HKP, Anayasayı ihlal eden Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve AKP hakkında suç duyurusunda bulundu

29.08.2014
180
A+
A-

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

                  

SUÇ DUYURUSUNDA

BULUNAN………………: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

VEKİLLERİ……….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ayça ALPEL, Av. Halil AĞIRGÖL, Av. Pınar AKBİNA, Av. Doğan ERKAN

Ortak adres: Necatibey Cad. Sezenler Sokak. No: 4/15  Sıhhıye/ANKARA

ŞÜPHELİLER……………: 1- Recep Tayyip ERDOĞAN  –  ANKARA

2- Ahmet DAVUTOĞLU – ANKARA

3- Sorumluluğu tespit edilecek Adalet ve Kalkınma Partisi Yöneticileri

 

SUÇ……………………….: Anayasayı İhlal (TCK md. 309)

 

AÇIKLAMALAR………:

Bilindiği gibi, 10 Ağustos 2014 günü ülke genelinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde R. Tayyip Erdoğan T.C 12. Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu seçimin kesin sonuçları; Yüksek Seçim Kurulu’nun 15/08/2014 tarih ve 2014/3719 sayılı kararı ile alınmış ardından tüm basın kurumları aracılığıyla kamuoyuna ilan edilmiştir.

YSK’nın sözkonusu kararının; 3. maddesi ile; “Bu sonuca göre geçerli oyların salt çoğunluğunu alan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın 12. Türkiye Cumhurbaşkanı seçildiğinin tespitine ve adına Yüksek Seçim Kurulunca tutanak (mazbata) düzenlenmesine,

4. maddesi ile; “Keyfiyetin 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 20. maddesinin birinci fıkrası gereğince;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Makamına bildirilmesine,

b) Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) aracılığı ile kamuoyuna duyurulmasına,

c) Karar örneği ve eki cetveller ile Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip ERDOĞAN’ın mal bildiriminin “Resmî Gazetede yayımlanmasına” karar verilmiştir.

YSK’nın TBMM’ye gönderdiği yazıda da; “10 Ağustos 2014 Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanı seçiminde geçerli oyların salt çoğunluğunu Cumhurbaşkanı adayı SayıRecep Tayyip Erdoğan almış olup, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 20. maddesinin birinci fıkrası gereği Cumhurbaşkanı Seçimi kesin sonuçları yazımız ekinde bulunan Yüksek Seçim Kurulu’nun 15/08/2014 tarihli, 2014/3719 sayılı kararı ile ilan edilmek üzere Resmi Gazete’ye gönderilmiştir.” denilmektedir.

Dolayısıyla tüm ülke ve dünya kamuoyu 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiğini bilmektedir. Bu durum Yüksek Seçim Kurulu Kararıyla da 15 Ağustos 2014 tarihinde tescillenmiştir.

Anayasa’nın 101/son maddesine göre; R. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte Milletvekilliği, Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlığı görevlerinin sona ermiş olması gerekmektedir. Ancak gerek Tayyip Erdoğan gerekse AKP yöneticileri; Anayasa’nın bu emredici hükmüne uygun davranmamakta 27 Ağustos 2014 tarihine kadar ısrar etmişlerdir.

Partisinden ilişiği kesilmiş olması gereken olması gereken Recep Tayyip Erdoğan’ın almış olduğu kararla  27 Ağustos 2014 günü AKP Olağanüstü Genel Kongre’sini toplamış ve görünürde Ahmet DAVUTOĞLU’nu parti başkanı olarak ilan etmiştir.

Basında canlı olarak verilen bu kongrede;

Kongre açılışını yapacak  AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu davet edilirken, kürsüden Erdoğan’dan “Sayın Cumhurbaşkanı” diye bahsedilmiştir.

Aynı şekilde, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Soylu da Kongre açış konuşmasına başlarken Erdoğan’a, “Sayın Genel Başkan, Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanım” olarak hitap etmiştir.

Divan Başkanı seçilen AKP Genel Sekreteri Haluk İpek de, yaptığı konuşmaya, “Sayın Cumhurbaşkanım” sözleriyle başlamış ve Erdoğan’ı “genel başkanımız ve başbakanımız” olarak anons ederek kürsüye davet etmiştir.

Kürsüye gelen R. Tayyip Erdoğan da yaptığı konuşmada siyasi parti olan AKP’ye bağlılığını bir çok kez tekrarlamıştır. Hatta Anayasaya göre bulunmaması bile gereken kongrede ileriye yönelik siyasi hedefler belirlemiştir partili arkadaşları için. Bu ifadelerden bir kaçı şöyledir;

“1 Temmuz’da adaylığımın açıklandığı toplantıda bunun bir nihayet olmadığını, bir son bir bitiş olmadığını, bunun yeni bir başlangıç olduğunu ifade etmiştim. Sonrasında yaptığımız toplantılarda mitinglerimizde 10 Ağustos akşamı AK Parti genel merkezi balkonunda, bu hususun altını çizmiştim. Bugün değişen unutmayın sadece şekildir. Bugün öz değişmiyor. Bugün partimizin yüklendiği misyon, davamızın ruhu hedef ve ideallerimiz değişmiyor. Bugün sadece ve sadece isimler değişiyor. Her zaman ifade ettim. AK Parti  13 yıllık bir parti olsa da aslında asırlar öncesinden başlamış kutlu bir yürüyüşün davanın mirasını omuzlarında taşıyan bir partidir.”

“Şunu altını çizerek ifade ediyorum. şahsım bu partinin kurucu genel başkanı olarak, bir nefer olarak her daim sizlerle birlikte olacağım.”

“Yeni genel başkanımızdan, teşkilatımızın da Türkiye’den beklentileri var. Teşkilatı derhal kucaklayacak, yarından itibaren ilk hedef 2015 seçimleri. İkinci hedef 2019 seçimleri. Üçüncü hedef 2023 seçimleri. Ve böylece 2023 hedefimizi inşallah yakalayacağız. 2015 seçimleri bizim için önemli. Yeni bir anayasayı yapacak çoğunluk 2015 seçimlerinde hedef olmalı.”

Anayasa gereğince tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan tüm muhalefet partilerini eleştirmekten de geri kalmamıştır. Konuşmasında;

“Cumhuriyet Halk Partisi kendisini sorgulamalı. Tarihiyle yüzleşmelidir. Statükoyu savunan bir CHP fayda sağlayamaz.”

“Milliyetçi Hareket Partisi, terör meselesinin beslediği bir parti olmayı ne yazık ki tercih etmiştir.”

“HDP de teröre sırtını dayayarak varlık gösteren bir parti olmuştur.” şeklinde ifadelerle diğer partileri eleştiri sınırlarını aşacak şekilde suçlamıştır.

Ayrıca Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı ve Parti Başkanlığı sıfatını kullandığı bu kongrede yargı erkine karşı da ağır ithamlarda bulunmuş ve alenen hakaret etmiştir. Konuşmasının bir bölümünde yargıya yönelik olarak;

“ Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. HSYK’da bakıyorsunuz, üçüncü derecede böyle bir farklı uygulama var. Bu ülkenin başbakanını kalkıp tweetlerle tahkir eden, hakaretler eden yargının savcısına dava açmamak suretiyle güya kendisi farklı bir korumacılığın içine giren sorumlu değildir, sorumsuzdur. Bu kadar sorumsuz olan bir kişiden siz adalet bekleyebilir misiniz? İşte bunların hesabının sorulacağı günler de yakındır.” ifadelerini kullanmıştır.

AKP Genel Başkanı olarak seçildiği ifade edilen  Ahmet DAVUTOĞLU da yaptığı konuşmada Recep Tayyip Erdoğan’a “Cumhurbaşkanım” şeklinde hitap ederek;

“Sayın Cumhurbaşkanıma bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca bendenize göstermiş olduğu teveccüh bana büyük bir sorumluluk yüklemiştir.”

“Milletten sonra en büyük desteğimiz sayın cumhurbaşkanımızın Çankaya’da ki varlığıdır. Ne cumhurbaşkanlığı makamı denetleme makamıdır, ne de başbakanlık farklı telakkilere sahip olma makamıdır.

Bütün bunların gerçekleşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın birinci derecede rol sahibi olduğu bir katkı var. Biz AK Parti kadroları olarak sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkürü bir kez daha borç bilirim.”

“Sayın Cumhurbaşkanımız konuşmasında bize bir hedef göstermiştir. İlk hedef 2015. İnşallah 2015 seçimlerinde Anayasa’yı değiştirecek sayıya erişecektir AK Parti. 2015 yılında bu emaneti devralmamız halinde 2019 yılına kadar altın ölçeğinde bir 4 yılımız olacak. Bir istikrar dönemine gireceğiz, bütün temel sorunlarımızı, 2015-2019 arasını yeni Türkiye’nin inşasında önemli ve kritik bir süreci getirecektir.” şeklinde beyan ve ifadelerde bulunmuştur.

Tekrar belirtmek gerekirse yapılan konuşmalardan da anlaşılacağı üzere Anayasaya göre  10 Ağustosta partisinden ilişiği kesilmiş olması gereken R. Tayyip Erdoğan,  27 Ağustostan sonra da AKP’nin fiili olarak genel başkanı ve siyasi yol göstereni olacaktır. Bu kongrede R. Tayyip ERDOĞAN hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan hem de AKP Genel Başkanı olduğu gibi bu unvanlarını da daha sonraki süreçte AKP yöneticilerinin desteğiyle korumaya çalışmaktadır.  

Ancak bu üç sıfatın Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre bir araya gelemeyeceği her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı tarafından açıkça bilinmektedir. Bu sıfatlar ancak Anayasa ihlal edilerek, yasalarda öngörülmeyen hile yollar kullanılarak bir araya getirilebilir.

ANAYASAYA ve YASALARA GÖRE CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ OLMALIDIR!

 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 101/4’üncü maddesi “ CUMHURBAŞKANI SEÇİLENİN, VARSA PARTİSİ İLE İLİŞİĞİ KESİLİR VE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ÜYELİĞİ SONA ERER.” hükmünü içermektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçilen kişinin hiçbir siyasi faaliyet içerisinde ve hiçbir siyasi yapıyla bağının olmaması gerekmektedir.

Halk oylamasıyla  seçileceği belirtilmiş ise de Cumhurbaşkanının görevlerinin belirtildiği Anayasanın 104’üncü maddesinde de cumhurbaşkanına herhangi bir  “siyasi görev” verilmemiştir. Aksine  “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” hükmüne yer verilerek  Cumhurbaşkanının herkese ve her siyasi oluşuma eşit mesafede durması istenmiştir.

Anayasanın 105’inci maddesinde ise sorumluluk ve sorumsuzluk hali düzenlenmiştir. Buna göre  “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.

Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.”

Tüm bu anayasa hükümlerine göre özetçe; yaptığı işlerle ilgili sorumsuzluk hali düzenlenmiş bir cumhurbaşkanının siyasi tercihlerde bulunması açık siyasi taraf olması hali Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş prensiplerine aykırıdır. Bu durum Anayasada olmayan bir yönetim şeklinin uygulanması anlamına gelir.

OYSA GEREK 10 AĞUSTOS 2014 TARİHİNDEN İTİBAREN CUMHURBAŞKANLIĞI İLE İLGİLİ İŞLEMLERDE, GEREKSE 27 AĞUSTOS’TA YAPILAN AKP GENEL KURULUNDA ORTAYA ÇIKAN TABLODA BU ANAYASAL İLKENİN AÇIKÇA İHLAL EDİLDİĞİNİ GÖRMEKTEYİZ.

Anayasanın 6’ıncı maddesinde belirtildiği şekilde “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Ancak yukarda da açıklandığı üzere olayımızda yasal hiçbir dayanağı yokken  tüm idari yetkileri elinde toplamak isteyen bir kişi mevcuttur. Bu kişinin  yasadışı isteği de, başkanı olduğu parti ve yetkilileri tarafından desteklenmektedir.

Bu durumda hem Cumhurbaşkanlığı hem Başbakanlık hem de Parti Başkanlığı görevini, titrini taşıdığını belirtmek ve bu üç görevi birlikte yürütmek Türk Ceza Kanununun 309’uncu maddesinde belirtilen “ANAYASAYI İHLAL” suçunu oluşturur.

Şikayet edilen şüpheliler devlet organlarında yönetici olmalarından kaynaklı kamusal güce dayanarak; cebir ve şiddet yoluyla  Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya mevcut düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmişlerdir.

Suçun maddi unsurunu, anayasanın tamamının veya bir kısmının kanun hükümleri ihlal edilerek veya uyulmayarak değiştirilmesi oluşturmaktadır. Bu durum yukarıda ayrıntılı şekilde belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa ihlal edilirken “manevi cebir” diye adlandırabileceğimiz bir zor kullanılmıştır. Devlete ait kamusal güç kullanılmıştır. Kısacası hak ve görevlerin ardına saklanılarak bir suç işlenmektedir. Şikayet edilenler ellerindeki bu kamu gücüyle bir anlamıyla “karşı devrim” yapmaktadırlar. Bunu da “artık eski Türkiye yok” diyerek ikrar etmektedirler. Şikayet edilen şüpheliler yaptıklarının Anayasaya aykırı olduğunu da bilmektedirler.

Bu nedenlerle; sorumsuzluk hali düzenlenmiş bir cumhurbaşkanının açık siyasi parti başkanlığı ve başbakanlık yürütmesi anayasanın ihlali anlamına gelmektedir. Silah kullanarak anayasayı ortadan kaldırmak isteyen kişiler ve örgütler nasıl cezalandırılıyorsa görevini kötüye kullanan, yetki gaspı yapan ve bu suretle temel yönetim anlayışını değiştirmeye, ele geçirmeye çalışan kişilerin de cezalandırılması gerektiğini düşünmekteyiz.

SONUÇ ve İSTEM……….: Yukarıda ayrıntılıca açıklandığı üzere;

10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan seçimlerle Cumhurbaşkanı seçildiği açıklanmasına rağmen başbakanlıktan, parti üye ve yöneticiliğinden ilişiği kesilmiş olması gereken Recep Tayyip ERDOĞAN anayasanın belirtilen değişik maddelerini cebir ve şiddet kullanarak ihlal etmektedir. Bu suç, başta Ahmet Davutoğlu olmak üzere diğer Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileriyle birlikte işlenmektedir. Bu nedenlerle belirtilen şahıslarla ilgili soruşturmanın yapılarak şüpheliler hakkında kamu davası açılmasını vekaleten talep ederiz.

 

Başvuruda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Vekilleri

Av. Ayça ALPEL             Av. Halil AĞIRGÖL