Ergenekon ve Balyoz’un efendileri ve yerel hainlerden derleşik taşeronları

08.12.2018
506
A+
A-
Ergenekon ve Balyoz’un efendileri ve yerel hainlerden derleşik taşeronları

Adına “Ergenekon Davası” denen, a’sından z’sine bir CIA Operasyonu olan bu hainane dava, ne yazık ki amacına tam anlamıyla ulaşmış bulunmaktadır.

Neydi bu hainlerden derleşik, FETÖ’cüleriyle, AKP’giller’iyle, CIA yönetimindeki operasyonun amacı?

Başta Türk Ordusu gelmek üzere devletin tüm kademelerindeki namuslu, yurtsever, laik, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza ve onun önderlerine ve o savaşın zaferi üzerine inşa edilmiş Laik Cumhuriyet’e inanan unsurların tasfiye edilmesiydi, sindirilmesiydi, korkutulmasıydı; dolayısıyla da Yeni Sevr’e giden yolun önündeki en büyük engelin ortadan kaldırılmasıydı.

Bu gerçekleşti mi şu anda, arkadaşlar?

Ne yazık ki evet…

Türk Ordusu’nun en Mustafa Kemal’ci, en laik ve az çok antiemperyalist unsurları tasfiye edildi. Sindirildi, korkutuldu. Moloz yığınları gibi bir köşeye fırlatılıp atıldı.

Üniversitelerimizde laik, yurtsever, tam bağımsızlıkçı bilim insanları bırakıldı mı?

Bırakılmadı…

Medyada bırakıldı mı?

Hemen hemen bırakılmadı…

Koca ülkeyi bir ölüm sessizliği, bir heyula korkusu kaplamış durumdadır.

Kaçak Saraylı Hafız ve avanesini oluşturan AKP’giller, arkalarını Amerika’ya dayayarak 81 milyonluk ülkeyi esaret altına almış bulunmaktadırlar. Ne yazık ki bizim dışımızda kimse bu ABD yapımı, ABD yönetimindeki hainler güruhuna karşı gık diyememektedir.

Bu sebepten, “Ergenekon Davası” denen bu ihanet davasıyla; ABD, CIA, FETÖ ve Tayyipgiller, varmak istedikleri amaca fazlasıyla varmışlardır.

O zamanlar, yani 2008 başlarında, biz ilk tutuklanan generaller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’u avukatlarımız aracılığıyla Kandıra Cezaevi’nde ziyaret ettik. Sonrasında da arkadan gelen tutuklamaların kurbanlarını, yattıkları değişik cezaevlerinde, Metris’ten Silivri’ye kadar hep ziyaret ettik. Hem de tekrar tekrar…

Bu “Dava” adlı CIA saldırısının hukukla, adaletle, kanunla zerre miktarda olsun ilgisinin bulunmadığını, bunun yargı maskeli bir CIA Operasyonu olduğunu kanıtlarıyla anlattık, uzun uzun. Ve bu saldırıya karşı kendilerince deneyimli avukatlar bularak hukuki savunmalar yapmanın beş paralık bir değer taşımayacağını ve bir sonuç doğurmayacağını; bu alçakça saldırıya karşı doğrudan, cepheden bir Ret Savunması, bir Kopuş Savunması yapmak gerektiğini belirttik.

Bunun bir CIA Operasyonu olduğunu, Türk Ordusu’nu, Türk Üniversitelerini ve Türk Medyasını çökertip teslim almayı amaçladığını, Mustafa Kemal’ci, Laik, Antiemperyalist kim varsa tamamını devlet ve medya kurumlarından tasfiye ederek etkisizleştirmeyi hedeflediğini, bu davayı yürüten polis, savcı, yargıç maskeli kişilerinse tamamının CIA’ca, FETÖ’ce devşirilmiş hainlerden derleşik olduğunu açık açık söyledik.

Onların bu hain içyüzünü mahkemelerde suratlarına boş bir eldiven gibi çarpın, dedik. Ancak o zaman bu hainane oyunu bozabilirsiniz, bu saldırıyı püskürtebilirsiniz, dedik. Ancak sözümüzü dinletemedik…

Bizim önerimizin haklılığını bilmelerine rağmen, onu uygulamaya yürekleri yetmedi, bu NATO tezgâhından geçmiş paşaların ve subayların.

Türk Ordusu’nun en yiğit ve en bilinçli kesimini oluşturmalarına rağmen NATO bunların da ruhlarını boşaltmıştı. Ruhen teslim almıştı NATO bunları da. Dolayısıyla da cesaretlerini de teslim almıştı, yok etmişti NATO bunların.

İçlerinden gözünü kırpmadan Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız ve onun değerlerini savunmak için ölümü göze alabilecek tek bir kişi bile çıkmadı. Hepsi kişicil kurtuluş yolları bulma derdine düştü.

Kendilerince kallavi avukatlar edinmeye çalıştılar. O avukatlar güya derin hukuk bilgileriyle bunları kurtaracaktı kısılmış oldukları kapandan. O avukatlarda da zaten siyasi bilinç sıfırdı. Bu sebepten onlar da hukuki savunmalar yapmayı önerdiler müvekkillerine ve tabiî kendileri de böyle bir yol tuttu.

Onlar suçsuzluklarını kanıtlamak için yüzlerce hukuki argüman bulup ortaya koymak için kan teri dökerken, CIA yönetimindeki FETÖ’cü ve Tayyipgiller’ci savcılar, yargıçlar bunlara gülüyordu ve bunları alaya alıyordu…

Pensilvanya’dan CIA kucağındaki FETÖ, buyruklar yağdırıyordu buradaki uşaklaşmış meczuplarına. Daha bunların zırhları yırtılmadı, tümüyle gebertilmediler. Hâlâ canlılık belirtileri gösteriyor bunlar. O bakımdan saldırılarınıza aralıksız devam edin, diyordu.

Onlar da hepsi birer insan sefaletine dönüşmüş olduğu için acımasızca, sinsice, kalleşçe, puştça saldırıyordu, tuzaklarına düşürdükleri kurbanlarına.

Tabiî olan sadece kurbanlarına ve onların ailelerine olmuyordu. Asıl tahribat Türk Ordusu’na, Türk Bilim Yuvalarına, Türk Medyasına; özetçe Kuvayimilliye ürünü Laik Cumhuriyet’e veriliyordu.

İşte “Ergenekon Operasyonu” denilen o hainane CIA Projesi ve CIA yönetimindeki saldırı demek olan bu dava, onlar açısından yani düşmanlar açısından kazanılmış olmasaydı, Türkiye bugün Amerikan yapımı Tayyipgiller’in esareti altına böylesinde giremezdi…

Türkiye Cumhuriyeti bugün Tayyipgiller Faşist Din Devleti’ne dönüşmüş durumdadır önemli ölçüde. Ve yukarıda da belirttiğimiz gibi bir ölüm sessizliği ülkenin her yanını kaplamış durumdadır.

O günlerde çok az da olsa birkaç tane olsun namuslu yargıcın ortaya çıktığını gördük. Tabiî onları da namuslu tavırlarını ortaya koyar koymaz hemen görevlerinden aldı Tayyipgiller. Ve yerlerine FETÖ’nün güvenilir yargıç maskeli meczuplarını getirdi.

İşte o günlerde namuslu tutum alan, insani ve mesleki onurunu korumak için tehlikeyi göze alan yargıçlardan biri de Köksal Sengün’dür. Onun geçenlerde konuya ilişkin yaptığı bir açıklaması oldu, Gazeteci Saygı Öztürk’e. Saygı Öztürk de köşesinde bu operasyonu konu ederken, Köksal Şengün’ün söylediklerini de aktardı. Şimdi de bunları görelim isterseniz:

***

“Ergenkon örgütüne bir gün bile inanmadım

Sabaha karşı evlere dalga dalga girildi. Kimlerin tutuklanacağını önceden gazetelerde, televizyonlarda duyuran yazarlar vardı. Merak etmeyin onların çoğu yine görev başında. “Ergenekon”, “Balyoz”un kurgu olduğu bilinmesine rağmen, hep onları sopa olarak kullandılar ve yapacaklarını da yaptılar. Ama, sıra yapanlara bir türlü gelmedi.

“Ergenekon” olarak bilinen davanın Mahkeme Başkanlığını Köksal Şengün yapıyordu. Kararlarıyla, mahkemenin diğer üyeleriyle ters düşüyordu. Köksal Şengün’ün sağlığı bozuldu. Tutuklamaya sevk edenler, tutuklayanlar terfi ettiriliyor; tutuksuz yargılama isteyen, arama kararları vermeyenler de Oktay Kuban gibi sürgüne gönderiliyordu.

“BÖYLE ÖRGÜT OLMAZ”

2007 yılında başlayan soruşturmalar döneminde yaklaşık 100 bin kişinin telefonu usulsüz olarak dinlendi. Büyük bir arşiv oluşturuldu. Yasadışı olarak dinlenen telefonlarda, suç unsuru konuşmalar varsa, bunlar daha sonra alınan dinleme kararına, sanki dinleme kararından sonra yapılmış konuşmalarmış gibi eklendi. “Ergenekon” olarak bilinen davanın görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk başkanı Köksal Şengün’ü dinliyorum:

“Başından beri verdiğim kararlar, böyle bir örgütün olamayacağı yolundaydı. Çünkü, öyle bir örgüt olamayacağına yürekten inanıyordum. Ne olduğu belirsiz kişilerle, 40 çeşit insanı en alttan en üste kadar bir araya toplamışlar. Bunların bir araya gelmeleri, birlikte örgüt kurmaları eşyanın tabiatına aykırı. Yıllarca örgüt davalarına bakan bir yargı mensubu olarak şunu biliyorum ki asla böyle bir örgüt, örgütlenme olmaz.

Bu konuda benim kararlarım da hep bu yöndeydi. O dönem, böyle bir örgüt yaratıldı. Hâlâ da benzer örgütler yaratılıyor. Hiçbir şeyden ders almıyoruz. Ergenekon örgütü diye yaratılan ve bugün ne olduğu görülen o iddialardan da, yaşananlardan da ders alınmadı. Aslında onlar da ne olduğunu çok iyi biliyordu. Çünkü, bu işlerin içindelerdi. Konuşulacak, söylenecek çok şeyler var. Ama daha fazlasını söyleyemiyorum.

İNANIN KAHROLUYORDUM

Şimdi bakıyorum, o dönem Ergenekon örgütü olduğunu yayanlar, bunun öncülüğünü yapanlar sanki hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi, sütten çıkmış ak kaşık gibi kendilerini gösteriyorlar. Şöyle bir geriye dönüp baksınlar ve neler yaptıklarını hatırlasınlar. Ama bakmıyorlar. Geriye dönüp bakmadıkları için de ileriye doğru adım atamıyorlar.

Bu davada, yasanın aradığı terör örgütü suçu zaten oluşmazdı. Bakın, Danıştay saldırısına katılan Osman Yıldırım’la, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’u aynı terör örgütünün mensupları diye aynı torbaya koydular. Böyle bir örgüt olur mu? Her şey bu kadar da basit değil.

Bunu yapan savcılara, hâkimlere üzülüyorum, mesleğim adına kahroluyorum. Bir hukukçu bu yaklaşımda nasıl bulunur? İnsanları siz 6-7 yıl cezaevinde tutacaksınız, sonra bir gün bir şeyler olacak, o tuttuğunuz insanlara ‘Hadi git’ diyeceksiniz. Peki, cezaevinde çekilen o ağır şartlar ne olacak? Bir de devlet onlara tazminat verecek. Tazminat ödemekle, insanlara kaybolan yıllarını geri getirecek misiniz? Tazminat ödemekle haksızlıkların giderilmiş olacağını düşünmek bile gülünçtür.”

SABİT OLMASI, OLMAMASI

Fetullahçı Terör Örgütü’ne, “Ergenekon Terör Örgütü-ETÖ” kurgusu yapmak eyleminden dava açılmadı. ETÖ davasında ise “Bu dava bir kurgudur” yerine “Varlığı ispat edilememiştir” deniliyorsa, o kumpasları kuran ve içinde olanlarla mücadele edildiği hikâyedir. ETÖ’ye kurgu denilmemesi, FETÖ’ye destek olan siyasilerin sorumluluğunun gündeme gelmemesi için olduğu anlaşılıyor.

Ergenekon’da, “Suçun İŞLENMEDİĞİNİN sabit olması” şeklindeki Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 223/2-b maddesi yerine, “Suçun İŞLENDİĞİNİN sabit olmaması” şeklindeki CMK 223/2-e maddesine göre beraat istendiğini savcılık görüşünün 629-658 sayfalarında görebiliyoruz. Yani beraat, böyle bir suç işlenmediğinden değil, kanıt yetersizliğinden istenmiş oluyor.

Olması gereken Ergenekon’da, kanıt yetersizliğinden değil, Ergenekon’un bir kumpas olduğu ve bir suç işlenmediği gerekçe gösterilip (CMK 223/2-b) diye beraat verilmesidir. Beraat kararının ardından, bu kurgunun içinde yer alanların çıkarılması için suç duyurusunda bulunulmasıdır. Aksi halde haklarında beraat kararı verilenler, gerekçe nedeniyle karara karşı hukuk yoluna başvurmak durumunda kalabilirler. (Saygı Öztürk, Sözcü Gazetesi, 4 Aralık 2018)

***

Evet…“Ergenekon Davası” adlı saldırı bir kumpastı.

Ama bu kumpası kimler kurdu?

Ve bununla ne amaçlandı?

Bu soruların cevabı ne yazık ki bugün bile yukarıda konuşan ne Yargıç Köksal Şengün’de var, ne de Gazeteci Saygı Öztürk’te, değil mi?

İşte onların da namuslu olmak istemelerine rağmen çapları bu kadar…

Meseleyi bizim gibi, yani her yönüyle sadece iki kişi gördü, bu saldırının kurbanlarından:

Bunlardan biri İstanbul Üniversitesi eski rektörlerinden Kemal Alemdaroğlu’ydu, öbürü de rahmetli Kıbrıs kahramanı Yüzbaşı Muzaffer Tekin.

Tahliyeler sonrasında şöyle değerlendirmişti Kemal Alemdaroğlu bu dava maskeli saldırıyı:

“Alemdaroğlu, Ergenekon, Balyoz ve benzeri davaların, toplumu susturmak, biat kültürüne getirmek, ABD’nin isteği doğrultusunda Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşebilmesi ve ülkenin bölünmesi sürecine ses çıkarılmaması için açıldığını söyledi. Alemdaroğlu, bu kurgunun sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler tarafından gerçekleştirilmiş bir kurgu olmadığını savundu ve bu kurgu 1 Mart 2003 tezkeresinde olumsuz oy çıktığı için üzülen, tepki veren 4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval giydiren ve bildiğiniz gibi birçok hareketin içerisinde yer alan, bir anlamda dünyanın komiseri sayılan ABD tarafından ve onunla birlikte ona yandaşlık yapan, ona bir anlamda uşaklık yapan bazı hainler tarafından tezgâhlanmış bir davadır, dedi.” (https://www.abcgazetesi.com/guncel/nurullah-ankut-yasanan-tragedyanin-birinci-suclusu-haydut-abddir-23530h/haber-23530)

Rahmetli Muzaffer Tekin de şunları söylemişti, ağır pankreas kanseri acılarıyla uğraşırken ömrünün son aylarında:

“Atatürk’e bağlı askerleri ordudan tasfiye ettiler

“Talimat Dışarıdan

“Başbakan 17 Aralık’tan sonra ilk kez kumpas sözcüğünü kullandı bu davalar için… Sizce ne oldu?

“Bize yapılan operasyonun çerçevesi çizilmeli. Sanal bir örgüt kuruldu ve bütün kirler aklanmak istendi. Bu örgüt hem bugün paralel yapı denilen hem de onlarla beraber hareket eden hükümetin başıydı. ABD’deki Oval Ofis’te George W. Bush’la görüşüldükten sonra düğmeye basıldı. Başbakan şimdi paralel yapı diyerek kimseyi inandıramaz. Bu davalar küresel güçlerin operasyonudur.

“Cemaatle AKP arasında kılıçlar çekilmese tahliyeler gerçekleşir miydi?

“Düğmeye dışarıdan basıldı. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’nin dönüştürülmesi gerekiyordu. Bizden de alınacaklar alındı. Dışarıdaki karar verici vasıtasıyla içerideki uygulayıcılar karar aldı. Oyun kurucunun verdiği kararla bizler toplandık.

“Yani paralel yapı ve hükümetin ilgisi yok mu?

“Tabiî ki. Bakın bunların ne cesaretleri ne de zekâları böyle bir operasyonu yapmaya muktedir değil. Bunu iddialı söylüyorum.” (agy)

Görüldüğü gibi, sadece bu iki kişi operasyonu projelendireni, yöneteni ve bununla neyi amaçladığını ve bu operasyonda yer alan yerel iki hain gücü netçe ortaya koyabiliyor.

Bunların dışında ve bizim dışımızda hiç kimse, bugün bile bu alçakça saldırının kapsamını, içeriğini ve faillerini netçe ortaya koyamıyor.

Buna aydın sefaleti mi desek, yürek sefaleti mi desek, insan sefaleti mi desek bilemiyoruz…

Görmek isteyen herkes için bütün yönleriyle, apaçık biçimde ortada olan bu CIA Operasyonunu niye göremiyor insanlar?

Hazin, değil mi, arkadaşlar?..

Dedik ya AKP’giller’in Faşist Din Devleti bir heyula gibi çökmüş durumdadır Türkiye’nin üzerine. Ve bizim dışımızda hemen herkes korkmuş, pısmış, sinmiş durumdadır. Yazık…

Her zaman ve her alanda olduğu gibi iş yine biz Gerçek Devrimcilere düşüyor. İşimiz zor. Ama imkânsız değil…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

08.12.2018

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı