19 Mayıs’ın 104’üncü yılında Nurullah Efe Ankut, gerçek vatanseverliğin ne demek olduğunu anlatıyor

19.05.2023
159
A+
A-

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Size Önderim ve Usta’mı tanıtayım: Hikmet Kıvılcımlı… 1902-11 Ekim 1971.

Bize o öğretti; “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek yeğdir”, diye.

Bu kanıya nereden vardı?

17 yaşında Ege’de, Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken o da Yörük Ali Efe’nin Çetesine kızan olarak katılıyor ve işgalci Yunan’a karşı çarpışmaya giriyor. Çarpışmalarda gösterdiği başarılardan dolayı Köyceğiz Kuvayimilliye Askeri Komutanlığına kadar yükseliyor.

İşte biz, bu ülkenin kuruluşunda emek vermiş, savaşmış, çarpışmış bir önderin öğrencileri ve devamcılarıyız. Bu resim, önderimizin o yıllarda çektirmiş olduğu resimdir. Kuvayimilliye Komutanı olduğu yıllardaki resmidir.

Benim dedem Mustafa Efe, Bozkırlı Mustafa Efe…

Babam ninemin karnında üç aylıkken Seferberlik ilan ediliyor ve savaşa katılıyor. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı, Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı, tüm cephelerde çarpışıyor. Ve sekiz sene sonra köyümüze dönebiliyor. Evine girdiğinde bakıyor ki, ocak başında, toprak evde, yedi yaşında bir çocuk. O güne kadar ne o çocuğunu görmüş, ne çocuk babasını…

İşte bizim vatanseverliğimiz buralardan kaynaklanır…

Ege’de 20 Ada’mızı ve 2 Kayalığımızı, Tayyipgiller adlı mafyatik, çıkar amaçlı, Amerikan yapımı, Ortaçağcı suç örgütünün iktidarı, Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alabilmek için 2004’ten itibaren kendi elleriyle Yunanistan’a peşkeş çekti, teslim etti. Bu Adaların yarıya yakını, İstanbul Büyükada’nın birkaç misli büyüklüğünde. Ve Ege kıyılarımıza yüzme mesafesinde. Ve Lozan’ın 12’nci maddesine göre, bu Adaların tamamı bize bırakılmış durumda.

2008 yılında dönemin Genelkurmay yetkilileri bir toplantı yapıyorlar, hükümet yetkilileriyle beraber. “Bu Adaları nasıl kurtaracağız, nasıl Yunan’ı defedip Adaları yeniden vatan toprağı haline getireceğiz?”, bunu tartışıyorlar.

Öğleyin yemek arası veriliyor. O aranın bitiminde Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Basat Öztürk (şu anda da Tayyipgiller iktidarının görevlilerinden biri) geliyor diyor ki; “Adalar tamamen hükümetin bilgisi ve onayıyla Yunanistan’a verilmiştir.” O toplantıda bulunan zamanın Milli Savunma Bakanlığı Sekreteri Kurmay Albay Ümit Yalım anlatıyor bunları. Yazıları da mevcut, bir tıkla ulaşılabilir. “Basat Öztürk’ün bu açıklamasından sonra artık yapılacak bir şey kalmamıştı. Çünkü Adaları teslim eden, devletin tepesinde bulunan şahıslardı.”

Yunanistan Adaları iskâna-yerleşime açtı; kiliseler kurdu, okullar açtı ve silahlandırdı, hafif ve ağır silahlarla. Ağır silahlarının namlularını Türkiye’ye çevirdi. O tarihten bu yana Yunanistan’da, her seçim sonrası iktidara gelen yetkililer, bu Adaları ziyaret ederler ilk iş olarak. Genelkurmay Başkanları bu adaları ziyaret ederler ve Türkiye’ye tehditler savururlar. Ve Yunan Komutanlar gelirler, oralarda kuzu çevirmesi yaparlar. Ve onu yaparken de aynı zamanda Yunanistan Bayrağının yanına Bizans Bayrağı açarlar. Yani, “Daha burada kalmayacağız, Bizans’ın başşehrini, İstanbul’u da ele geçireceğiz”, mesajı verirler bize.

Biz bu işgali Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıdık, Yunanistan’ı şikâyet ettik. Saldırgan, başka bir devlete ait olan topraklara saldırıda bulunmuş ve işgalde bulunmuştur, işgalini de sürdürmektedir, savaş suçu işlemiştir, diye. Ve Tayyipgiller iktidarı hakkında defalarca yerel mahkemelerde suç duyurusunda bulunduk, vatana ihanetten, vatan topraklarını başka bir devletin egemenliğine sunmaktan Tayyip hakkında, yöneticileri hakkında, Hulusi’si hakkında… Ve Çeşme’de, Bodrum’da, Didim’de defalarca eylemler yaptık.

Bizim dışımızda bu işgali gündeme getiren oldu mu, arkadaşlar?

Olmadı…

Tayyip’in Hulusi’si utanmadan; “Kime ait olduğu tartışmalı olan Adalar”, diyor. Tayyip’in Dışişleri Bakanı Çavuş’un Oğlu; “Mülkiyeti tartışmalı olan, aidiyeti tartışmalı olan Adalar”, diye söz ediyor bundan. Utanmıyorlar bunlar ya…

Ve Tayyip’in bir zamanlarki Başbakanı, Milyar Ali Yıldırım, bizim Adalarımıza vize alarak turistik gezi yaptı. Bunlar böyle, arkadaşlar.

Sadece bunlar mı?

Hayır.

TESEV’ci-Sorosçu Kemal’in Yeni CHP’si de aynı. Ve şu anda Saray’ın Kaset Tutsağı Arka Bahçeli’si de aynı. Tayyipgiller nasıl saf, bilinçsiz, cahil halkımızın dini duygularını sömürerek siyaset yapıyorlar ve vurgun vuruyorlarsa; bunlar da aynı şekilde şu anda milliyetçi oynayarak, halkımızın, gençlerimizin milli duygularını sömürerek, onun üzerinden siyasi rant sağlıyorlar.

Siz Ümit Özdağ’ın, Sinan Oğan’ın ağzından duydunuz mu, Ege’deki işgal altındaki bu Adalarımızın kurtarılması hakkında bir çift söz?

Duymadınız… Duyamazsınız da…

Çünkü nasıl Tayyipgiller CIA Dincisiyse, bunların alayı da CIA Milliyetçisi. Yani bunlarınki Tantanacılık oyunu ya… başka hiçbir şey değil.

Bugün 19 Mayıs değil mi, arkadaşlar?

Tayyip törenlere katılmıyor, yardımcısı olacak birini gönderiyor. Valiler törenlere katılmıyor, yardımcılarını gönderiyor. Yani bu şekilde aşağılıyorlar 19 Mayıs’ı.

Bir yoldaşımın eğitim emekçisi kızı anlattı:

Görev yaptığı okulda bugünkü törenin sunumu ona verilmiş. O da bir metin hazırlamış ve okul idaresine vermiş.

Tabiî 19 Mayıs ne demektir, arkadaşlar?

Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşlarının Dolmabahçe’de demirlemiş olan işgalci İngiliz, Fransız zırhlılarına “geldikleri gibi giderler!” diyerek meydan okuyup Samsun’a çıktığı gündür 19 Mayıs.

Bundan söz edilmezse 19 Mayıs’ın nesinden söz edilir?

Bir de bakmış ki arkadaşımın eğitim emekçisi çocuğu, kendisini derhal sunum yapma görevinden almışlar. Onun yerine Tayyipgiller’in damardan adamı bir bademi göreve getiriyorlar. O da Mustafa Kemal’den söz etmeden töreni sunuyor. Memleket bu halde…

Devletin kurucularına ve bu toprakları işgalden kurtaranlara, Antiemperyalist Birinci Kuvayimilliye’ye, Kurtuluş Savaşı’mıza ve onun önderlerine düşman olan bir iktidar, bir mafyatik, Amerikan yapımı suç örgütü 21 yıldan bu yana Türkiye’nin tepesine çökmüş durumda.

Dünyada bunun bir örneği olabilir mi ya?

Düşünün; Amerika’da Bağımsızlık Bildirgesini açıklayan Thomas Jefferson’a, George Washington’a düşman olan ve Ulusal Kurtuluş Savaşlarına düşman olan; “Keşke Amerika kurtuluşa ulaşmasaydı ve İngiliz Sömürgesi olarak kalsaydı”, diyen bir parti olabilir mi?

Canına okurlar böyle bir düşünce besleyenin! Ama Türkiye’de hâlâ birinci parti. Halkımız nasıl böyle zihin hasarına uğratıldı?..

Örümcek ağı gibi ülkemizin dört bir tarafını sarmış tekkeler, zaviyeler, tarikatlar, cemaatler, binlerce İmam Hatip Okulu, İlahiyat Fakülteleri, 145 bin kişilik Diyanet kadrosu; tümü vatana ihanet içinde bir anlayışa ve bir ideolojiye sahip. Gençlerimizi, insanlarımızı bu ideolojiyle zehirliyorlar.

Düşünün ya…

Kurtuluş Savaşı’mızın en önemli önderlerine, “iki ayyaş”, diyor bir alçak, bir puşt!

Ve buna kimse ses çıkartmıyor ya. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Bu sebepten heyecanımızı anlar herhalde arkadaşlar.

Alman Genelkurmayı’nın tespitidir: Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ve bunun sonunda gerçekleşen Kurtuluş Savaşı’mızda 2,5 milyon ila 3 milyon arasında şehit vermiştir bu millet. Ve bu topraklar 2,5 ya da 3 milyon şehidimizin kanıyla sulanmıştır. Bu yüzden Vatanımızı gözümüzden daha önemli tutmalı ve korumalıyız. Biz bu anlayıştayız ama ne yazık ki bizim anlayışımızda başka bir hareket göremiyoruz.

TRT’deki konuşmalarımızı bazı bilinçsiz, cahil insanlarımız sert buluyorlar. Hayır. Mevcut durumun, içinde bulunduğumuz vahim şartların değerlendirmesini yapıp onları bilince çıkarırsak, aslında benim hiç de sert konuşmadığım, tersine son derece toleranslı konuştuğum ortaya çıkar, arkadaşlar.

Fakat geçecek bu günler, bunların yanına kalmayacak. Bütün ihanetleri, bütün vatan satıcılıkları, bütün hırsızlıkları bir bir sorulacak bunlardan. Kaçışları yok!

Biz bunları söylediğimiz için durup dinlenmeden davalar açtırıyorlar bize. TRT Konuşmalarımızdan bu yana iki dava daha açtırdılar. Dün de yeni bir dava açılmış, UYAP’tan onun mesajı geldi telefonuma.

Açtırsınlar, umurumuzda değil!

Bizi korkutmak, yıldırmak, sindirmek mümkün mü?

Tayyip’in ve avanesinin bizi korkutabilmesi; bir karganın bir kartalı korkutabilmesi, bir tarla sıçanının bir aslanı korkutabilmesi ne kadar mümkünse, ancak o kadar mümkün.

Eninde sonunda bunları çelik bilezikle tanıştıracağız! Ve bağımsız, tarafsız yargının önüne çıkaracağız! İşledikleri binbir suçun hesabını soracağız bunlardan.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

19 Mayıs 2023

İletişime Geç
Merhabalar,
Bize buradan ulaşabilirsiniz