ABC’nin yazımızı yayımdan kaldırması üzerine

24.11.2016
219
A+
A-

 

Dün yazdığımız Türkiye Sol ortamını değerlendiren yazımız ABC editörlüğü tarafından “ağır ifadeler içerdiği” gerekçesiyle bize de sorulmadan yayımdan kaldırılmıştır.

Evet, “ağır ifadeler” taşıyordu yazımız. Fakat halkımız da der ya; “söyleyene değil söyletene bak”, diye. Söyletene bakalım biz de:

Türkiye, yangın yerine dönmüş. Ölüm tarlalarına dönmüş bölgemizle birlikte. Suriyeleştirilmiş ülkemiz.

Kim tarafından?

ABD, AB emperyalist haydut devletleri ve onların bölgedeki işbirlikçisi hainler tarafından.

Bu katliam ve zulümlerinde emperyalist çakallar hem bölgenin gerici, Ortaçağcı güçlerini kullanıyorlar hem de ABD hizmetkârı olmakla birlikte yüzlerine sol peçe takmayı ihmal etmeyen hain yerel ortaklarını kullanıyorlar.

Sağ kesimi oluşturan ortaklar herkesçe biliniyor. Onlara karşı mücadelemiz de yoğun biçimde sürüyor. İşte “MİT TIR’ları Davası” adıyla anılan AKP’giller’in hakkımızda açtırdığı dava da bu mücadelemizin kanıtlarından biridir.

Demek ki ABD’nin sağ güçleri; Kaçak Saraylı Reis’in AKP’giller’i, Suudi Arabistan Krallığı, Katar, Kuveyt ve bölgenin ABD Emperyalistleri tarafından yaratılmış bulunan IŞİD, El Kaide, El Nusra, ÖSO gibi Ortaçağcı güçleridir.

ABD’nin sol maskeli yerel ortaklarınınsa başını Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi olarak nitelendirdiğimiz PKK, PYD, YPG ve HDP çekmektedir.

İşte ABD Emperyalistlerini arkasına alan bu burjuva işbirlikçi hareket, 1991 sonrası gittikçe artan bir hızla Türkiye sol ortamını etkilemiş, bozmuş, dejenerasyona uğratmış ve 1960’larda izlenmekte olan; devrimci, antiemperyalist, yurtsever, laik, tam bağımsızlıkçı ve Mustafa Kemal geleneğine sahip hattın tam karşıtı olan bir hatta yani emperyalizm yandaşlığına varan bir hatta savurmuştur, yerleştirmiştir.

Tabiî böylece de solu Gerçek Sol olmaktan çıkarmıştır. Sahteleştirmiştir. Dolayısıyla da Türkiye Halkını solsuz bırakmıştır. Onun yerini Sahte Sol’la doldurmuştur.

Bugün aklı başında sağduyulu, vatanını ve halkını seven sıradan insanlar bile artık Türkiye’de sol diye bir şey kalmadı, demektedirler. Bunu herkes bilmektedir.

Her şeyin sahtesi, çakması ortamı işgal edince gerçek, doğru, iyi ve güzel nefes alamaz hale gelir. Mesela hani zehirli gazlarla karşılaştık ya, Gezi İsyanı’mızda, 1 Mayıs’larda vb. eylemlerimizde pek çok kez. İşte oralarda boğuluyor gibi olduk. Çünkü biber gazı gibi zehirli gazlar, normal sağlıklı havayı işgal ederek zehirlediler.

Bazen hani kaçak yapar ya LPG tüpleri, ocakları ya da havagazı donanımları. İşte oradan çıkan o yanıcı metan gazı da havayı doldurarak zehirler. Baca zehirlenmeleri de buna benzer. Karbon monoksit gazı sağlıklı havayı zehirleyerek oksijensiz bırakır insanları. Boğar, öldürür.

İşte PKK yörüngesine girmiş, onun uydusu olmuş bu Sahte Sollar da işgal edince sol ortamı, gerçek solu nefessiz bırakır zehirli gazlar gibi. Yani onun üstünü örter bir anlamda. Görünmez kılar. Dolayısıyla da etkisiz bırakır. Tabiî sadece sol ortamı işgal etmekle kalmaz. Bir de saldırır gerçek sola, devrimcilere.

Böylece de olağanüstü büyük potansiyele sahip olan devrimci ortamımızı darmadağın eder. Etkisizleştirir. Güçsüzleştirir.

Oysa 1960’lardan beri feryat ederek söylemekteyiz, eğer gerçek devrimci bir ideolojinin rehberliğinde devrimci bir merkezi yapı içinde yani gerçek bir Proletarya Partisi içinde birleşip örgütlenebilsek, Parababaları iktidarlarına kök söktürürüz. Onlara Türkiye’yi dar ederiz, diye. Bugüne gelirsek de Kaçak Saraylı Reis’in AKP’giller iktidarına Türkiye’yi dar ederiz. Ve kısa sürede halklarımızın umudu haline geliriz. Meclise girmekle kalmaz, oraları bile meydanlara, platformlara dönüştürürüz. Çok uzak olmayan bir zamanda da Demokratik Halk Devrimi savaşımızı zafere ulaştırır, Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurabiliriz.

1969’dan 2005 yılına kadar uğraştık bu sol gruplara laf anlatabilmek, onları Marksist-Leninist prensipler çerçevesinde Reorganize edilecek Proletarya Partisi saflarında birleştirebilmek için. Ama hiçbirine söz anlatamadık. Bizi anlamak bir yana onlar her gün santim santim çürüyerek solluktan çıktılar, emperyalizm saflarına doğru tekerlenip gittiler…

Onların Türkiye Halklarına ve başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere tüm alınteriyle geçim sağlayan çalışkan ve üretken insanlarımıza verdikleri bu zararı, ettikleri bu ihaneti görmezden gelip yok mu saymamız isteniyor? O zaman nasıl devrimci olabiliriz?

İşçi Sınıfı devrimlerinin büyük Ustası Lenin ne diyor?

“Emperyalizm ve oportünizm arasında bir bağ yaratılmıştır.”

Ve yine der ki:

“(…) emperyalizme ve oportünizme karşı savaşım sıkı sıkıya birbirine bağlı olarak yürütülmedikçe birincisinin de boş ve yalan bir sözden ibaret olacağını bir türlü anlamak istemeyenler, en tehlikeli kimselerdir.” (Lenin, Emperyalizm, Sol Yayınları, Ocak 1978, s. 151-152)

Peki oportünizm nedir?

En özet tanımıyla; İşçi Sınıfımızın hak ve çıkarları yerine başka sınıf ve tabakaların, zümrelerin çıkarlarını koymaktır.

Bu ölçütten bakınca bizim dışımızdaki tüm parti ya da adı başka grup ve grupçukların tamamı oportünist midirler?

Evet. Çünkü onlar, İşçi Sınıfımızın sınıf çıkarlarını ve hattını terk etmekle kalmadılar, aynı zamanda ABD Emperyalistlerinin işbirlikçiliğine, hizmetine girdiler. Yani emperyalistlerin çıkarlarının, onların projelerinin, onların BOP’unun, dolayısıyla da Kürt Meselesi’nin Amerikan Emperyalizminin çıkarları doğrultusunda çözümlenmesinin hizmetkârı oldular.

PKK ve HDP Amerikancı mıdır?

Evet.

NATO’cu mudur?

Evet.

Avrupa Birlikçisi midir?

Evet.

Siyonist İsrail’in yandaşı mıdır?

Evet.

NATO’nun Parlamenterler Asamblesi’ne seçildik diye sevinçten zıplamakta mıdır?

Evet.

ABD’ye giderek, “bize Suriye’de rol verin” talebinde bulunmuş mudur?

Evet.

5 yıldan bu yana da Suriye’de CIA ajanlarıyla birlikte, Amerikan Özel Kuvvetleriyle birlikte, CIA’nın Black Water’larıyla birlikte ve onun askeri donatımında Suriye’nin BAAS İktidarına karşı savaşmakta mıdır?

Evet.

Öcalan ve Kandil’deki PKK şefleri, HDP Eşbaşkanları; Amerika, Avrupa bizim dostumuzdur. Türkiye’ye de müdahale etmeli diyerek taleplerde bulunmuşlar mıdır?

Evet.

Tabiî bunları ve daha pek çok şeyi hemen herkes bilmektedir artık.

Ve bizim dışımızda kalan Sahte Sol olarak adlandırdığımız gruplar dalga dalga oluşan çemberler biçiminde PKK, HDP yörüngesinde yer almışlar mıdır?

Evet.

PKK ve HDP’yle değişik adlar altında platformlar, cepheler vb. oluşumlar kurmuşlar, birlikte eylemler yapmışlar, seçim işbirliklerine girmişler midir?

Evet.

Ve bu Sahte Sol’un artık antiemperyalistlik gündeminden çıkmış mıdır?

Tabiî ki.

Ve bu Sahte Sol’un tamamını ABD Dışişleri Bakanlığından yetkililer; “demokrasi güçleri”, “umut kaynağı” olarak ilan etmiş midir?

Etmiştir.

Bugün bu aynı güçleri Suriye’de kendi komutası altında derleyip adlarına “Suriye Demokratik Güçleri” demiş midir?

Demiştir.

Artık onlar bunu açıkça itiraf etmeseler de ABD’nin yandaşıdırlar ve onun hizmetindedirler.

Bir kez daha soralım: Bütün bu vahim gerçekleri ve ihanetleri ortaya koymazsak, dile getirmezsek kendimize nasıl biz gerçek devrimciyiz diyebiliriz?

Ve bu Sahte Sol bizce pek ihtimal yok ama ya aklını başına devşirip yanlışından dönmez ise ya da biz sol ortamı bunların saçtıkları zehirlerden temizlemezsek yani bunları teşhir ederek o ortamdan uzaklaştırmaz isek gerçek solu nasıl güçlendireceğiz? Gerçek devrimci platformlar, cepheler nasıl kurabileceğiz?

Marksizmin-Leninizmin abc’sidir: Devrimciler 3 cephede ya da alanda mücadele vermekle yükümlüdür.

1- İdeolojik Mücadele,

2- Ekonomik Mücadele,

3- Siyasi Mücadele.

Tabiî ilk ikisi, siyasi mücadeleye tabi olur.

Bunlardan birini eksik bırakır ya da yok sayarsak mücadelemiz zafere ulaşamaz.

Yine ne der Devrimler Ustası:

“Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.”

İşte biz, eleştirilerimizle gerçek devrimci teoriyi sol ortamımıza hâkim kılmayı ve onun ışığında halkımızı aydınlatmayı, uyarmayı, uyandırmayı ve örgütlemeyi amaçlıyoruz.

Sol ya da Sosyalistlik iddiasındaki bir kişi ya da grup eğer iddiasında ciddi ise ne yapar?

Bizim eleştirilerimizde bir haksızlık ya da bir yanlışlık varsa onu ortaya koyar, gösterir.

Eğer yok ise o zaman kendisi onu benimser ve o doğrultuda davranarak yanlışından arınır.

Yani biz eleştirilerimizle kimseye kötülük etmiş olmuyoruz. Zarar vermiş olmuyoruz. Tam tersine onu yanlışından kurtararak ona iyilikte bulunmak istiyoruz. Faydalı olmak istiyoruz.

Bunları yapmaz isek doğru ile yanlış birbirinden nasıl ayrılır? Ve kim anlayabilir neyin doğru, neyin yanlış olduğunu? Hele bilinçsiz halkımız hiç anlayamaz.

Devrimci bir yayım organının benimsemesi gereken doğru tutum ne olmalıdır?

Her görüşe yer vermek ve her görüşün düşüncelerini açıkça savunup çarpıştırdığı bir ortam yaratmak. Devrimcilik iddiasındaki her grup ideolojisini orada açıkça savunup çarpıştırabilsin ki, okuyucular da kimin haklı, kimin haksız olduğunu görüp anlayabilsinler.

Eğer bunu yapmayıp da, biz böyle yazılara yer vermeyiz dersek ne yapmış oluruz?

Devrimcilikten vazgeçmiş olmakla kalmayız demokratlıktan da çıkarız. Apaçık şekilde sansürcülük yapmış, düşünce yasakçılığı yapmış oluruz.

Biz Sahte Sol’ları mı eleştirmişiz?

Öyle.

Dersiniz ki onlara; sizin de söz hakkınız doğdu. HKP Genel Başkanı’nın eleştirilerine karşı bir sözünüz olursa onu da aynı şekilde yayımlarız.

İşte tarafsızlık, demokratlık, özgürlükçülük, düşünceye saygı dolayısıyla da insana saygı böyle olur, böyle davranmayı gerektirir.

Şu yönümüzü de belirtmeyi gerekli gördük:

Bu yaşımıza kadar hiç kimseden proletarya devrimciliği, yoldaşlığı ve dürüstlüğü dışında hiçbir şey beklemedik, istemedik. Bundan sonra da böyle davranacağız.

Bu nedenle ABC’den ya da herhangi bir yayım organından bizim yazımızı yayımlayın diye bir talepte bulunmayız. O herkesin kendi kişiliğine, konumuna, durumuna, anlayışına kalmış bir şeydir.

Gelelim gazetecilik meselesine. Gerçek anlamda mesleğinin ilkelerini savunan ve o ilkeleri namus belleyen bir gazeteci ne yapar?

Yayım organında her görüşe aynı oranda yer verir. Onların birbirleri hakkında söylemiş olduklarını karşı karşıya koyarak okuyucularının doğruyu yanlıştan ayırmasını sağlar. Başka türlü dersek gerçeğin ortaya çıkıp görülmesini sağlar.

Fakat ABC editörlüğü bizim yazımızı, düşüncemizi sansürleyerek yasakçılık yapmış oldu. Parababaları medyası da, Sahte Sol’un medyası da zaten bize hep yapıyor bunu. Daha önce de defalarca ilan ettik.

Şimdi buna bir de ABC Yönetimi katılmış oldu. Olsun bakalım… Alışığız biz böyle sansürlemelere.

Her gün, her an karşılaştığımız bir durum bu.

Fakat bir de şunu gördük; en sol, en demokrat geçinenlerin bile düşünce yasakçılığı gömlek ceplerine, ruhlarına, bedenlerine, kılcal damarlarına varıncaya dek nüfuz edip yerleşmiş. Hemen sansürleyiveriyorlar bir yazıyı hiç rahatsız olmadan. Ve Şark toplumunun ürünleriyiz, yarattıklarıyız biz. Elimize küçücük de olsa bir güç geçti mi herkesin önümüze sıraya geçmesini ve bize tabi olmasını isteriz. 6 bin yıldan bu yana sürüp gelen bir lanetli gelenek bu.

Bizim, Hareketimizin, kavgamızın ve tabiî yazılarımızın da bir çekim gücü vardır bir de itim gücü vardır.

Bizi anlarsanız bize yaklaşırsınız. Tüm yapıp ettiklerimizi benimsersiniz, hayranlıkla karşılarsınız.

Ama anlamazsanız ya kayıtsız kalırsınız ya da uzaklaşırsınız bizden.

ABC’nin bu tutumu bizi gerçek anlamda anlamadığını ortaya koymaktadır.

Bizi anlamadan da yazılarımızın ağırlığına katlanamazsınız. Bir noktadan sonra taşıyamaz hale gelirsiniz. Doğal bir sonuçtur.

Yazılarımız ağırdır oldukça. Çünkü gerçekler çok ağırdır, çok yakıcıdır, çok can sıkıcıdır. Onları tahlil edip tasnif edip tanımlayınca da aynı ağırlık satırlarımıza yansımaktadır.

Herkesin taşıyabileceği bir ağırlık, dayanabileceği bir direnç noktası vardır kendine göre. Bizim bu yazımız da besbelli ki ağır gelmiş taşınamayacak denli ABC yöneticilerine.

Fakat şunu netçe belirtelim ki, bu ülkede halklar devrime yani gerçek kurtuluşa yalnızca Marksizmi-Leninizmi bu ülkenin şartlarına uygulayarak ortaya çıkarmış bulunduğumuz gerçek devrimci ideolojimizin düşürdüğü ışığı izleyerek varacaktır. Başka türlü dersek devrim yolu bizim tuttuğumuz yoldur yalnızca.

Sahte Sol’ların varlıkları ve yapıp ettikleri kaçınılmaz biçimde fiyaskoyla sonuçlanacaktır.

Tarih, bizi haklı çıkaracaktır!

Şunu da belirtmeden geçmeyi doğru bulmadık: Bugüne kadar yazılarımızı yayımlayarak, onların ağırlığını taşıma zahmetine girdiğiniz için size teşekkür ederim. Bundan sonra da yazılarım için hiçbir yoldaşımın sizle özelden görüşmesini ya da mesajlaşmasını istemem, doğru bulmam. Yazılarım medyanın diğer unsurlarına olduğu gibi size de elektronik yoldan gönderilir, istediğinizi yayımlar istemediğinizi yayımlamazsınız…

Neyse… Sözümüzü Küba Devrimi’nin hazırlayıcısı büyük önder ve şair Jose Marti’nin bir dizesiyle noktalayalım:

“Yürek için gerçek olan ne varsa onlara yalan gelir.”

24.11.2016

 

Nurullah Ankut

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Başkanı