Abdullah PEKDEMİR Yoldaş Ölümsüzdür.

18.12.2013
229
A+
A-

İşte bu olmamalıydı Abdullah

Böyle erkenden kalleşçe vurmamalıydı kader. Sen benim öğrencimdin Konya Gazi Lisesi’nde. Tanışmamız buradan kaynaklanmıştı. Sadece benim değil, Faruk Hoca’mızın da öğrencisiydin. Dolayısıyla bizden 15 yaş kadar küçüktün. Kaderde hakkaniyet olsaydı, benden sonraya bırakırdı seni.

Daha yapacak çok işlerimiz vardı. Gericilerden, puştlardan, faşistlerden soracak çok hesaplarımız vardı daha. Yakalayacaktık onları birlikte. Hak ettikleri dersi verecektik onlara. Pişman edecektik yaptıklarına. Yalvaracaklardı bize. Acıyıp bırakacaktık ondan sonra. Bir daha görmeyeceğiz puştluk yaptığınızı, diyecektik. Bir Devrimciye zarar verdiğinizi, diyecektik. Söz alacaktık onlardan. Tıpkı o yıllarda yaptığımız gibi… Daha yığınla yapılacak işimiz vardı.

Nasıl da güvenirdin bana Abdullah… Nurullah Hoca yanımızda olduğu sürece biz hep galip geliriz, kimse bizi yenemez, derdin.

Ben de bilirdim ki ne kadar zorlu olursa olsun, Abdullah kavgada asla beni de diğer Yoldaşlarımızı da terk etmez. Kavlimizden asla dönmez! Tek ikimiz olsak bile karşımızdakiler ne kadar çok olursa olsun Abdullah beni terk etmez! Buna adım gibi eminim.

Nasıl da severdin beni Abdullah. Hoca’m, derdin. O deyişte sanki bin kez Hoca’m demiş olurdun.

Sen de çok iyi bilirdin ki ben de seni kardeşim gibi, evladım gibi severdim.

İkimiz de mertliğe, yiğitliğe âşıktık. Düşman ne denli güçlü olursa olsun bir kavgadan kaçmak bizim için ölmekten bin kat daha ağırdı.

Tabiî aynı zamanda Halklarımıza da âşıktık biz. İki milliyetten Halkımıza, Türk Halkına da Kürt Halkına da.

Sen Kürt Halkındandın ben Türk. Ama bunun hiçbir önemi yoktu bizim için. Çünkü biz çok iyi biliyorduk ki bu iki Halk bin yıldan bu yana kader birliği etmiştir, kardeşleşmiştir.

Biz, Devrimci Teorimize, Kavgamıza da âşıktık Abdullah… Bizi bağlayan en güçlü bağ da buydu zaten. İnsan Devrimci olmalı, derdik. İnsanlık davasını budamamalı, derdik. Dünyayı cennete dönüştürmek davasından daha güçlü, daha önemli başka hangi dava olabilir, derdik. Biz davaların en yüce olanını, en kutsal olanını savunuyoruz, derdik.

Yine tekrarlayacaktık bu kanaatlerimizi Abdullah… Birlikte yine o günlerdeki gibi dövüşecektik gericilere karşı.

Ama işte hayat, kader böyle hakkaniyetsiz Abdullah… Böyle zalim, acımasız… Senin savunduğun yüce değerlere hiç bakmaz. Gelir, vurur, darmadağın eder her şeyi. Kırar, parçalar, atar. Neylersin…

Davamızı genç Yoldaşlarla ve bizim gibi geride kalan kıdemli ihtiyar Yoldaşlarla sürdüreceğiz, Abdullah… Bundan hiç kuşkun olmasın. Gericileri, Amerikan Emperyalizminin işbirlikçi uşaklarını, hainlerini yeneceğiz eninde sonunda. Onları efendileriyle beraber def edeceğiz ülkemizden. Halklarımız özgürleşecek siyasi olarak da ekonomik olarak da. Yani Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracağız eninde sonunda Abdullah…

Marks-Engels’in, Lenin’in, Mustafa Suphi ve Onbeşler’in, Denizler’in, Mahirler’in ve Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı’nın idealleri, davası mutlaka zafer kazanacak bu topraklarda. Belki bunu ben de göremeyeceğim Abdullah… Ama bu zafer kazanılacak. Bu kesin…

Sen de Abdullah bedence olmasan da ruhça hep bu davanın, bu kavganın içinde olacaksın. Yaşayacaksın savaşçılarla, savaşanlarla birlikte. Unutulman kesinlikle söz konusu olmayacak. Ruhun hep bizlerle, savaşanlarla yan yana olacak.

Zaferi hep beraber göreceğiz Abdullah!..

18.12.2013

Nurullah Ankut