Partililer 11 Ekimleri. O gün, biz gerçek devrimciler için mücadele azmimizin daha da bilendiği gündür. O gün, biz gerçek devrimciler için devrimci kavga ateşinin daha da harlandığı gündür. O gün Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı gibi bir öndere sahip olmanın yarattığı haklı gururu yaşama günüdür. O gün Kıvılcımlı Usta ve ömürlerini Devrimci Mücadeleye vakfetmiş Devrim Ustalarına karşı görevlerimizin, sorumluluklarımızın muhakemesini yaptığımız gündür. 

Dünya tarihi her zaman dahiler, kahramanlar yetiştirmiyor ne yazık ki. İnsanlık tarihinin her döneminde bir Spartaküs, bir Şeyh Bedrettin, bir Marks-Engels, bir Lenin, bir Che yetişmiyor. Ama bu kahramanlar bir kez yer ettiler mi halkların bilincinde, artık onların miraslarını yok etmeye, adlarını unutturmaya hiçbir güç yetmiyor. Ne Parababalarının azgın saldırıları, ne en yakın arkadaşları bildikleri paçavraların ihanetleri, ne de bedenlerinin toprağa düşmesi, onların unutulmalarına yetmiyor.

İşte o dahilerden, kahramanlardan biri de bu ülke topraklarında yetişmiş olan Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’dır.

 Her 11 Ekim’de olduğu gibi bu yıl da Usta’mızın ölüm yıldönümünde İstanbul Topkapı Mezarlığında bir anma etkinliği gerçekleştirdik. Etkinliğimiz, Yoldaşlarımızın Topkapı tramvay durağında bir araya gelmesiyle başladı. Burada kortejimizi oluşturduktan sonra coşkulu sloganlarımızı haykırmaya başladık.

Mezarlığa doğru yürümeye başlamamızla coşkumuz doruk noktasına ulaştı. “Kızıl savaş bayrağı Hikmet Kıvılcımlı”, “Kıvılcımlı yaşıyor, Kurtuluş Partisi savaşıyor”, “Davamız Halkın Kurtuluş Davasıdır”, “Örgütsüz halk köle halktır, örgütlü halk yenilmez” sloganları eşliğinde Usta’mızın mezarı başına geldik.

Burada açılış konuşmasını Partimiz MYK üyesi Safiye Arslan Yoldaş gerçekleştirdi. Yoldaşımızın yaptığı coşkulu selamlamadan sonra Usta’mız nezdinde tüm devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirdik. Ardından Usta’mızın mezarı başında anma konuşmasını gerçekleştirmek üzere sözü, Partimiz Başkanlık Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Av. Ali Serdar Çıngı Yoldaş aldı.

Coşkulu konuşmasına Engels Usta’nın Marks Usta’yı anlattığı paragrafları okuyarak başlayan Yoldaşımız, Marks’ın yaşamıyla Usta’mızın yaşamı arasındaki benzerliklere dikkat çekti. Usta’mızın da tıpkı Marks Usta gibi yaptığı araştırmalarda hiçbir konuyu yüzeysel biçimde ele almadığını, tıpkı Marks gibi ender görülür bir tutku, bir direngenlik ve bir başarı ile savaştığını, önüne çıkan her engeli en ufak bir tereddüt yaşamadan aştığını vurguladı.

Çıngı Yoldaş konuşmasına, Türkiye ve dünyada yaşanan son gelişmeleri şaşmaz teorimizle değerlendirerek devam etti. Usta’mızın yaptığı saptamaların doğruluğunun, bugün Ortadoğu’da yaşananlarla ispatlandığını Suriye özelinde ortaya koydu. Suriye’deki emperyalist komploya değinerek halk düşmanı Tayyipgiller’in, kanlı zalim ABD ve AB Emperyalistlerinin taşeronluğunu yaptığını dile getirdi.     

Yoldaşımız konuşmasında ayrıca; Kürt Meselesi, Ermeni Meselesi, Ergenekon Meselesi, Kıbrıs Meselesi, Ortaçağcı İrtica gibi konulara da yer verdi. Yoldaşımızın coşkulu konuşmasının tamamlanmasının ardından Usta’mızın öğrencisi, Devrimci Sendikacılığın bayrak ismi, Türkiye İşçi Sınıfına onlarca işgal, grev, direniş armağan etmiş olan İsmet Demir Yoldaş’ın mezarına geçildi.

İsmet Demir Yoldaş’ın mezar başı konuşmasını Sancaktepe İlçe yöneticimiz Deniz Bin Yoldaş gerçekleştirdi. Deniz Yoldaş konuşmasında İsmet Demir’in kararlı mücadelesini anlattı ve her birimizin de O’nun gibi gözümüzü kırpmadan İşçi Sınıfı Mücadelesine dalmamız gerektiğini belirtti.

İsmet Demir Yoldaş’ı da hakkıyla andıktan sonra tekrar kortej oluşturarak, sloganlar eşliğinde mezarlığın dışına doğru yürüyüşe geçtik ve mezar başı anma etkinliğimizi sonlandırdık.

Kıvılcımlı Usta’nın Ankara ve İzmir’deki düşünce oğulları ve kızları da 11 Ekim’de Ustalarını andılar. Ankara’da Karanfil Sokak’ta saat 19.00’da gerçekleştirilen basın açıklamasında Usta’mızın destansı yaşamı ve devrimci kararlılığı anlatıldı. İzmir’de de saat 18.30’da Konak YKM önünde gerçekleştirilen basın açıklamasıyla Usta’mızın kızıl soluğu İzmir Halkıyla buluştu.

Usta’mızı anma etkinlikleri kapsamında ayrıca 02 Aralık 2012 saat 11.00’da Maltepe Belediyesi Küçükyalı Kültür Merkezi’nde bir salon anması gerçekleştireceğiz.

 Kurtuluş Partililer

Mezar Başında Yapılan Konuşma Metni:

 Sevgi ve saygıdeğer basın emekçileri, konuklar, yoldaşlar;

  İnsanı, doğayı, vatanı, halkı sevmenin büyük ustası ve insanı, doğayı, vatanı ve halkları en acımasız sömürüye, işkenceye, zulme uğratan kanlı zalim emperyalistlere ve onların satılmış, hain her türden uşaklarına karşı başkaldırının, direnmenin, mücadelenin yıldırılamaz savaşçısı Türkiye Devrimi’nin Başeğmez Önderi Hikmet Kıvılcımlı’yı bedence aramızdan ayrılışının 41’inci yıldönümünde anıyoruz.

  Yoldaşlar!

 Bundan tam 129 yıl önce aramızdan yalnızca bedence ayrılan Dünya İşçi Sınıfı ve ezilen halklarının büyük Ustası Karl Marks’ın mezarı başında onun en yakın arkadaşı hatta kardeşi ve hatta Kıvılcımlı’nın deyişiyle onun yarısı olan Engels Usta şöyle anlatıyordu Marks’ı:

 “Yaşayan düşünürlerin en büyüğü artık düşünmez oldu. (…) Nasıl ki Darwin organik doğanın gelişme yasasını (…) bulduysa Marks da insan tarihinin gelişim yasasını,  o temel olguyu buldu. Ama hepsi bu değil. Marks günümüz kapitalist üretim tarzı ile onun sonucu olan burjuva toplumun özel gelişim  yasasını da buldu”.(…)

 “Bu çapta yapılmış iki keşif, bir ömür için yeter de artardı bile.

  “Öylesi keşiflerin birini bile başarabilene ne mutlu!”

 Ama Marks araştırmada bulunduğu her alanda (bu alanların sayısı çoktur ve bir teki bile yüzeysel irdelemelerin konusu olmamıştır), hatta matematik alanında bile, özgün buluşlar yaptı” (…)

 (…) “Çünkü Marks, her şeyden önce bir devrimciydi”. Diyordu Engels.

 “Kapitalist toplum ile onun yaratmış bulunduğu devlet kurumlarının yıkılmasına şu ya da bu biçimde katkıda bulunmak, (…) modern proletaryanın kurtuluşuna yardımda bulunmak, onun gerçek yönelimi işte buydu. “Dövüş onun yapıtaşıydı. Ender görülür bir tutku, bir direngenlik ve bir başarı ile savaştı o”. (…)

   (…)“İşte onun içindir ki, Marks; çağının en çok kin beslenilen ve en çok çamur atılan insanı oldu. Müstebit hükümetlerce olduğu kadar Cumhuriyetlerce de sürgün edilip sınır dışı çıkarıldı; tutalak (muhafazakar) burjuvalarca olduğu kadar, aşırı uç demokratlarca da iftiralara boğuldu. Bütün bu çamurları o, başını bile çevirmeksizin, çerçöp gibi yolu üstünden iteliyor ve aşırı kertede gerekli saymadıkça karşılık vermeye değmez buluyordu. Marks, Sibirya maden kuyularından kalkıp, Avrupa’dan geçerek Kaliforniya’ya dek yeryüzünü uçsuz bucaksız bir tespih tanesi gibi kaplamış bulunan milyonlarla devrimci işçilerin derin saygısı, sevgisi ve gözyaşları içinde öldü.”

  “Adı yüzyıllar boyunca yaşayacak, eseri de”!

  Yoldaşlar!

 Bu ne yaman diyalektiktir ki; Engels Usta, Marks’ı ve hayatını anlatırken adeta Kıvılcımlı Usta’yı ve onun hayatını anlatıyor, hem de 129 yıl öncesinden. Engels “kendisine böyle bir tek buluş yapma nasip olana ne mutlu” diyordu. Evet, ne mutlu ki Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı da Ustaları Marks-Engels-Lenin gibi dünya insanlığına bir buluş hediye etmiştir. Ve böylece onların mertebesine yani Ustalık mertebesine erişmiştir. O Antika Tarih’in üzerinde örtülü olan şalı kaldırmış, insanlığın 6000 yıldır karanlıkta kalan dönemini aydınlığa kavuşturmuştur Tarih Devrim Sosyalizm adlı anıt eserinde.

 “Ama Marks araştırmada bulunduğu her alanda (bu alanların sayısı çoktur ve bir teki bile yüzeysel irdelemelerin konusu olmamıştır), hatta matematik alanında bile, özgün buluşlar yaptı.”  diyordu Engels.

 Kıvılcımlı da aynı Ustaları gibi ve onların öğüdüne uyarak birçok alanda orijinal araştırmalar yapmıştır. Kıvılcımlı yazdığı onlarca cilt kitap ve binlerce sayfa tutan yazılarıyla ülkesinin sınıf ilişki ve çelişkilerini çözümlemiş; devrim stratejisini ve taktiklerini netçe belirlemiştir. “Devrim Nedir?” anıt eseriyle Devrim sorununu çözümlemiştir. Devrimin yapıcısı, “devrimci nasıl olunur?” sorusuna kendi yaşamıyla en güzel cevabı vermiştir. Ülkesinde kapitalizmin gelişimini ve emperyalizm olgusunu kanıtlamış,  Ulusal Sorunu irdelemiş ve çözümünü göstermiştir. Yine Kadın Sorunu’ndan, Dil konusuna kadar birçok konuya açıklık getirmiştir. Kısacası döneminin dünya ve ülke sorunlarının hemen hepsini incelemiş ve devrimci teorinin ışığını düşürerek aydınlığa kavuşturmuştur.

  Yoldaşlar!

 Günümüzde dünyanın en can alıcı meselesi yaşanmaktadır yanıbaşımızda, sınırdaşımız Suriye’de. Bugün itibariyle Suriye Meselesi adeta dünya meselesidir. Çünkü başta kanlı zalim ABD Emperyalizmi ve Batılı emperyalistler, Ortadoğu’yu ve Orta Asya’yı, Afrika’dan Çin’e kadar yeniden şekillendirmek için adına “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” veya “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP)” dedikleri projelerini hayata geçirmeye başlamışlardır. Bu proje Sosyalist Kamp yıkılmadan önce oluşturulan Yeşil Kuşak Projesi’nin devamı olan Ilımlı İslam Projesidir. Hatta günümüzde CIA İslamı-Amerikan İslamı projesidir. Bu projenin hayata geçmesi için öncelikle Ortadoğu’da İsrail’e karşı net tutum alan, emperyalistlere teslimiyeti kabul etmeyen, laik Esad Yönetimi’nin devrilerek, emperyalistlere uşaklık edecek şeriatçı CIA İslamcılarının iktidara getirilmesi gerekmektedir. Emperyalistler bu planı hayata geçirmek için satılmış, hain, kendilerine uşaklık etmekte sınır tanımayan, antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının temsilcisi, CIA İslamı’nın Türkiye’de hayata geçirilmesi için görevlendirdikleri Tayyipgiller İktidarı’nı kullanmaktadır.

 Suriye’de Esad Yönetimini devirebilirlerse ardından İran düşürülecektir. Irak zaten kadın-çocuk demeden, bir buçuk milyon insanın katledilmesiyle sonuçlanan bir işgalle düşürülmüştür.

 Eğer bu plân başarılı olursa İran’dan sonra sırada ülkemiz vardır. Türkiye, en az üçe bölünmek istenmektedir. Yani “Yeni Sevr” hayata geçirilecektir AB-D emperyalistlerince. Bu alçakça plânın yani BOP’un hayata geçirilmesi için de yine vatan haini Tayyipgiller kullanılacaktır.

  Kardeşler!

 Hikmet Kıvılcımlı, Ortadoğu’yu “Kaynayan Petrol Kazanı”na benzeterek bugün yaşananları büyük bir öngörüyle görmüş ve göstermiştir bizlere. Emperyalistlerin, düzenlerini sürdürmek için muhtaç oldukları petrolün kontrolünü ellerinde tutmak amacıyla, Siyonist İsrail Devleti’ni bir hançer gibi Ortadoğu’nun bağrına sapladığını belirtmiştir Kıvılcımlı.

 Kıvılcımlı Usta aynı zamanda yine dâhiyane bir öngörüyle Arap Halkları içinde devrimci bir mayalanma olduğunu göstermiştir. Bugün “Arap Baharı” denilen olaylar onun engin öngörüsünün ispatlanmasıdır.

 Evet, mayalanmanın sonucundaki kabarma ve ayaklanma gerçek bir devrimci önderlik olmadığı ve programsız olduğu için emperyalistlerin denetimine girmiştir. Ancak öte yandan halklar kendi güçlerinin farkına varmışlardır. Emperyalistlerin ve yerli uşaklarının bir halk ayaklanmasıyla nasıl da devrilip yenilebileceğini yaşayarak görmüşlerdir.

 Arap Halkları en son Libya’da, şu anda dünyanın en güçlü ülkesinin en korunaklı adamlarından birini, yani ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli ajanlarından Libya Büyükelçisi’ni öldürmüşlerdir kendi büyükelçilik binalarında hem de emperyalistlerin Kaddafi’ye yaptığı gibi linç ederek. Böylece dünya halklarına emperyalistlerin sanıldığı kadar da güçlü olmadığını göstermişlerdir.

  Yoldaşlar!

 Hikmet Kıvılcımlı, ülkemizin en önemli meselesi olası Kürt Meselesi’ni de daha 1930’lu yıllarda görmüş, incelemiş ve çözümünü de netçe ortaya koymuştur. Onca yıl sonra onun saptadıklarında nitelikçe bir şey değişmemiştir.

  Halkın Kurtuluş Partisi, Kıvılcımılı’nın çözümlediği bu meseleyi günümüz koşullarında şöyle formüle etmektedir: Bugün Kürt Meselesi’nin iki çözümü vardır.

 Biri emperyalistlerin gerçekleştirmek istediği “Burjuva Çözüm”,

 Diğeri de biz gerçek devrimcilerin çözümü olan “Devrimci Çözüm”.

 Biliyoruz ki biz çözemezsek, emperyalistler yukarıda anlattığımız projelerine uygun olarak, Ortadoğu’nun bağrına ikinci bir “İsrail Hançeri” saplayacakladır. Ne yazık ki dilimiz varmasa da süreç bu yönde akmaktadır.

 Neden böyle olmaktadır?

 Çünkü bizim savunduğumuz Devrimci Çözümü kavrayan başka devrimci siyasi yapı yok bugün. Birçok meselede olduğu gibi bu sorunun çözümü için mücadele ederken de tek başımıza kalıyoruz.

 Sorunun sözde çözümü için gazetelerde, televizyonlarda neredeyse her gün yazıp konuşan, kendilerine aydın diyenlerin hemen tamamı dönek, hain ve satılmışlardan derleşiktir. Kendilerine devrimciyim diyenlerin de ezici çoğunluğu Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin çaycılığını yapmaktadır. Ve böylece kimi bilerek kimi gafilce Emperyalist Çözüme hizmet etmiş olmaktadırlar.

 Zaten bu siyasetler her önemli meselede aynı konumdadırlar. Yani kimileri bilerek, kimileri de uyurgezerce emperyalist projeleri savunmaktadırlar.

 Ermeni Meselesi’nde soykırım vardır diyerek emperyalistlerin ve yerli uşakları Tayyipgiller’in Yeni Sevr Projesi’ne destek vermektedirler.

 CIA Operasyonları olduğu apaçık olan Ergenekon, Balyoz gibi davaların aslında yurtsever, laik, Mustafa Kemalci asker, bilim insanı, gazeteci, yazar kısacası yurdumuz üzerinde uygulanan emperyalist projelere karşı çıkan tüm insanların sindirilmesi, korkutulması ve etkisizleştirilmesinin amaçlandığı gerçekliğini ya görerek ya da görmekten aciz olarak desteklemektedirler. “Sonuna kadar gidilmeli” diyerek Tayyipgiller’in ve Fethullahçıların yanında saf tutmaktadırlar.

 Yine Kıbrıs’taki iki halkın (Türk ve Rum Halkının), emperyalistlerin birliği olan, Avrupa Birliği’nde birleştirilmesini savunmaktadırlar bu hain ve gafiller. Böylece de adanın, Ortadoğu’nun ve Akdeniz’in kontrol altında tutulacağı, emperyalizmin batmayan bir uçak gemisi, üssü olması plânını savunarak emperyalistlere payanda olmaktadırlar.

 Hatta bunlardan bazıları Türk ve Kürt Halklarının birlikte verdiği Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nın ve Zaferi’nin olmadığını savunacak kadar ileri giderek emperyalistleri bile şaşırtmaktadırlar. Onlar ki Anadolu’nun emperyalist ordularca açık işgaline rağmen ve on binlerce insanımızın şehit düşmesine rağmen bu iğrenç, devrimcilikle zerrece ilişkisi olmayan görüşlerini devrimci görüş diye savunabilmektedirler.

 Onlar bu hainlik ve gafilliklerine devam ederken, Partimiz dünya ve Türkiye sorunlarının tamamını önceden duruca görerek ve çözüm yollarını göstererek o siyasal anlayışları hep suçüstü yakalamaktadır.

 Bunu nasıl başarmaktadır Partimiz?

 Çünkü o Lenin sonrasının Marksizmi-Leninizmi yani Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce ve davranışının ışığını düşürmektedir olaylara. O ışık düşürülünce de olaylar kendiliğinden aydınlanıvermektedir doğal olarak.

 İşte bu nedenle yani çoğu suçüstü yakalanmaktan, kimileri de ancak olaylar kafalarına vurunca ayıktıklarından bize yani Gerçek Proletarya Sosyalistlerine mesafeli veya düşman olmaktadırlar. Ancak biz bu duruma şaşırmıyoruz çünkü biraz önce belirttiğimiz gibi Marks’ın başına gelen, nasıl Kıvılcımlı’nın başına da neredeyse birebir gelmişse ve biz de onların gerçek devamcıları olduğumuza göre sonuç bizim için de aynı olmaktadır kaçınılmazca…

  Yoldaşlar!

 Ne diyordu yüce Engels: İşte onun içindir ki, Marks; çağının en çok kin beslenilen ve en çok çamur atılan insanı oldu. Müstebit hükümetlerce olduğu kadar Cumhuriyetlerce de sürgün edilip sınır dışı çıkarıldı; tutalak (muhafazakar) burjuvalarca olduğu kadar, aşırı uç demokratlarca da iftiralara boğuldu. Bütün bu çamurları o, başını bile çevirmeksizin, çerçöp gibi yolu üstünden iteliyor ve aşırı kertede gerekli saymadıkça karşılık vermeye değmez buluyordu.”

 Kıvılcımlı da Marks’la aynı kaderi paylaşmadı mı?

 Tek partili-çok parti tüm dönemlerde, Kıvılcımlı’yı yarı derebeyi Finans-Kapital devleti, 22 buçuk yıl zindanlarda tutarak yok etmeye çalışmadı mı? Hem de kimi zaman yıllarca, bir kez olsun güneş yüzü göstermeden ve her defasında en acımasız işkencelerden geçirerek…

 Devlet bunu yaptı da peki sözde demokrat ve sosyalist maskelilerin bir kısmı farklı mı davrandı?

 En dürüst görüneni bile hiçbir şey yapmadıysa yok saydı tüm yaptıklarını. O örneksiz teori ve pratiği olmamış saydı kendisinin değişiyle “susuş kumkuması” uyguladı.

 Bütün bu olanlar karşısında Kıvılcımlı ne yaptı peki?

 Elbette ki Önderi Marks’ın yaptığını: Bütün bu çamurları o, başını bile çevirmeksizin, çerçöp gibi yolu üstünden iteliyor ve aşırı kertede gerekli saymadıkça karşılık vermeye değmez buluyordu.”

 Kıvılcımlı da Marks gibi kendi topraklarının özdeyişini söyledi: “it ürür kervan yürür” dedi ve kendisini yok etmek isteyenleri, karaçalmak için birbiriyle yarışanları çerçöp gibi yolunun dışına attı ve doğru bildiği yolda milim sapmadan, hiç eğilmeden, duraksamadan yoluna devam etti.

 Onlara, Ustalara, bu zulüm yaşatıldı da onların en sadık öğrencisi, devamcısı olan bizlere farklı mı davranılacaktı?

 Kimi suçüstü yakalandıkları için saldırarak bizi korkutmaya, sindirmeye çalıştı. Ama bilmiyorlardı ki biz işkencede direnmeyi en büyük erdem sayan ve “muhallebi değil görev yapıyoruz, biliyoruz ki görev yaparken vurmak da var vurulmak da” diyen, düşman karşısında bir kez olsun diz çökmeyen yıldırılamaz Kıvılcımlı’nın yıldırılamaz yoldaşlarıyız.

 Kimileri de kıskançlıklarından yok saymaya çalışıyorlardı bizi. En iyisi bile “susuş kumkuması” uyguluyordu.

  Ne diyelim, gerçek devrimcilerin alınyazısı böyle yazılıyormuş demek ki…

 Biz de Ustalarımız gibi onlara “Sevrci Soytarı Sahte Sol” diyerek mahkûm ediyor, doğru bildiğimiz yolumuzda başeğmeden yürümeyi sürdürüyoruz.

  Kardeşler!

 Hikmet Kıvılcımlı yurtseverdir. Hem de öylesine değil ölümüne yurtseverdir.

 O, kendi deyişiyle bu ülkenin ikinci kategori insanlarının düşünmeye dahi cesaret edemeyeceği, yüzlerce kez uğratıldığı en kanlı işkencelere, sağlı-sollu uğradığı her türlü ihanete, yalnız Türkiye’ye değil, dünya devrimcileri içinde de, en uzun süre zindanlarda yatan birkaç devrimciden biri olmasına rağmen “bu kara topraklar” için bir an olsun nöbet yerini, yani yurdunu terk etmemiş bir yurtseverdir.

 Ne mutlu onun öğrencisi, devamcısı olan biz Kurtuluş Partililere ki, 12 Mart, 12 Eylül Faşizmlerinde her türlü baskıya, zulme rağmen tatlı canımızı düşünüp dışarı kaçmadık, yurdumuzu terk etmedik, böylece Usta’mıza layık olduğumuzu kanıtladık.

  Yoldaşlar!

 Kıvılcımlı halkseverdir hem de ne halksever.

 O, “Örgütsüz Halk Köle Halktır Örgütlü Halk Yenilmez” diyerek, bulduğu her fırsatta halkını örgütlemek için olağanüstü çaba göstermiştir. Örneğin halkımızın içinde yakıldığı, Parababalarının yarattığı İşsizlik ve Pahalılık cehenneminden kurtulması için birçok halkçı aydını da örgütleyerek İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD)’nin kurulmasını sağlamıştır. İPSD öncülüğünde büyük şehirlerde, halkın yoğun olarak katıldığı mitingler düzenlemiştir. Dışarıda kaldığı kısacık sürelerde halkın bilinçlenmesi ve başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere, tüm ezilen halkların örgütlenmesi için insanlık onurundan başka her şeyini İşçi Sınıfı Davasına vakfetmiştir.

  Yıllarca içerde yattıktan sonra dışarı çıkar çıkmaz, “sadece bir çay içimi kadar dinlendi” diye anlatır onu Vatan Partisi’ni birlikte kurdukları devrimci yazar Kerim Korcan. Vatan Partisi’ni,1954 yılında, kurucularından olduğu gerçek komünist partisini o anki zor durumundan kurtarmak, İşçi Sınıfını ve halkı örgütsüz bırakmamak için kurmuştur. Ve halkın ilgisini toplamaya başladığını gören vatan haini, emperyalizmin uşağı Menderes Hükümeti tarafından kapatılmış, Kıvılcımlı ve partili arkadaşları ağır işkencelerden geçirilerek zindanlara doldurulmuştur. Onlar mahkemeyi, Menderes Hükümeti’ni yargılama platformuna dönüştürmüş ve “Muhkem Kaziye” ile beraat ederek aklanmışlardır. Çıktıklarında, yaklaşık iki yıl hiç güneş yüzü gösterilmediğinden dişleri bir bir dökülmüştür. Kıvılcımlı tüm bu zulümlere yalnızca halkını canından çok sevdiği için katlanmıştır.

  Çünkü O, insanın hayvan yerine konulmasına karşı isyan etiği için sosyalist olmuştur. Ve bir kez olunca da son soluğunu verene kadar halkların kurtuluşu için, insanlığın kurtuluşu için, bıkmadan, usanmadan ve yılmadan mücadele etmiştir.

 Onun günümüzdeki Partisi de yani Partimiz de bu ülkenin en yurtsever, en halksever partisi olmakla gurur duymaktadır. Ve;Davamız Halkların Kurtuluş Davasıdır” diyerek, halkların bilinçlenmesi, örgütlenmesi için mücadeleyi bıkmadan, usanmadan, yılmadan sürdürmektedir.

  Yoldaşlar!

 Kıvılcımlı için, halkın kurtuluş mücadelesinde kadınlarımızın yeri apayrıdır. O, kadınlara sonsuz güvendiğini, onlarsız halkların kurtuluş davasının başarıya ulaşamayacağını, devrimin öncüsü olan partisinin programının amaç maddesine “yarımız olan kadını ön safta bulmak” diye yazarak, devrim mücadelesinin başarıya ulaşmasının kadınların mücadelenin en ön safında yer almasına bağlı olduğunu vurgulamıştır.

 Usta’mız için, Devrim Mücadelesinde Gençliğin de yeri çok özeldir. Parti Programı’nda “gençliğe sonsuz inanmak” diyerek, ona ne kadar inandığını kabartılandırmıştır. Yine “Yıldırılamaz Gençlik” diyerek, gençliğe ne denli güvendiğini göstermiştir Usta’mız.

  Yoldaşlar!

 Devrim mücadelesinin bugünkü taktik halkası; Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist ilkeler ışığında mücadele etmektir. Mücadelenin başarılabilmesi için bu ilkeleri doğru kavramak birinci koşuldur.

  Emperyalizme karşı olmadan Türkiye Devrimi başarılamaz. Ancak karşımızdaki emperyalizm sadece ABD Emperyalizmi değildir. Bazıları bu yanlışa düşmektedir. Şayet ABD Emperyalizmiyle birlikte Avrupa Birliği Emperyalizmine karşı da mücadele etmezsek devrimin başarılması olanaksızdır.

 Yine antifeodal mücadelede de Şeriata ve şeriatçı örgütlere ve şeriatçı Amerikan İslamcısı Tayyipgiller İktidarı’na karşı uzlaşmaz bir mücadele verilmez ise devrim mücadelesinin başarısız olması kaçınılmazdır. Kimi solcu, sosyalist geçinenlerin yaptığı gibi onlarla işbirliği, eylem birliği yapmak yanılgıların ve hatta ihanetlerin en büyüğüdür.

 Ve yine şovenizmi, sömürgeciliği kesinkes reddetmeden mücadele yürütmeye kalkarsak ve her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı olduğunu ikirciksiz kabul etmez ve ülkemiz özelinde Türk ve Kürt Halkının eşitlik, kardeşlik içinde gönüllü birliğini netçe savunmazsak devrim mücadelesinin başarısız olması yine kaçınılmazdır. 

 Yoldaşlar

 Kıvılcımlı Usta’yı anmak için toplandığımız bugünde, O’nu anlatmak için çok söze gerek var. Ama O yaşasaydı inanıyorum ki anlatılmasını, hele uzun uzun anlatılmasını hiç istemezdi. O nedenle bize düşen O’nu uzunca anlatmak değil. Çünkü O bizlerden, aslında herkesten, sadece ve sadece bir tek şey istedi; anlaşılmak!..

 Bu nedenle öncelikli görevimiz onu anlamaktır. Onu anlamak da, onun düşünce ve davranışını öğrenmek, öğretmek ve en önemlisi de o düşünce ve davranışı hayata geçirmektir.

 Çünkü onun düşünce ve davranışı, Lenin sonrasının Marksizm- Leninizmidir. Yani onun düşünce ve davranışı, İşçi Sınıfının Bilimidir.

 O’nun düşünce ve davranışı, insanı ile doğası ile dünyanın kavranılması ve değiştirilmesidir.

 İnsanlığın son hayvanlık konağından yani Emperyalizmden kurtuluşun ve gerçek insanlık konağı olan Komüizme ulaşmanın biricik yoludur o düşünce ve davranış. Bize düşen de bu yola an geçirmeksizin girmektir. Ve hiç sapmadan, hiç yılmadan bu yoldan yürümektir.

 Yoldaşlar

 Devrimcinin görevi devrim yapmaktır. Ancak, devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz. Bize gerekli olan devrimci teori de Kıvılcımlı’nın teorisidir. Ve bize gerekli olan devrimci pratik, Kıvılcımlı’nın pratiğidir.

 Öyle ise görev bellidir: Kıvılcımlı’nın düşünce ve davranışı ile donanmak ve onu dövüştürüp başarıya ulaştırmak…

 Bu görev bize Tarih ve Kıvılcımlı tarafından verilmiştir. Başarmamız için gerekli olanlar tarihimizde vardır; Emperyalizme ve Feodalizme karşı verilen savaş ve dünyada emperyalizme karşı mazlum milletlerin ilk zaferi, bizim tarihimizdir.

 Ve yine başarmamız için gerekli silahları Kıvılcımlı bize sunmuştur; bu O’nun düşünce ve davranışıdır.

  Yoldaşlar, Kıvılcımlı’nın Düşünce Oğulları ve Kızları,

 Tarihin ve Kıvılcımlı’nın bize verdiği görevi, Devrimi yapma görevini başarmak için ileri!… Devrim Bayrağını yukarıda daha yukarıda dalgalandırmak ve devrimin yıkılmaz kalesinin burçlarına dikmek için görev başına!…

  Yoldaşlar

 Son söz olarak;

 Engels Usta diyordu ki yoldaşı Marks Usta için:

 Adı yüzyıllar boyunca yaşayacak, eseri de!

 Biz de diyoruz ki:

 Şan olsun, selam olsun, insanlığın kurtuluş yolunu gösteren Devrim Ustalarına!

 Şan olsun, selam olsun, o yolda savaşırken düşenlere!

 Ve And olsun, and olsun ki adları ve eserleri yüzyıllar boyu yaşayacak ve yaşatılacak!